UNUTULMAZ EŞKİYA KOÇERO...

1940-1960 yıllardan bir hayat hikayesi...

Geçmişte kalan 1940-1960 lı yıllar arasındaki dönemde ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşanan bazı kanun kaçakları için eşkıya olmak ve dağlara çıkarak farklı bir hayat içine girmek adeta bir kültürel yaşam biçimi olarak telakki ediliyordu. Günümüzde tecelli ederek ortaya çıkan ve hemen dünyanın dört bir tarafındaki ülkelerin başına bela olan ve çok yaygın bir şekilde devam eden çağdaş terör eylemlerine benzemeyen farklı bir kanun kaçağı olan eşkıyalık o dönemdeki bir yaşam türü şeklinde devam ediyordu. Ancak o dönemde suç işlemeye yatkın maceraperest olan insanların veya suç işleyen kader kurbanlarının isteyerek veya istemeden tercih ettiği ve içine sürüklendiği eşkıyalık yaşantısı bir zamanlar bu bölgede oldukça yaygındı.

Bu yıllarda Tilki Selim, Osman-ı Gevre ve Koçero gibi farklı lakaplarla adlandırılan kanun kaçağı eşkıyalar dağlarda kol geziyorlardı. Ancak günümüzdeki gibi halkın malına ve canına zarar vermek gibi eylemleri yoktu. Sadece kendi canlarını korumak ve yakalanıp cezaevine girmemek için uğraşıyorlardı. İşte bu eşkıyalar içinde özellikle dağların taçsız kıralı olarak tanımlanan eşkıya Koçero olarak bildiğimiz bir kanun kaçağı vardı ki bunun namı ve şöhreti diğerlerinden daha çok yayılan biri olarak biliniyordu. Eşkıya Koçero olarak tanımlanan bu şahıs, aslen Batman İli Beşiri İlçesi yöresinde tarihi süreç içinde kümelenmiş Alikan Aşiretine mensup biriydi. Esas ismi Mehmet Kilit olan Koçero, 1950 yılında işlediği bir suçtan dolayı (adam öldürme) teslim olmadan kanun kaçağı durumuna düşmüş ve silahını eline alarak eşkıya olmayı ve dağlardaki tenhalıklarda yaşamayı tercih etmiştir. Koçero lakabını da mensubu olduğu aşiretin kültürel yaşam biçiminden, kökleri derinde olan otantik gelenek ve göreneklerinden almıştır. Çünkü Alikan Aşireti, tarihi süreç içinde yaklaşık 700 yıl öncesinden başlayarak Osmanlı Saltanatı döneminden gelen ve tarihi kaynaklarda önemli bir yer işgal etmiş çok önemli bir aşiret olarak tarihi kayıtlarda yer almıştır. Bundan dolayı öteden beri yöremizde kök salan ve bu isimle tanınan Alikan aşireti konargöçerlik anlayışına bağlı olarak Güneydoğu Anadolu Bölgesi sınırları içinde mevsimsel olarak yer değiştirerek hayatlarını idame etmektedirler.

Yazın yaylaya kışın da ovaya dönüş yaparak çadırları ve küçükbaş hayvanları ile birlikte farklı bir kültürel yaşam biçimi içinde varlıklarını sürdüren bir aşiret olarak tanınmakta ve bilinmektedirler. Söz konusu ettiğim bu aşiret etnik köken olarak köklerinin dayandığı Göçer veya Koçer olarak bildiğimiz yani sürekli hareket halinde olan ve hep yer değiştirmekle meşgul olan ve farklı coğrafyalarda iskân olan çok önemli bir göçebe ırktan gelmektedir.
Oldukça kalabalık bir nüfus potansiyeline sahip olan Alikan Aşiretinin ilk yaşam biçiminden başlayarak günümüze kadar gelen kültürel anlayışları genel manada vatana millete bağlılıklarıyla bilinmektedirler. Bu nedenle, Alikan aşiretinin tarihi süreç içindeki geçmiş yıllara dayanan kültürel yaşam biçimleri, Orta Çağdan bu yana gelen ve yöremizde yoğun bir şekilde yaşanan aşiretlik sistemi içinde önemli bir yer işgal etmiştir. Alikan Aşireti, diğer aşiretlerden farklı olarak geniş ve köklü bir sülale geleneğinden gelerek sürüleri peşinde Güneydoğu Anadolu Bölgesinin hemen her yaylasında ve ovalarında dolaşarak yaptıkları iş ve işlemler sadece toprağa bağlı olarak konar göçerliktir.

