EGE'DE KÜÇÜK BİR GEZİNTİ

Hangi bölgede yapılırsa yapılsın yurt içi gezilerinin sürelerini kısa tutup bunları tadı damakta kalacak eğlencelikler halinde yudum yudum yaşamakta fayda görmekteyim. Hele bu küçük gezintileri bir de sevdiklerinizle yapıyorsanız aldığınız keyif kesinlikle katlanmaktadır.

Gezi açısından hafta içi günleri sakin ve rahat olmasına karşın uzatılmış hafta sonu da diyebileceğimiz üç günlük Cuma, Cumartesi ve Pazar günlerini içeren gezileri tercih edenlerdenim. Bunun sebeplerinden biri de halen çalışmakta olan arkadaşlarımla beraber olma ihtimalini de arttırmış olmasıdır. Bu kısa gezintiler hem dolu dolu hem de daha az yorucu olmaktadır.

Ege nin bilinen tarihi göz önüne alındığında bölgede yapılacak gezilerde yaklaşık 5000 yıllık birikime şahitlik etme fırsatını buluruz. Bu nedenle gerek tarih gerekse coğrafya açısından son derece güzel ve cazip olan bu bölgede kısa süreli ama sık geziler yapmak hep hoşuma gitmiştir. Gezilecek bölge olarak Ege ve Akdeniz in batı kesimini belirlemişseniz ve uzaklardan gelecek arkadaşlarınız varsa; buluşma noktaları doğal olarak havaalanı bulunan İzmir, Antalya, Bodrum ve Dalaman dan biri olacaktır. Bu seferki Ege gezimizde beraber olacağımız arkadaşlarımızla buluşma noktamız bölgenin en güzel şehri ve bence kalbi olan İzmir di.

Ege deki bu küçük gezinti için dört arkadaş 8 Mart 2019 Cuma sabahı İzmir den Bodrum istikametine arabamızla hareket ettik. Amacımız yolumuz üzerindeki bazı tarihi yerleri gezerek akşama doğru Bodrum a ulaşmaktı. Akşam eşlerimizle Bodrum da Dünya Kadınlar günü için özel bir kutlama yapmak da planımızın güzel bir parçasıydı. Erken yola çıkmıştık, ama takviyemiz tamdı. İzmir gevreği ve tulumu yanında bir de boyoz. Rotamız güzel bir kahvaltı için biçilmiş kaftandı ama yanımıza aldıklarımız da olmazsa olmazlarımızdandı. Kahvaltı deyince bir noktaya değinmeden edemeyeceğim. Serpme kahvaltı adı altında gerçekleşen israf beni gerçekten rahatsız ediyor.

Söke yi geçtikten sonra sağda Priene tabelasından saparak antik kente vardık. Antik kent ile ilgili bilgimiz olmasına karşın girişteki bilgi tabelasını okuyup birkaç hediyelik aldıktan sonra geziye başladık. Sarp bir dağın eteklerinde kurulmuş bu kent tarihteki ilk kent plancısı olarak kabul edilen Hippodamos un geliştirmiş olduğu ve “ızgara tarzında yapılaşma '' olarak adlandırılan sistemden esinlenerek inşa edilmiş. Sistemin özü birbirini dik kesen sokaklar. Bugün için bizlere olağan gelen bu yapılaşma sistemi uygulandığı dönem düşünüldüğünde takdir etmemek olanaksız. Kent sırasıyla İskender, Bergama, Roma ve Bizans egemenliğinde kalmış.

Nüfusu en fazla 5000 mertebesinde olan kentin yaklaşık 5000 kişilik bir antik tiyatroya sahip olması oldukça ilginç. Bu konuda değişik değerlendirmeler okudum. Bu 5000 kişilik antik tiyatronun kentin nüfusunun epeyce artacağı varsayılarak yapıldığını düşünüyorum. O çağlarda yapılan antik tiyatroların kapasiteleri şehrin nüfusunun yaklaşık beşte biri ile onda biri arasında olurmuş. Önemli bir diğer noktaysa kentin yerleşimi için seçilen yerin yanlış olduğudur. Çünkü kurulduğunda deniz kenarında olan kent; bir medeniyet için kısa sayılacak 300 sene gibi kısa sürede Menderes nehrinin denizi doldurması sonrasında; deniz kıyısından 7 km kadar içeride kalmıştır. Tiyatrosu, kilisesi, stadyumu, hamamı, tapınağı ve meclis toplantılarının yapıldığı Bouleuterion u ile görülmeğe değer.

Priene den Bodrum istikametinde kısa bir yolculuktan sonra Miletos a ulaştık. Kent Persler tarafından ele geçirildikten sonra harap olmuş ve yaşamsal anlamda büyük ölçüde darbe almış. Perslerin bölgede yenilgiye uğrayıp çekilmesi sonrasında kent yeniden ve eskisine göre daha güzel ve planlı bir şekilde Hippodamos tarafından kurulmuş.

Bu ikinci kuruluş yaklaşık MÖ 500 yıllarına denk gelmekte. Amfi tiyatro 15000 kişilik kapasitesiyle gerçekten bir şaheser. Antik tiyatronun ses düzeni bizzat tarafımdan kontrol edilip onaylandı. Ben sahnede cep telefonumdan Joe Dassin den Salut yü çalarken tiyatronun en üst kısmındaki arkadaşlarım rahatlıkla dinlediler.

