TERK EDİLMİŞLİĞİN HÜZNÜ, YILKI ATLARI

İbrahim, bir gün atının yavrulayacağı ve böylece güçlü, kuvvetli bir ata sahip olacağı ve katıldığı tüm yarışları kazanarak kendisini zengin edeceği hayalleri içerisindedir.



Bu hayaller içerisinde yaşayan İbrahim in bir gün hayalleri, gerçekleşir ve atı yavrular. Adını da Dorukısrak koyar.

Dorukısrak, katıldığı tüm yarışları kazanarak İbrahim i mutlu eder. Gerek İbrahim ve gerekse Dorukısrak beraber yaşantılarında mutludurlar. Dorukısrak da, ailenin bir parçası olmuştur. Artık sevilmekte ve ilgi görmektedir.

Ancak zamanın acımasızlığına karşı koyamayan Dorukısrak, hız ve gücünü yitirmeye başlayınca kazandığı yarışları artık kazanamamaktadır. İbrahim in zenginliğe ulaşmak, at sürülerine sahip olmak ve bir kervansaray yaptırarak hayatına devam ettirmek olan hayali gerçekleşmez. Tüm bu hayalleri Dorukısrak üzerine inşa eden İbrahim, Dorukısrak ın bunu sağlayamayacağı gerçeğini anlaması ile kızgınlığını Dorukısrak tan alır.

Atın artık yılkıya gönderilme zamanının geldiği kararını veren İbrahim, oğullarından atı uzak bir yere götürüp bırakmalarını ister. Dorukısrak, neden bırakıldığına hiçbir mana veremez. Öyle ya o da, ailenin bir parçası idi ve seviliyordu. Ailenin parçası olan ve sevilen birisi burada yalnız bırakılır mı idi? Terkedildiği hiç aklına gelmez ve bunda bir yanlışlık var diye eve yani ailesine geri döner, ama kapıyı açan kimse yoktur. Onu gören İbrahim kızar ve atı tekrar uzaklara gönderir.

Ama Dorukısrak, büyük umutlarla yine geri döner. O ailesine ve İbrahim e sadıktır. Bunun dışında aklına başka bir şey gelmez. Atın gelişine İbrahim daha da kızar ve Dorukısrak ı döver.
Yediği dayak, Dorukısrak ın aklını başına getirir ve gerçekleri anlar. Artık ailesi ve bir evi yoktur. Onu sevenleri de kalmamıştır. İnsanoğlunun çıkara dayanan beraberliğini ve gerçek yüzünü görmüştür. Bundan sonra onun evi, sonsuz bozkır olacaktır. Kalbi kırık, yüreğinde bir sızı ile oradan uzaklaşır.

Büyük bir hayal kırıklığı ve terk edilmişliğin acısı içerisinde iken karşısına hayat arkadaşı olacak Çılkır çıkar ve ona yeni bir hayata başlamanın fırsatlarını sunar. Diğer yılkı atları ile de tanışarak çevre edinirler. Ancak kışın gelmesi ile başlayan kurt sürülerinin saldırıları ve açlık atları bitkin duruma düşürür. Bu duruma daha fazla karşı koyamayarak hastalanan Dorukısrak sürüden kopar ve bir ahıra sığınır. Ahır sahibi Hıdır Emmi, kış boyu ona bakar, ama kurtların saldırısı sırasında Çıldır ın öldüğü haberi de tez duyulur. Bu, yeni bir yıkım olmuştur.

Bahar gelmiştir. İbrahim in de Dorukısrak a ihtiyacı vardır ve aramaya çıkar. Artık Dorukısrak, yalnız değildir ve bağlanacağı, ondan ayrılamayacağı bir tayı vardır. Dorukısrak, İbrahim i tanır ve yanına tayını da alarak dörtnala koşarak oradan süratle uzaklaşır. İbrahim, tüm aramalarına rağmen bir daha Doğukısrak ı bulamaz.

Abbas Sayar ın Türk edebiyatının klasikleri arasına girmiş “Yılkı Atı '' romanında anlattığı Dorukısrak ın hikayesi kısaca budur. Gençlik çağlarında okuduğum romanın ana karakteri olan Dorukısrak ı unutmak mümkün mü? Bir solukta okuduğum hala unutamadığım bu eserde yılkı atları ile ilk defa karşılaşmıştım. O zamandan bu güne kadar da bu eser ve yılkı atları aklımdan, hafızamdan hiç silinmedi. Bu muhteşem eseri okuyup da yılkı atlarının hazin hikayeleri ve insanı derinden etkileyen yaşamlarından etkilenmeyen yoktur sanıyorum.

