GÖZÜMÜZ HEP DERİNLERDE

Biz Fatih’le Ege Denizi’nin derin sularında, vücudumuzda biriken azotu eritirken aşık olduk birbirimize.


30 metrede, bir deniz altı dağının uçurumundan, yerçekimsizliğe atlarken… İrem ile Mete nin Karaburun da boş yere ölmüşlüğünün anısına ismi verilen ‘İrem Mete dalış noktasında.

Suyun yaşam olduğunu ikimiz de biliyorduk ve bu sularda kesişen yaşamlarımızın yepyeni bir hikayeye birlikte devam edeceğini ilk bakışta anlamıştık. Nitekim hislerimiz bizi yanıltmadı. O gün bugündür devam ediyor hikaye. Gittiğimiz her yerde bir suya girip çıkmadan duramıyoruz. Gözümüz hep derinlerde…

Asya ya yaptığımız son yolculuk daha önceki seyahatlerin hepsinden farklıydı. Dört ay tamamen bize aitti ve başka kıta olmayacaktı. Seçeneklerimizi azalttıkça sadece başladığımız noktadan ileri doğru hareket etmek kalıyordu bize bir de aslında olmayan sınırlara yerleştirilen sınır kapılarında verilen, verilmeyen vizeler.

Endonezya da tamamen yerli hayatına karışabileceğimiz bir adanın Tetebatu köyünden başladık yolculuğa. Dünya nüfusunun büyük kısmının sadece pirinç ile nasıl hayatta kaldığını anlamak için hasada gittik çalışmaya. Pirinç tarlasında birkaç gün çalışmak dünyanın kaç bucak olduğunu anlamanın en kolay yollarından biri sanırım. Her gün aynı saatte damacanadan dökülürcesine yağan yağmura şükrettim, olmasaydı yanardık. Suyun her haline minnettarım.

Sadece pirinç yedik Tetebatu da, geceleri ateş böceklerinin dansını izledik. Hayatım boyunca bir daha bu kadar çok ateş böceğini bir arada görür müyüm bilemiyorum. Ellerimde, kollarımda, yüzümde, saçlarımda her yerde ateş böcekleri geceyi aydınlatan tek ışıktı ormanda. Rinjani yanardağının eteklerine kurulmuş köyde 10 gün kaldık. Pirinç şarabı bütün gün çalışan yerliyi bir araya getirip, yorgunluğu unutturan tek gerçekti. Birbirimize hikayelerimizi anlattık.

10 günde çok gelip geçen turist oldu köyden. Günü birlik turlarla Rinjani ye koşturarak tırmanıp, ayakları yara içinde bizim kampta mola veren, 19 yaşındaki dünya seyahatine çıkmış gençleri görünce, kışın tarlada hazırladığımız, yola çıkarken de yanımıza aldığımız kantaronu çıkarıp sürmemek için zor tuttum kendimi. Bu telaşın bedeliydi o yaralar ve telaşsızlığı öğretmek için, o telaşlı gençlerin ayaklarını seçmişlerdi. Tıpkı benim telaşımın açtığı ayak yaralarının bana kantaron yapmayı öğretmesi gibi.

Derken biz Tetebatu dan ayrılma vaktinin geldiğini anladık ve denize doğru sürdük. Duyduk ki Gili Air adası bizim gibilerin gittiği bir yermiş. Bizim gibiler konusuna geleceğim yazının ilerleyen kısmında. Vakti zamanında bir kaptan arkadaşımızın burada kampı vardı, o çağırmıştı, gidememiştik, bugüne kısmetmiş. Gili Air yeryüzünde kum tanesi büyüklüğünde bir ada. Adanın bir ucu ile diğer ucu arasında 2 km var mıdır bilemem çünkü çok yürümedik, genelde sudaydık. Bu seyahate çıkarken Asya da karşımıza çıkabilecekler listesinde köpek balığı ve bir kaplanla karşılaşmak Fatih in en büyük isteklerindendi. Bu arada bu yazıyı yazdığım yerde CNN haberleri açık. Yayınlanan haber şu şekilde; ‘İngiltere de bir kaplan bakıcısına saldırdı…

Burada fil, kaplan, timsah ve köpek balıkları ile insanlar arasında yaşanan olaylar haber değerini lokal kanallarda çoktan kaybetmiş bile. Her gün pek çok olay oluyor.

