KHARDUNG LA GEÇİŞİ....

Dört ay süren Asya seyahatimizi gerçek bir macera ile taçlandırmak adına hedefimizi, dünyanın motorlu araç ile geçilebilen en yüksek yolu olarak belirlemiştik.


Planımıza göre; Delhi den kiraladığımız motosikletler ile Manali ye sürecek, Leh-Manali Highway diye nam salmış olan “dünyanın en tehlikeli yolundan '' geçerek Leh e, oradan da Khardung La ya tırmanacaktık.

İnsanların, sürekli neyi yapamayacağınızı söylediklerini, cesaretinizi kırmanın bin bir farklı yolunu kullandıklarını bilmemize rağmen; “en tehlikeli yol '' , “en yüksek geçit '' gibi korkutucu tanımlamaların etkisinde kalarak, yolu tek motorla yapmaya karar verdik.

Uzun araştırmalar sonucunda Delhi nin yabancılar için en güvenilir motosiklet kiralama şirketini bulduk. İkimizi ve eşyalarımızı rahatça taşıyabileceğine inandığımız Hindistan efsanesi Royal Enfield Bullet 500 kiraladık. Renk seçme opsiyonu dahi tanınan, sıfır kilometre motorumuza bir ay için 450 USD kira bedeli ödedik. Motorumuz iki gün içerisinde hazırlandı ve sıcak mı sıcak bir Delhi öğleninde yola çıktık.

İlk gün 250 km yol yaptık ve Chandigarh a ulaştık. Delhi keşmekeşinden uzaklaştıkça yollar sakinleşip güzelleşmeye başlamıştı. İlk gecemizi geçirdiğimiz Chandigarh nispeten daha düzenli ve yeşil bir şehir ve Delhi Manali yolu yapan tüm motosikletçilerin ana durağı.

Ertesi sabah Manali ye ulaşmak üzere erkenden yola çıktık. Önümüzde 310 km lik yolumuz vardı. Biz sürdükçe kıraç topraklar yerini yeşilliklere, düz araziler ise dağlara bırakmaya başladı. Manali; Hindistanlı zenginlerin en popüler tatil mekânlarından biri. Etrafı üzerleri sedir ağaçları ve şelalelerle kaplı çok dik ve yüksek dağlarla çevrili bir orta dünya şehri gibi. Tek fark burada Elfler ve göz alıcı başlıklı atları yerine, binlerce Hintli ve onların aşırı gürültülü, çirkin otomobilleri var. Karşılıklı iki aracın zor geçebildiği bozuk ve tozlu yollarda motosikletle bile saatte 250 m hızı geçmeniz imkansız. Asla kesilmeyen klakson sesleri ve Hintçe bağrışmalar arasından geçip uzaklaşmayı istiyoruz ancak Manali den Leh e devam edebilmek için merkezi hükümet ofisinden izin belgesi almak zorundayız. Üstelik Manali girişinde motor arıza ikaz lambamız da yanmaya başladı. Biz de en ucuzundan bir guesthousea yerleştik. Neyse ki Hindistan da hemen her yerde Royal Enfield servisi var. Motorumuzun arıza ışığını yakan şey sadece gaz kolu sensörünün yerinden çıkmasıymış. Sorunun anlaşılıp giderilmesi 15 dakika ve 3 dolara mal oldu. Bu arada tüm gevşeyen vida ve cıvatalar sıkıldı. Manali ye girişimizden 3 gün sonra sabah güneş kendini göstermeden tekrar yola düştük.

Leh-Manali yolu toplamda 480 km uzunluğunda ve yolda benzin alabileceğiniz tek bir nokta var. Bu sözde benzin istasyonu Manali den 130 km uzakta. Kalan 350 km yi ise sadece deponuzdaki yakıtla bitirmeniz mümkün değil. Yapılacak tek şey bir ya da iki tane beş litrelik plastik bidon alıp onları benzinle doldurmak. Leh-Manali Highway denilmesi sizi yanıltmasın, bildiğimiz anlamda bir otoban değil bu. Yolun asfalt kaplanmış kısımları var ancak yılın neredeyse dokuz ayı buz ve kar kaplı olduğu için kapalı olan yol genellikle bozuk. Çoğu yerde asfalt birdenbire kayboluyor yolda kayalarla baş başa kalıyorsunuz. Gerçekten çok derin uçurumlara açılmış olan yolda kaya yuvarlanması, toprak kayması oldukça sıradan.