O günden bu günlere. Aradan on yıllar geçti. Bir daha yılkı atları ile ilgili hiçbir kitap, yazı okumadım. Benim aklımda kalan Abbas Sayar ın çizdiği resim.

Ta ki bana bir arkadaşım, “Kayseri de yılkı atları varmış, benimle beraber oraya gelir misin“ diye teklif yapıncaya kadar. Hemen bu teklife evet dedim ve sabahın erken saatlerinde yollara düştük.

Sonunda yılkı atlarının bulunduğu Kayseri nin Hacılar ilçesinin Hürmetçi köyüne geldik. Burada yılkı atları ile ilgilenen ve bizi onlara götürecek Ali Kemer i bulduk. Birbirimizi tanımamızın ardından sürdürdüğümüz sohbette Ali Kemer söze, “Atları çok sevdiğini, onlara çok yakınlık duyduğunu, küçüklükten beri kendisine ait bir atı olsun düşüncesi ile büyüdüğünü, kadere bak ki bu gün dört yüz atı olduğunu '' sesinde heyecan ve gözlerindeki parlaklıkla başladı. Devamla “Ben onların doğum, hastalık ve ölümlerinde hep yanlarındayım. Elimden geldiğince onlara yardımcı olmaya çabalıyorum. Soğuk kış günlerinde aç kalmasınlar diye zaman zaman yiyeceklerini sağlıyorum. Tüm gayretlerimize rağmen olan kayıplardan da son derece üzüntü duyuyorum. Ancak yeni doğan taylar en büyük sevincimiz. '' diye ekledi.

Sonra bizi atların toplu olduğu bölgeye götürdü. Burada gördüğüm at sayının çokluğu karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim. Bir süre atlarla beraber olduk. Ali Kemer in programına uyarak fotoğraflarını çektik ve sonunda da Ali Kemer e hoşça kal diyerek oradan ayrıldık.

Bu yazımda sizlere birbirinden çok farklı zamanlarda yaşayan yılkı atlarını anlatmaya çalıştım. Abbas Sayar ın anlattığı yılkı atları ile benim Kayseri de gördüklerimin yaşamları, karşı karşıya kaldıkları zorlukları, yazgıları, çektikleri acılar arasında hiçbir fark yok. Atlar farklı, ama değişmeyen; zorlu şartlar, yazgı, yaşam ve mücadele. Hala atlar geçmişte olduğu gibi terk edilmişliğin, ailelerinden ayrılmış olmalarının, bir daha eski hayatlarına dönemeyeceklerinin bilinci içerisinde zor şartlara rağmen hayatlarını sürdürme gayreti içerisindeler.

Bana kalırsa duygu yüklü bu atları hayal kırıklığına uğratan, uzun süre her türlü zor şartlar altında bıkmadan, usanmadan çalıştıkları ve kendilerini çok sevdiklerini sandıkları sahipleri tarafından bir anda terk edilmeleri ve her eve dönüşlerinde de kovulmaları.

Anadolu nun birçok yerinde yılkı atları dolaşıyor. Şu bir gerçek ki yılkı atı olayının oluşum tarihi, Abbas Sayar dan da belki asırlar öncesine kadar gidiyor. Bu Anadolu da yaşayan atların değişmez yazgısı haline gelmiş gibi görülüyor. Her zaman Ali Kemer ya da Hıdır Emmi gibi güzel insanlar olacaktır. Ancak yılkı atlarının sayısının çokluğu ile bu güzel insanların sayısının azlığı atlar aleyhinedir. Bu makasın ilerleyen zaman içerisinde artacağı da, hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Yılkı atı olayında iki taraf var:
Birisi, tamamen çıkarları için atları kullanan ve çıkarları bittiğinde onları büyük bir vurdum duymazlık içerisinde, acımasızca doğanın zorlu şartlarına, kurda kuşa bırakan, yaz geldiğinde terk ettikleri atları bularak onları hiçbir şey olmamış pişkinliği içerisinde kullanan, kışın tekrar terk eden acımasız insanlar. Bunlar ölüme terk ettikleri bu atların yok olacaklarını ve büyük bir ihtimalle yaşamayacaklarını biliyorlar. Bir insan, bir canlıya bunu nasıl yapar? Bu, bir insanlık değer kaybıdır. Bunu benim aklım almıyor.
Diğer tarafta duygu yüklü, gururlu, sahibi tarafından terk edilmeyi hiç aklına getiremeyen ve kabullenemeyen, görünüşleri ile kendisine bakanları büyüleyen ve hayatları hüzünlü bir şekilde sona eren atlar. Bu atlar için mutlu son yok.