İşte bu aşirete mensup olan eşkıya Koçero, tam bir dağ adamı olarak tanımlayabileceğimiz fiziki yapısıyla teneffüs ettiği dağ havasını sinesinde özümseyerek sahip olduğu Koçer özelliklerini bağrında taşıyan iri kıyım bir adamdı. Koçero nun eşkıyalık yaşamı genel olarak Batman ili sınırları içindeki Garzan, Dicle ve Botan Vadileri ile bu çevrelerdi. Bunun dışındaki uğrak yerleri ise özellikle petrol sahalarının bulunduğu Raman sıradağları, Garzan, Dodan, Şelmo ve benzeri petrol kamplarının bulunduğu alanlarda da dolaşıyordu. Petrol sahalarında çalışan işçilerle ve Dicle Nehri, Garzan ile Botan Çayları üzerinde kelekle ulaşım sağlayan kelekvanlarla da samimi bir diyalog kurmuştu. Koçero yu ilk gördüğüm zaman çocukluk hafızam beni yanıltmıyorsa uzun boylu, esmer, pala bıyıklı, hafifçe kavisli burnu ile 35-40 yaşlarında dinamik ve heybetli bir görünüme sahip olduğu hafızamda yer etmiştir.

Halk arasında fazla tanınmasın ve şikâyet edilmesin diye arada bir kıyafet değiştirip, fotür şapka takarak kravat eşliğinde katlık elbisede giyerdi. Böylece dağda ve yerleşik düzen içindeki yaşam tarzına uygun değişik kıyafetler içinde de dolaşmayı iyi biliyordu. Eşkıyalığın ilk yıllarında yakalanması için çok yoğun bir şekilde yapılan güvenlik operasyonları sonucunda her seferinde yakasını kurtarmış, ancak günün birinde yakalanması muhtemel olduğu için bu durumdan tedirgin olunca da Suriye ye kaçmak zorunda kalmıştı. Suriye de kaldığı kısa sürede bu ülkenin yönetim biçiminden kaynaklanan sorunlardan dolayı rahat ve huzur bulmayınca yeniden Türkiye ye dönerek eşkıyalık yaşamını ait olduğu dağlarda ve topraklarda geçirmeye devam etmiştir.

1950-1964 yılları arasında yaklaşık on beş yıl süreyle dağlarda mesken kurup eşkıyalık yapan Koçero, özellikle Garzan, Dicle ve Botan vadilerinde zaman zaman eylemlerde bulunarak eşkıyalığın ilk yıllarında devletin güvenlik güçlerini peşinde koşturmuştur. Bu dönemde kırsal ve dağlık alanlarda Jandarma ile girdiği silahlı çatışmalar nedeniyle ismi dönemin yazılı basınında ve radyo haber bültenlerinde sıkça geçmekte idi. Böylece Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Koçero ismindeki bu eşkıyanın varlığından Türkiye bütünlüğü içinde birçok insan haberdar olmuştu. Halk arasında çok konuşulan ve telapi yöntemiyle ağızdan ağza ismi dolaşan eşkıya Koçero, böylece kendiliğinden hiç ortalıkta görünmeden şöhrete kavuşarak birdenbire ülke bütünlüğü içinde ünlenmeye başlandığı görüldü. Ancak adam öldürme vakalarına bir kişi dışında ismi karışmayan Koçero, genel manada kendi halinde sakinliği ile tanınan bir eşkıya olarak uğradığı yerleşim birimlerinde sadece yiyecek ihtiyacını karşılayan ve elinde erzak fazlası kalınca da onu yoksul ve fakirlere dağıtan böylece iyi niyetli bir eşkıya olarak yörede nam salmıştı.