Manali yakınında Rohtang Pass (3978 m) ile heybetini ve yüksekliğin ne olduğunu göstermeye başlayan Himalayalar; Leh yakınında Bara-lacha La (4890 m) geçidinde size, aslında orada olmamanız gerektiğini hatırlatıyor. Her 40 km de bir değişen, insanı büyüleyen manzarayı seyre dalmasanız bile, bir günde aşılabilecek bir mesafe değil bu 480 km. Hindistanlılar genelde 140 kilometrede Jispa da bir gece konaklayıp kalan mesafeyi de ertesi gün bitiriyorlar. Biz ise yolun olabildiğince tadını çıkarıp ağır ağır gitmeyi ve üç günde bitirmeyi tercih ettik. Bu tercihimizin bedeli Sarchu da (4200 m) bir gece geçirmek oldu. Geceyi bu kadar yüksekte geçirmenin doğal sonucu olan yükseklik hastalığına karşı ilaç kullanmayanların fenalaşmalarını izledik gece boyu.

Yol boyunca değişen sadece manzara değildi tabi; yükseklik ve enlem değiştikçe, iklim de değişti. 38 dereceden -2 dereceye düştü ısı. -2 derecenin ne kadar üşütebileceğini dizinize kadar suya gömüldüğünüz dere geçişlerinden sonra daha iyi öğreniyorsunuz. Tamamı eriyen kar sularından beslenen altı derin su geçişi var yolda.

Üç muhteşem ve yorucu günün ardından Leh e ulaştık. Leh tam bir çöl şehri. Yükseklik 3500 metre ancak biz bu yükseklikte yaşamaya çoktan alıştık. İlk iş olarak Sezen için ikinci bir motosiklet kiraladık, keşke söylenenlere aldırmayıp en baştan çift motorla gelseydik diyerek. Sezen için kiralayabileceğimiz en uygun motosiklet Bajaj Avenger 200 idi. Tarz olarak uygun görünmese bile hem sele yüksekliği hem de hafifliği nedeniyle ikinci Hint efsanesini seçtik. Ardından Marsimik La (5582m) için özel izin almaya koştuk. Hindistanlılar online bir izin alıp gerekli ödemeleri yaparak doğrudan çıkabiliyorlar. Yabancılar için ise prosedür farklı, bir acente üzerinden başvurabiliyorsunuz. İki ayrı kuruma harç ödeyip onay almanız gerekiyor. Tabi bu normal zamanlar için geçerli. Bizim Leh e varışımızdan hemen önce Çin ile Hindistan arasında çatışma çıkmış Çinliler 156 Hint askerini öldürmüş. Ne yazık ki sadece Çin sınır kapısına ulaşan Marsimik La hem Hintli hem de yabancılar için süresiz olarak kapatılmış. Böylece biz de dünyanın en yüksek yolundan geçen ilk Türkler olma hayalini kapattık.

Yapacak tek şey kaldı o da Khardung La (5359m). Yeni hedefimiz dünyanın en yüksek yollarının en geçilebilir olanı Khardung La, Nubra Vadisi ve Pangong Gölü oldu. Aynı izin prosedürü buralar için de geçerli. İki kişi için toplam 25 dolar ödedik ve izinlerimizi aldık. Motorlarımızı hazırladık, eşyalarımızın çoğunu bırakıp yola koyulduk. Leh in 40km dışında South Pullu denilen kontrol noktasında bekleyen araçların arasından sıyrılarak geçebileceğimizi düşünüyorduk ancak Khardung La nın kapalı olduğunu öğrendik. Yükselen güneşin erittiği karlar geçişi imkansız hale getirdiğinden kapı kapatılmış. Yarın çok daha erken gelin belki geçersiniz diyerek gönderdiler. Leh-Manali yolunda tanıştığımız arkadaşımız Keith ile beraber geri döndük.