Ancak bu atlara sevgi ve ilgi ile yaklaşan, küçücük yüreklerindeki bitmez tükenmez şefkat ve sevgilerini onlara veren Hıdır Emmi ve Ali Kemer e binlerce teşekkürler. Gördüğüm kadarı ile Hürmetçi köyündeki atlar, emin ellerde.

Yılkı atlarını gördüğünüzde; tüm ağır şartlara rağmen ayakta kalmayı, neslini sürdürmeyi başarmış bu gururlu muhteşem yaratıklara büyük bir sevgi ve saygı duyacaksınız. Aralarında kurdukları dayanışma, aile yapıları, birbirlerine olan bağlılıklarını takdirle gözlemleyeceksiniz.
Zaman zaman aygırlar arasında meydana gelen güç gösterilerini şaşkınlıkla seyredeceksiniz.

Eski Türkler askeri, ekonomik, sosyal, dini yaşamlarında önemli bir rol oynayan ata son derece önem vermişlerdir. Bu önem, maddi olmanın yanında manevidir de. Atı ilk defa ehlileştiren ve askeri hayatta kullanan Türklerdir.
At dayanıklılığı, gücü, sürati ve çevikliği nedeni ile insanoğlunun ve Türklerin vazgeçilmez bir aracı olmaktan daha ileri giderek dostu ve yakın arkadaşı olmuştur. Hatta bir Türk öldüğünde atı ile birlikte gömülürdü. Avrupalılar Türkleri “ata yapışık kavim '' diye adlandırmışlardır.

At, Türklerin Orta Asya dan Avrupa ya ve Hint Okyanusu na kadar uzanan büyük imparatorluklar kurmasında ve Türk kültürünün dünyanın bir çok yerinde yerleşmesinde, Türklerin dünya üzerinde önemli ve inkar edilemez rol oynamalarında ciddi katkılar sağlamıştır.

Türkler tarafından bu kadar önemsenen, değer verilen atın yine Türkler tarafından bu duruma düşürülmesinin yalnızca “saldım çayıra mevlam kayıra '' mantığı ile açıklanabilmesi mümkün değildir.

Türk ve insanlık tarihinin çok eski zamanlarından gelen at ve insan beraberliğinin, bu hale gelmesi kaygı vericidir. Bu durum gururlu, olağanüstü, muhteşem atlara hiç uygun değildir. Hak ettikleri yere getirilmelidirler.

Yeni bir yazımda buluşuncaya kadar hoşça kalınız.

olay.salcan@gmail.com
olaysalcan.blogspot.com



          |                              

Olay SALCAN
Gezi Yazarı
29 Ocak 2018 Pazartesi
Mesaj Gönder 754




 Yorumlar
TIMUR ŞAHINKAYA yorum yaptı... Yorum Ekleyin
Teşekkür 26.02.2018

Harika bir ifade ile tanımlamışsınız, gerek Atları ve gerekse nankör insancıkları Teşekkürler Olay Salcan ...

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
ARILAR VE ESENLİĞİMİZ

Asil S. TUNÇER
Yazara Mesaj gönderin
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ IV

Kemal ŞENDİKİCİ
Yazara Mesaj gönderin
ÇANAKKALE KAÇAK ACENTACILIKTAN GEÇİLMİYOR!

Uzm.Dr. Sinan İbiş
Yazara Mesaj gönderin
SAĞLIK SEKTÖRÜNDE GELECEK PERSPEKTİFİ

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
ALPU OVASI'NI KARARTACAK TERMİK SANTRALE İPTAL KARARI

Serdar Taştanoğlu
Yazara Mesaj gönderin
İSTANBUL ANILARIM III Yorum VAR !

Nihan Atasayar EŞLİSOY
Yazara Mesaj gönderin
EXPAT OLMANIN AVANTAJLARI VE DEZAVANTAJLARI

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
TÜRSAB'A DEĞİŞİM DAYAKLA MI GELECEK...

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti


İslami Oteller
Otel Fiyatları


. . .