Amfi tiyatro yakınında Faustina Hamamı meşhur bir yapı. Agora, yakınındaki Gymnasion ve biraz ilerisindeki Athena Tapınağı kalıntıları görülmeğe değer. Müzenin de oldukça iyi olduğunu ve bu bölgedeki neredeyse tüm antik kentlerden bazı eserler bulundurduğunu belirtmek isterim.

Miletos dan yola çıkıp kısa bir süre sonra Bafa gölüne ulaştık. Getirdiğimizle göl kenarındaki kafeden siparişleri birleştirerek gecikmiş ama keyifli bir öğle yemeğini gölün eşsiz manzarasını da katık ederek yedik. Bafa dan Bodrum istikametinde Selimiye yakınlarında yoldan da görülebilen Euromos Antik Kenti var. Buradaki Zeus Tapınağının bir kısım sütunları ayaktayken büyük bölümü yerde ve harap durumda. Harap durumda olsa da Antik Tiyatro da görülmeğe değer bir diğer eser. Bugünkü gezimize nokta koyarak geceleyeceğimiz Bodrum a doğru yola çıktık. Otele yerleşip rahatladıktan ve kısa bir marina turu attıktan sonra, sıra hayatın bir başka mecrasına yani benim için böyle günlerin en önemli aktivitesi olan akşam yemeği ve içmeğe gelmişti.

Birayı çok ender içen biri olarak yurt dışı gezilerinde içki için tek seçeneğim şaraptır. Kırmızı mı? Beyaz mı? Tek seçici ben olduğumda mevsim yaz, hava sıcak ve öğle yemeği sofrasındaysam beyaz şarap tercih ederim. Fanatik bir seçici olmamama karşın diğer bütün koşullarda önceliğim kırmızıdır. Yurt içi gezilerinde ise şarapla rakı arasında sürekli gidip gelen bir ruh haline bürünüveririm. Birini seçersem diğeri bana küsecekmiş gibi hissederim. Karar vermem zor olmasına karşın mönüdeki yemek ve mezeler bir nebze de olsa seçim yapmama yardımcı olurlar. Evdeyken ara sıra içki içen biri olarak ben; seyahatlerde içki içmediğim akşam kendimi garip hissederim. Meseleyi daha iyi anlatabilmek için belirtmeliyim ki kendimi elinden tableti alınmış zamane çocuğu gibi hissederim.

Dünya Kadınlar günü nedeniyle iyi bir balıkçıya gitmek için senenin büyük kısmını Bodrum da geçiren bir arkadaştan öneri istedik. Önerilen iki balık lokantası otelimize yakın ve yan yanaydı. Vakit çok geç sayılmazdı ama bir tanesinde henüz doğru dürüst müşteri olmamasına karşın bütün masalarda “rezerve '' yazısı vardı. Doğal olarak biz öbürünü tercih etmek durumundaydık. Ertesi gün sabah kahvaltıdan biraz sonra günlük aktivitelerimize başlamadan deniz kenarında yürümek istedik. Dünkü restoranların masaları o gün için yeni yeni hazırlanıyordu. Biraz önce bahsettiğim restoranın masalarının hepsinde aynen bir gece önceki gibi “rezerve '' yazıları duruyordu. Yorum yapmamayı tercih ediyorum.

Gelelim bizim yediğimiz restorana. Siz siz olun özellikle de Bodrum daki restoranlarda asla boş bulunmayın. Çünkü affetmiyorlar tıpkı bize senelerce önce ve o akşam yaptıkları gibi. Restoranın kavında biri iyi, öbürü vasat altı iki marka vardı. Ben iyi olanı tercih ettim, ancak günün yorgunluğundan olacak gaflete düşüp fiyat sormayı unuttum. Ertesi gün aynı şaraba Yalıkavak ın lüks marinasının lüks bir restoranında akşam ödediğimizin yarısının çok az üzerinde bir bedel ödediğimizi söylemem sanırım yeterli olur. İyi niyetli olanları ayrı tutmak isterim, ancak Türkiye de turizm bir an gaflete düşenleri bayıltma sanatına dönüşmüş olması çok üzücü. Epey uzun zamandır gitmediğim Bodrum da bunu yaşamamayı tercih ederdim. Ama olmadı. Gene epey bir vakit Bodrum a hasret kalacağız galiba.
          |                              

Fatih  KUTLU
Gezi Yazarı
25 Mart 2019 Pazartesi
Mesaj Gönder 215



 Yorumlar

Olay SALCAN
Yazara Mesaj gönderin
TEOS

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
TÜRKİYE'NİN DAYANAĞI OLAN TARIM İŞTE BÖYLE ÇÖKERTİLİYOR!

A.Nejat Şardağı
Yazara Mesaj gönderin
TURİZM VE İNOVASYON

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
TURİZM HAFTASI'NDA AKTİF BİR STK ÖRNEĞİ: ATURJET

Cem POLATOĞLU
Yazara Mesaj gönderin
BARACUDA TOUR'DAN SONRA TUR ANDIAMO'DA KAPATILACAK MI?

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
GEÇTİ BU DEMDE CİHANDAN PİR-İ MİMARAN SİNAN Yorum VAR !

Şebnem Başdere ORMAN
Yazara Mesaj gönderin
IBO KONSTANZ GÖLÜ FUARI VE KAPANIŞI Yorum VAR !

Dilek H. Sipahi Aybar
Yazara Mesaj gönderin
TURİZMDE ÇALIŞMAK

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti




. . .