Bu yıllarda Batman çevresinde ve özellikle Raman sıradağları üzerinde petrolün bulunması ve ardından Batman kent merkezinde rafinerinin kurulmasına bağlı olarak petrol gibi bir nimet sayesinde Batman da meydana gelen büyük gelişmeler nedeniyle Türkiye nin dört bir tarafından Batman a göç başlamıştı. Koçero nun ailesi de yeni bir yaşamın peşine düşerek Beşiri ilçesindeki ikametlerini terk ettikten sonra Batman a göç etti. Koçero ise dağlardaki eşkıyalığına devam ederek görünürde ailesinden ayrı bir hayat sürdürüyordu. Eşkıya Koçero dağlardaki yaşamı esnasında beraberinde sadece birkaç adamıyla birlikte dolaşıyordu. Çünkü dağlardaki yaşantısı süresince beraberinde fazla adam bulundurmayı istemiyordu. Kalabalık guruplardan fazla hoşlanmıyordu. Fazla adam kalabalığı olunca ortalığın da ona göre karışacağı ve kontrol edilmesi zorlanacağı endişesinde idi. Bu nedenle, az adamla ipin ucunu kaçırmadan dolaşmanın daha mantıklı olduğu inancına sahipti.

Türkiye de genel manada eşkıyalığın bir süreliğine Güneydoğu Anadolu Bölgesinde devam ettiği bu dönemde Batman, Siirt, Mardin ve Bitlis dörtgeninde dolaşan ve bu yörelerde ünlenerek adını bütün yurtta duyuran eşkıya Koçero adına bir zamanlar türküler bestelenmişti. Dilden dile dolaşan bu türkülerde eşkıya Koçero ya övgüler yağdırılıyordu. İşte tam da bu dönemde ünlü sinema artisti ve film yönetmeni Yılmaz Güney tarafından konuya ilişkin hazırlanan bir senaryoya bağlı kalınarak 1964 yılında Koçero Dağların Kralı filmi çevrildi. Bu sayede eşkıya Koçero nun popülaritesi daha çok yükseldi. Koçero filmi sinemalarda vizyona girdiği 1964 yılındaki sinemaların çok önemli bir sosyal etkinlik merkezleri olarak varlıklarını sürdürmeleri ve sinemaların bu dönemde tek eğlence yeri olarak bulunması halkın sinemalara olan ilgisi de o derece çok yoğundu. Hemen herkes temaşa zevklerini yazlık ve kışlık sinemalarda gideriyor ve bu eğlence mekânlarına olan aşırıya varan ilgi adeta önü alınmaz bir şekilde devam ediyordu.

Bundan dolayı Koçero Dağların Kralı filmi bütün Türkiye deki sinemalarda gösterime girince gişe rekorları kırıldı ve filmin oynadığı her sinemada kapalı gişe oynadı. Filmin başrolünde Yılmaz Güney Koçero yu oynayınca halkın ilgisi daha çok filme yoğunlaştı ve böylece eşkıya Koçero nun bütün Türkiye de bu yöntemle bir kez daha tanınması sağlanmış oldu. Koçero filminin Batman da Seyran Sinemasında gösterime girdiği tarihte ben 13 yaşında ortaokula giden bir çocuktum. Hiç unutmam o yaştaki çocukluğumda bu filmin sinemalarda oynandığı günlerde tam on kez filmi tekrar tekrar izlediğimi hatırlıyorum. Mehmet Kilit eşkıya lakabıyla Koçero nun dağlardaki yaşamı genel olarak gündüzleri saklanır geceleri dışarıya çıkıp dolaşırdı ve zaruri ihtiyaçlarını köy yerleşkelerinden temin ederdi. Kimseye haksızlık etmez, baskı kurmazdı. Kendisine yardım edenlere teşekkür ederdi, yardım konusunda sıkıntı çekenleri de hiç rahatsız etmezdi. Onun bu iyilik ve yardımsever özelliğinden dolayı eşkıya ve kanun kaçağı olmasına rağmen halk tarafından hiçbir zaman yakalanması için güvenlik güçlerine şikâyet edilmedi. Koçero nun rahmetli babamla yakın bir dostluğu vardı. Babam uzunyillar Dicle Nehri ve Batman Çayı üzerinde kelekle karşıdan karşıya ulaşım sağlıyordu.