Gili Air dünyanın en iyi dalış noktalarından biri olarak biliniyor. Biz de belki bir köpek balığı ile dalış sırasında karşılaşmak umuduyla burada dalış yapmak istiyoruz elbette. Ancak doğru noktalara götürürler mi konusunda endişemiz var, bu dalış için pirinç tarlasında geçirilmiş günlerim var.

Gili Air in sokaklarında boş boş dolaşıp, dalış için keşke tanıdık birileri olsa diyen Fatih in arkasından, bir sesin ‘yok artık sahiden mi“ şeklinde bir yorumla bize seslenmesi ve bizim kafaları mirket hızıyla çevirerek Can a dönmemiz bir oldu. Üstümüzden şaşkınlığı attıktan sonra dalış okuluna geçtik.

Can ve Didem Gili Air adasına yerleşmiş yarı kara yarı suda yaşayan süper tatlı iki amfibik. Dalış okulunda ertesi günün dalış planını yaptıktan sonra akşam ne yapacağımızı kararlaştırıp ayrıldık birbirimizden. Fatih in istekli olduğu bazı konularda isteğini dile getirdikten 5 dk sonra dileğinin gerçek olması bizim alıştığımız bir durumdur ancak Can bizim dalış okulunda uzun yıllar birlikte daldığımız hocamızın da en yakın arkadaşı çıkınca, pes doğrusu dememek mümkün olmuyor. Çünkü benim hiç böyle süper kahramanlık yeteneklerim yoktur. Ben genelde eğer bir kahramanlık söz konusu olacaksa
‘yapaman , ‘göremen , tarzı bir süper kahramanımdır.

Mesela çok görmek istediğim bir yerin kapısına kadar gitmeyi başarırım, o da nesi; kapıdaki görevli ‘göremen der bana. Niye abi geldik işte buraya kadar. Bugün paskalya, bugün ulusal kek günü, tavuk suyunu kutlama günü gibi sebeplerle göremem ben o yeri. O yüzden Fatih in bu özelliği kendisini bir süper kahraman olarak görmem için yeterlidir.

Can ve Didem le buluştuğumuz gece, ilginç bir karşılaşma olduğunu anladık. Didem ile aynı okuldan aynı dönem mezunduk ve hikaye ilerledikçe aslında birbirimizi tanıdığımızı fark ettik. Eski defterler açıldı. Güldük hatta ağladık bile sanırım. Üstünden onca zaman geçmişti. Okul çıkışı bira içilen o barın adını belki de şimdi bizden başka kimse hatırlamıyordu. O gece pek çok insanın kulaklarını çınlattık. Şans ve şanssızlık üstüne bol bol düşündük.

Can ile aynı sularda yüzmüş, belki aynı mürenle karşılaşıp selam durarak yanından geçmiştik. Tanışıklığımız yine yıllar öncesine gidiyordu. Şimdi yazının bu kısmında ‘bizim gibiler için bölümüne başlayacağım tahmin edersiniz, biz dünyanın dört bir yanına savrulmuş orta yaşlarında çocuk ruhlu gençleriz. Birbirimizi aramayız karşılaşmak için ama yolda buluruz.

Hani böyle bir baltaya sap olamadın derler; baltaya sap olmanın hep bir el tarafından kavranıp ümüğü sıkılarak o el tarafından idare edilen bir odun olduğunu düşünmeden. Sanki iyi bir şeymiş gibi baltaya sap olmak. İşte baltaya sap olan insanlarla, baltaya sap olmayan insanları hemen ayırt edebilirsiniz. Bizim gibiler işte o baltaya sap olmayanlardır. Büyümezler, hiç o baltaya sap olacak yaşa gelemez bizim gibiler. Anasından doğduğu günden beri yaşıyordur, genelde yaşını unutur bizim gibiler.