Ertesi sabah bir Royal Enfield Bullet 500, bir Royal Enfield Himalayan ve bir Bajaj Avenger 200 den oluşan filomuzla güneş doğmadan yola çıkmıştık bile. Bu kez kişisel izin belgelerimizi ve motorların belgelerini kaydettirerek geçebildik. Yeri gelmişken çok önemli bir noktayı hatırlatayım; Leh ve Khardung La Jammu and Kashmir eyaletinde, Jammu and Kashmir plakalı olmayan bir araçla kontrol noktasından geçmenize izin vermiyorlar tabi araç ruhsatı adınıza değilse. Yani Delhi den kiraladığınız motosikletle Khardung La ya çıkmanız mümkün değil. Sezen in motoru JK plakalıydı, Keith ise Goa plakalı kendi şahsi motorunu kullanıyordu. Benim motorum DL plakalı kiralık bir motor. Bu kez piyango bana çıkmış görünüyordu. Sezen in artçısı olarak Khardung La geçişi yapma fikrine kendimi hazırlamaya başlamıştım ki seyahat evraklarımızın arasında Sanskritçe yazılı bir kâğıt gözüme çarptı.

Motoru kiraladığımız şirketten vermişler, satış belgesi olduğunu söylemişlerdi bu kâğıdın. Nedenini anlamadan almış olduğum evrak beni kurtardı. Aynı yolu izlemek isteyenler sakın unutmasın! Demedi demeyin. Heyecandan mı yoksa yükseklik hastalığına karşı aldığımız Diamox un dehidrasyon etkisinden mi bilmem, ellerimiz titreyerek zirveye doğru gaz açtık. O en yüksek noktaya ulaşmak için 14 km sürmemiz gerekiyordu. Sadece 14 km. Ne kadar zor olabilir ki diye düşündüm. İstesen yürüyebilirsin bile dedim içimden. Üstelik önümüzde kıvrılarak yükselen yol tamamen yeni asfaltlanmış kaymak gibi bir yol. Ben kendi kendime yanlış mı gidiyoruz acaba diyerek firkete virajları yata kalka tırmanıyor ve her yatışta asfalta sürten peglerin çıkarttığı kıvılcımları seyrederek coşuyordum. Böyle eğlenceli 2 km lik tırmanmanın sonunda asfalt aniden yok oldu. Önümüzde yol diye; eriyen karların akışıyla oluşmuş derin yarıklar, suyun taşıdığı yuvarlak taşlar, kenarlardan dökülmüş jilet kadar keskin kayalar ve yeni doğan güneşin henüz eritememiş olduğu buzlar kalmıştı sadece.

En önde daha önce buraları defalarca geçmiş olan dostumuz Keith Himalayan ı ile gidiyordu. Onun hemen arkasında Sezen ve kafamdaki GoPro ile kameramanlık yapan ben en arkadayım. Asfaltın kesildiği yeri gören Keith hiç frene basmadı, ayaklarının üzerinde yükselip kendini birazcık öne verdi, dirseklerini yukarı kaldırıp dizlerini deposuna yapıştırıp pozisyonunu tamamladı. İvmesini yakalayan Himalayan sekerek te olsa kayaların üstende ilerliyordu. Ben kendimi ani fren pozisyonuna aldım iki frenimi birden kullanarak mümkün olan en kısa mesafede daha asfaltı terk etmeden durdum. Zira hemen önümden giden Sezen in de aynı şeyi yapacağını düşünüyordum haklı olarak. Lakin öyle olmadı. Sezen hiç frene basmadı. Normalde kaykılarak kullandığı chopper tarzı Avenger ının üzerinde doğrulmaya çalıştı sadece ardından yuvarlak taşların üzerinden 50 m lik uçuruma doğru kayan motorunu bir kontrayla sola çevirdi.

Basketbol topu büyüklüğünde başka bir taş tekrar sağa dönmesine sebep oldu bir kontra daha yaptı bu esnada ön tekerleğini içi buzlu su dolu yarığa kaptırdı ve benim; dur, yavaş frene bas bağırışlarım arasında ivmesini kaybeden motoruyla beraber suya kapaklandı. Keith ile beraber hemen koştuk yanına. Biz gidene kadar çoktan ayağa kalkmıştı, beraber motoru kaldırdık. Neyse ki her motorun farklı bir sürüş şekli olduğunu, chopper motosiklet ile tecrübeli bir sürücüsü olan enduro motorun aynı yol şartlarıyla, farklı yöntemlerle mücadele edeceğini öğrenmenin bedeli sadece yan ayna olmuştu Sezen için.