Koçero da zaman zaman gelerek kelekle nehirden karşıya geçiyordu. Babamın yanında bulunduğum bir sırada Koçero yu orada gördüğümde ve babamın da işte Koçero budur diyerek bana gösterip tanıttığında çok heyecanlanmış ve çocuk aklıyla eşkıyaların da insan olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalmıştım. Çünkü o ana kadar eşkıyalığın ismini duymuştum, kötü bir şey olduğunu da biliyordum ama ne olduğu konusunda bir fikrim yoktu. Eşkıyalığın insanlardan oluştuğu konusunda bir düşünceye sahip olmadığım gibi insanlara benzerliği dışında farklı bir şey olduğunu biliyordum. Koçero özellikle akşam karanlığı basınca babam eve gelmek için hazırlık yaptığı esnada nehrin karşı sahilinden babama seslenirdi ve zahmet olmazsa gel beni al derdi. Babam da onu kırmazdı ve kelekle gider onu alır gelirdi. Koçero nehrin karşı sahilinden Batman tarafına gelir gelmez babama teşekkür ettikten sonra sen beni bekleme git ben senden sonra gece karanlığı biraz daha koyulaşsın ondan sonra kente giriş yapar eve gelirim derdi.

Uzun bir süre bu şekilde babam tarafından Koçero nun nehir üzerindeki ulaşımını sağladığını çok iyi biliyor ve hatırlıyorum. Koçero eşkıyalığı döneminde özellikle Dodan Petrol Kampını sıkça ziyaret ederek oradaki petrol işçilerine misafir olurdu. Yine bir gün gece yarısına doğru bir saatte üç adamıyla birlikte Siirt ili Baykan İlçesi Atabağ (Comaniye) köyü yakınlarında bulunan Dodan Petrol Kampına gitmek üzere yola çıkarlar. Ellerinde silahları olduğu halde petrol kampının yakınlarına geldiklerinde gece karanlığı olması nedeniyle kampta onları tanımayan işçilerden bazıları kamp binasının çevresinde bir karartıyı fark ederek tedbir olsun diye silahlarını alıp mermiyi de namluya sürdükten sonra kamp binasının içinde beklemeye koyulurlar. Daha önce birçok kez söz konusu edilen bu petrol kampına gelmiş olan ve işçilerle koyu sohbetlerde bulunmuş olan Koçero ve beraberindeki adamlarıyla birlikte alışık oldukları bu petrol kampı binasına her zaman olduğu gibi serbestçe yaklaşırken bu kez hiç ummadıkları bir şekilde içerden kendilerine silahla ateş edildiğini fark ederler. Bu olay karşısında şaşkına dönen Koçero ve beraberindeki adamlar hiç ses çıkarmadan oldukları yerde gizlenerek bir süreliğine saklanırlar.