Dünyanın adı sanı duyulmamış ücra köşelerinde yaşamaya kaçar bizim gibiler, çok az olduğumuzu düşünmüyorum, yolda pek çoğuyla karşılaştım. Can ve Didem ile aynı topraklarda büyümüştük sadece ve bu özellik yaşadığımız pek çok saçmalığı rahatça konuşabilmemize olanak tanıyordu. Tanıştığımız Avustralyalı bizim gibilere yaşadığımız saçmalıkları anlatmak gülünç oluyordu. Çünkü tüm hayatları boyunca yaşadıkları yerde hiç terör görmemiş insanlara neler oluyoru anlattığımızda bizi anlayamıyorlardı. Biz kara bir ütopya da yaşarken, onlar başka bir alemdeydi. Yine de onların hikayelerini dinlemek ve dünya üzerinde hala böyle yerlerin olduğunu bilmek masal dinlemek gibi geliyordu. Hiç kıskanmadık. Her toprağın bir kaderi vardı sanırım.

O gece hepimizin ortak dostu olan Barış ı aradık hep birlikte Gili Air adası ndan. Kameradan uzun zaman sonra bizi gören Barış bu tesadüfi birlikteliğe şaşırmadı. O da o esnada başka sularda başka insanlarla karşılaşmıştı, yoldaydı. Barış tan sonra daha kaç kişiyi aradık hatırlamıyorum çünkü epey bir ortak dostumuz çıkmıştı. Düşündük hiç biri bir baltaya sap değildi hiçbiri ne güzel. Kimi tuvallerde renklerle oynuyordu, kimi dağlarda kendine yuva yapmıştı, kimi denizlerin derin yerlerinde salınıyordu akıntıyla kimi bir davulun ritmine kapılıp gitmişti, kimi de 60 ından sonra iki tekerleğin üstünde hayatının macerasının peşindeydi. Dedim ya biz her yaştan ve her yerden hiç büyümeyen ve hiçbir baltaya sap olmayanlardanız. Bizim gibiler birbirini yolda bulur. Çünkü doğanın fısıltısını duyar ve bize izlememiz gereken yolu tarif ettiğini biliriz.

Yolunuz Gili Air adasına düşerse Can ve Didem e uğramadan adanın tamamını görmüş sayılmazsınız. Bir ayrı dünya onlar. Mercimeğe bayılırlar. Eğer biraz mercimek götürürseniz belki de dünyanın en tatlı kahkahasına sahip o kadının muhteşem kahkahasını duyabilir ve suda yeterince uslu bir çocuk olursanız benim gibi siz de dev bir kaplumbağayla birlikte yüzebilirsiniz.


          |                              

Sezen SEÇGİN
Gezi Yazarı
19 Ağustos 2017 Cumartesi
Mesaj Gönder 1871



 Yorumlar

Hikmet TOSUN
Yazara Mesaj gönderin
ALAADDİN KÜLLİYESİ'NİN SİNOP TURİZMİNDE VE GELECEĞİNDE YERİ VE ÖNEMİ

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
BAKANLIK ÇED RAPORLARINI OKUMADAN MI ONAYLIYOR?

Dilara Bahtiyar SARI
Yazara Mesaj gönderin
ÇİN PAZARINDA KIRMIZI TURİZM

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
ULUSAL DEĞERLER, YEREL KATKILAR

Uzm.Dr. Sinan İbiş
Yazara Mesaj gönderin
ALZHEİMER HASTALARI İÇİN GÜZEL VE KOLAY 50 AKTİVİTE

Merve Baş BULUT
Yazara Mesaj gönderin
TURİZMDE TAM ERİŞİLEBİLİRLİK

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
HAVALİMANLARI TAŞIMACILIĞINDA TEKELLEŞME TARTIŞMASI... Yorum VAR !

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
KİBYRA ANTİK KENTİ

Cem POLATOĞLU
Yazara Mesaj gönderin
TATİL KÖYLERİMİZİN ANATOMİSİ

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti


İslami Oteller
Otel Fiyatları


. . .