Yükseldikçe yol bozuluyor, zirveye yaklaştıkça nefes almak daha da güç hale geliyordu. En ufak hareketler bile nefes nefese kalmamıza sebep oluyor, soğuk hava ise ciğerlerimizi acıtıyordu. Bir önceki gün karlar eridiği için geçmemize izin vermedikleri yol, bu kadar erken saatte tamamen buz kaplıydı. Bizim dişsiz tekerleklerimiz bu denli dik ve buzlu bir yol için ekstra eziyet kaynağıydı. Kalan 12 km bitmek bilmiyordu. Tırmandıkça tırmanıyor, tırmandıkça zorlanıyorduk. Son viraj, son çukur, son tepe diye diye zirveye ulaştık. Sarı Khardung La tabelasının önüne park edip birbirimizi tebrik ettik. Çok değil daha 3 hafta önce İzmirli dostlarımız Ercan Dinamit, Cüneyt Karakahya, Petrit Dunisa ve Erdem Gülüşün fotoğraf çektirdiği Khardung La tabelası önünde bu kez biz, zafer kazanmış komutan edasıyla poz veriyorduk. Sonradan öğrendik ki Sezen in gururu haklıymış. Kendisi Khardung La yı geçen 3. Türk kadını olmuş.

Zirvede oksijen yetersizliği yüzünden çok uzun süre durmadık. Başarmış olmanın rahatlığıyla gevşeyen kaslarımızı zorlayarak inişe başladık. Geriye dönmüyor Nubra Vadisine doğru devam ediyorduk. Önümüzde 90 km vardı. Bu 90km nin 15 km si bize ve motorlara kelimenin tam anlamıyla acı verdi. North Pullu da bir saatten fazla dinlendik kendimize gelebilmek için. Gerçek bir çöl ve kaya denizinin içinde 75km daha sürdük. Yaklaşık 100 metreden dökülen bir şelalenin altından geçmemizle çölün içinde vaha gibi duran Diskit le karşılaşmamız bir oldu.

Toprak ve taştan yapılmış tek katlı evleri, kıvrıla kıvrıla akan coşkun nehri, geniş çayırları ve kocaman ağaçlarıyla bir sonraki durağımız Hunder di. Ne yürüyecek ne de motor sürecek enerjimiz kalmamıştı. İki gece muhteşem bir çadır otelde dinlendikten sonra dönüşe geçtik.
Tek dönüş şansımız ikinci kez Khardung La dan geçmekti. Biz de öyle yaptık. Bu kez sisli ve aşırı rüzgarlı bir hava vardı. Yer yer yağmur da yağıyordu. 20 cm derinlikte balçık içinde sürmek zorunda kimi zaman ama manzara sisisin etkisiyle iyice büyüleyici bir hal almıştı. Bu kez zirvede hiç durmadık zira sisten birbirimizi dahi göremiyorduk.

Güneş batmadan Leh te otelimize ulaştık. Bir gün dinlenip Pangong Lake e geçmeye karar verdik. Dalaylama nın doğum günüymüş o gün, biz de kutlamalara katıldık. Akşam bir kafede yarın yapacağımız yol hakkında internette inceleme yaparken Pangong yolunda gündüz çok büyük bir toprak kayması olduğunu, büyük bir jeep ve bir motosikleti yutan toprakların iki kişinin canını aldığını öğrendik. Bu sebeple geçişler de durmuş. Böylelikle vazgeçtik gölden.
Artık geri dönüş zamanı gelmişti. Dönüşü Kargil üzerinden Srinagar a geçerek yapacaktık.

Pakistan sınırına çok yakın olan bu bölge hakkında herkes bizi uyarmıştı. Bölgede Pakistanlı teröristlerin olduğu ve çok sık çatışma çıktığı, yerel haberleri takip edip yol hakkında günlük bilgi almadan yola çıkmamızı tembihlemişlerdi. Leh te konuştuğumuz herkes yol üzerinde çok fazla asker, askeri araç konvoyu ve kontrol noktası olduğunu, trafiğin çoğu zaman tek yönlü olarak verildiğini söyledi. Sonuç olarak biz de planımızı tekrar değiştirip tadına doyamadığımız Leh-Manali yolunu dönüş içinde kullanmaya karar verdik.