Kamp binasının dışında ve karanlık bir gecede gizlendikleri yerde beklemede olan ve silahla kendilerine yapılan ateş karşısındaki durumdan tedirgin olan Koçero ve adamları neye uğradıklarını bilmeden bir süreliğine öylece saklandıkları yerde beklemeye başladılar. Kendilerine yapılan bu silahlı atışlara bir anlam veremeden kendilerini korumak için gereken her türlü tedbirleri almaya başladılar. Böylece onlar da kamp binasına doğru silahlarını doğrultarak beklediler. Ancak kamp binasından onlara doğru yapılan silah atışları durmayınca kendileri de buna karşılık vermeye başladılar. Eşkıya Koçero ve adamları ile petrol kampı binasında bulunan işçiler arasında bu şekilde çıkan karşılıklı silahlı çatışma maalesef kör döğüşü gibi bir süreliğine devam eder. Gecenin bu karanlığında Dodan petrol kampı çevresinde devam eden bu silahlı çatışmayı Atabağ Köyü Jandarma Karakol Komutanlığı duyar ve Jandarmalar olaya müdahele etmek üzere Dodan Petrol Kampına doğru giderler. Jandarmaların da katılmasıyla kamp çevresinde gece karanlığında şiddetli bir silahlı çatışma meydana gelir. Uzunca bir süre devam eden bu silahlı çatışma bir anda kesilerek yerini sükûnete bırakır.

Askeri birlik tarafından sabahleyin çatışma alanında yapılan incelemede bir çeset bulunur. Ceset üzerinde yapılan incelemede bu çesedin Koçero ya ait olduğu anlaşılır. Ancak petrol kampındaki işçilerin silahından mı yoksa Jandarmanın silahından mı çıkan kurşunlarla kim tarafından öldürüldüğü anlaşılmaz. Tarih 05 Temmuz 1964 yılını gösterirken böylece Dodan Petrol Kampında meydana gelen silahlı çatışmada ölen Koçero nun ölümü tez duyulur ve yörede adeta şok etkisi yaratır. İnsanlar Dodan kampı çevresinde ortaya çıkan silahlı çatışmadaki olayda öldürülen eşkıya Koçero nun öldürülme olayına çok şaşırdıkları ve olayın etkisi altında kaldıkları görülür. Çeset üzerinde yapılan idari ve adli işlemlerden sonra Koçero nun cesedi ailesine teslim edilir. Koçero nun ölümünden sonra Batman da bulunan ailesi zor durumda kalarak uzun yıllar yoksulluk içinde bir yaşama mahkûm bir şekilde ne yapacaklarının şaşkınlığı içinde kalırlar. Ancak Koçero nun büyük oğlu Nuri Kilit, büyüyünce ailesinin geçimini sağlamaya başlar. Uzun yıllar şehirlerarası yolcu taşıyan otobüslerde şoförlük yaparak çalışmaya devam eden Nuri Kilit, şoförlük yaptığı yıllar içinde kurallara dikkat etmesi ve hiç kaza yapmaması nedeniyle şoförlükteki bu başarısı üst seviyelerde olduğu anlaşılınca ilgili otobüs firması tarafından 2005 yılında Türkiye’de yılın şoförü seçilerek taltif edilmiş ve ödüllendirilmiştir.

          |                              

Şehmus KARTAL
Kültür Uzmanı
19 Şubat 2017 Pazar
Mesaj Gönder 7032



 Yorumlar

Cem POLATOĞLU
Yazara Mesaj gönderin
SOSYAL MEDYADA TURK TURİZMİ

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
MİLLİ PARK'I YAPILAŞMAYA AÇAN PLANI YARGI İPTAL ETTİ!

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
GAP YTK BAŞKANLIĞINA KADIN ADAY OLURSA...

Hikmet TOSUN
Yazara Mesaj gönderin
İNANÇ TURİZMİNDE SEYİT BİLAL İBRAHİM HAZİRESİ

Merve Baş BULUT
Yazara Mesaj gönderin
BESLENME ENGELİYLE SEYAHAT ETMEK...

Serdar Taştanoğlu
Yazara Mesaj gönderin
HOŞGELDİN BABACIĞIM I Yorum VAR !

Dursun YILDIZ
Yazara Mesaj gönderin
ÇORLU TREN KAZASININ FAİLİ SU'YUN KUVVETİ Mİ.?

Asil S. TUNÇER
Yazara Mesaj gönderin
SELANİK TÜRKLERİNDİ –I-

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
ANADOLU SU KÜLTÜRÜ MERKEZİ Yorum VAR !

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti


İslami Oteller
Otel Fiyatları


. . .