Neyle karşılaşacağımızı biliyorduk bu kez üstelik baya da tecrübeliydik. O muhteşem yolu bir kez daha güle oynaya tamamladık. Seyrine doyum olmayan manzaranın tadına vara vara dört günde Manali ye ulaştık. Manali ye vardığımızda aldığımız ilk haber 3 turistin ölümüne sebep olan Kargil deki terör saldırısı hakkındaydı. Farkında olmadan doğru kararı vermiştik ve hayatta kalmıştık. Bu bir tesadüf müydü sadece yoksa yaşamamız gereken başka maceralar, teşvik etmemiz gereken başka insanlar mı vardı.?

Kafamızda bu sorular ile boş midelerimizi doldurmak üzere bir restoranın önünde durduk. Sezen motordan indi, ben motoru park edip gelecektim. Manevra yapmaya çalışırken eşya dolu motorun ağırlığı hakkında söylenmelerime Türkçe karşılık aldım. Şokun etkisini atlatıp kafamı kaldırdığımda Tarık Gök ve Alaattin Yavuz ile karşılaştım. Tanışıp beraber restorana geçtik. Ertesi gün otobüs ile Leh e geçeceklermiş. Onlara kendi maceramızı anlattık. Artık nasıl anlattıysak daha önce neredeyse hiç tecrübeleri olmamasına rağmen motosiklet kiralayıp Khardung La yı geçmeye karar verdiler. Birinci vitesin aşağı, diğerlerinin yukarı doğru olduğunu anlattığınız insanlara Khardung La yı motorla geçmelerini önermek çok mantıklı görünmüyor olabilir belki ama biz; hiçbir zaman, hiç kimseye neyi, neden yapamayacaklarını söyleyenlerden olmadık, olmayacağız da. Bizim yöntemimiz onları gülen gözlerle uğurlayıp, arkalarından endişelenmek üzerine.

Manali de birkaç gün dinlenip artık bir parçamız haline gelen Bullet ımızı teslim etmek üzere Delhi yollarına vurduk kendimizi yeniden. Aklımızda 200 dolar depoziti geri alıp alamayacağımız sorusu vardı sadece. Geldiğimizden çok daha yoğun bir trafikle, çok daha sıcak ve nemli bir havada ulaştık Delhi ye. Neyse ki kazasız belasız varmıştık. Depozitomuzu alıp birlikte 3000km den fazla yol yaptığımız motorumuza veda ettik. İlk gördüğümüz tuktuğa atladık otelimizi tarif ettik ve halen tek parça olarak hayatta olmanın mutluluğuyla arkamıza yaslandık. Çok değil iki dakika sonra telefonlarımızdan “dünyanın motosikletle geçilebilecek en tehlikeli yollarını '' araştırırken bulduk kendimizi. Ne demişler; “gerçek gezginler bir seyahati bitirmeden diğerinin planını bitirir.“
          |                              

Fatih DEMİRHAN
Gezgin Yazar
09 Nisan 2018 Pazartesi
Mesaj Gönder 706



 Yorumlar

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
SAVAŞIN KISKACINDAKİ SURİYE'DEN 15 BİN TON PAMUK İTHAL ETTİK!

Şebnem Başdere ORMAN
Yazara Mesaj gönderin
TURİZMDE KÜLTÜRLERARASI İLETİŞİM

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
ÜLKEMDEN YANSIMALAR: DEVLET FOTOĞRAF YARIŞMASI Yorum VAR !

Kemal ŞENDİKİCİ
Yazara Mesaj gönderin
EMNİYET KEMERİNİN FENDİ, ERİK DALINI YENDİ

Dilara Bahtiyar SARI
Yazara Mesaj gönderin
'ANTALYA'NIN SAĞLIK TURİZMİ: POTANSİYELİ, ZORLUKLARI, HEDEFLERİ

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
REHBER İN AŞAĞI..! İŞTE SEKTÖR GERÇEKLERİ...

Asil S. TUNÇER
Yazara Mesaj gönderin
BAKSI MÜZESİ

Uzm.Dr. Sinan İbiş
Yazara Mesaj gönderin
MEDİKAL TURİZMİN KÜRESEL EĞİLİMLERİ

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
KAYIP ŞEHİR PETRA

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti


İslami Oteller
Otel Fiyatları


. . .