ASİL S. TUNÇER YAZIYOR: TURİZMDE BETON VE ÇÖP SORUNU...

Sahil şeridindeki betonlaşmanın tehlikeli boyutlara ulaştığına dikkat çeken yazarımız Asil S.Tunçer; Turizmde beton ve Çöp sorunu dosyasına İzmir ve Kuşadası örneği ile başlıyor..

10 Eylül 2013 Salı - ASİL S. TUNÇER- TurizmHaberleri.com/ Kuşadası

TURİZMDE BETON VE ÇÖP SORUNU -I-
İZMİR ve KUŞADASI ÖRNEĞİ


Yakında ülkemizin tüm sahil şeridi beton yığınına dönecek. Kışın nüfusu 80.000 olan bu rakamı yazın dörde, beşe katlıyor. Düşünün Kuşadası nın yazın 400.000 e ulaşan nüfusunu barındıracak konut sayısı ortalama yuvarlak bir rakamla dört nüfusu esas alırsak 100.000 konut demek. Bu Kuşadası gibi bir yerleşim için büyük rakam.

Peki, bu duruma nasıl gelindi? Söyleyeyim: Bu hastalık son 30 yılın yanlışlığından kaynaklandı. 1984 den itibaren başlayan yüksek getiri ve zenginliği belli bir sınıf ve siyasi ergi elinde bulunduran zümrenin kendi arasında paylaşma politikaları. Doğayı ve çevreyi korumayı biryana bırakan, sırf parayı düşünen ve daha çok kazanma hırsına kapılan ağaların, beylerin güdümündeki idarecilerin ülkemizi ne hale getirdiklerinin en belirgin örneğidir İzmir ve Kuşadası gibi kentler.

Kuşadası misal; sezonda yaklaşık 600 gemiye ev sahipliği yapan, dokuz-on ay Samos dan günlük yolcu taşıyan geleceğin mega kenti daha limanına yaklaşırken insanlara bina yığını görüntüsü veriyor. Siz, bir turist olsanız bu görüntüyle girdiğiniz beton yığını bir kentte konaklamak, daha uzun süreli kalmak ister misiniz? Ya da tekrar gelmek? Kuşadası nın seçmeninde de iş yok. Onlar da ya rantçı ya bilinçsiz ki rantçıları başa getiriyorlar. Rantın ufağı büyüğü olmaz. Bir torba una oy verenler de kendi çaplarında rantçıdırlar, çıkarcıdırlar. Ülkemizdeki belediye seçimlerinin çoğunun nasıl yapıldığını hepimiz biliyoruz.

Hangimiz belediye başkanı seçerken "şu kadar yeşil alan yapacaksın ve bu kadar sayı ağaç dikeceksin '' deyip sonra bunları denetliyoruz? Türkiye de seçmen sandığa giderek görevini tamamladığını bundan sonra işin seçtiği adamda olduğunu düşünür. Halbuki seçtiğimi denetleyeyim, yanlış yaparsa hatırlatayım ve gerekirse kulağını çekeyim, yok.
http://tv.haberturk.com/gundem/video/kusadasi-beton-yiginina-dondu/96710

Temizlik ile çöp ve atık bir kültür işi. Bu da eğitimden geçiyor. Okullarda bu iş çözülüyor mu? Hayır. Benim yazlık Kuşadası Turizm Uygulama Okulu'nun orada. Öğrenciler benim evin önünden geçip karşımdaki markete geliyorlar. Ben her gün evimin bahçesinden dondurma ve cips jelatinleri topluyorum.

Evet, maalesef tahmin ettiğiniz gibi turizm okulunda okuyan öğrenciler marketten aldıkları yiyeceklerin atıklarını benim bahçeme veya geçtikleri sokağa atıyorlar. Ben de onları toplayıp çöp konteynerine atıyorum. İşin garibi konteyner okulun yanında. Yani öğrenciler atıkları ellerinde tutup 40-45 m sonraki konteynere atabilirler ama yapmıyorlar. Neden? Biz eğitim veremiyoruz da ondan.

Şehirlerarası otobüste seyahat ederken servis elemanı her su isteyişte ayrı bir plastik bardak veriyor. Ben eskisini kullanmak isteyince yine yenisine doldurup eskisinin içine oturtuyor. 46-46 koltuk var ve dolu olunca bir kere su ve çay-kahve ya da kola-fanta istese en az 150 bardak yapar. Bu hesap tek bir otobüs için. Bunu bir de Türkiye deki tüm otobüsleri hesap ederek düşünün.

Küçük su şişeleri. Tüm yollarda, tarla-bahçe içlerinde, otobanlarda, otoyollarda yol kenarlarında, çukurda, kuyuda, denizde her yerde ama her yerde su şişesi var. Bakın abartmıyorum. Türkiye hiçbir plastik üretmese sırf atıkları kullanarak kendi kendini birkaç yıl idare edebilir. Bunu nasıl kesin söylüyorum? Bir yıl boyunca marketlerden aldığımız naylon torbaları biriktirdim; birazını da israf etmeden dikkatli kullandım.

Sonra küçük su şişelerini biriktirdim. Yine birkaçını evden su doldurarak yanımda getirdim götürdüm. Evde bir poşet ve su şişesi birikti aklınız durur; market açılır resmen. Onları bitirmek için yaklaşık bir yıl hiç torba almadım, bitiremedim ve sonunda çöp tenekesi karıştıran vatandaşlara verdim.

Çöp karıştırıcılar bizim dönüşümcüler. Onlar plastik, cam ve kağıt vs toplayıp dönüşüme büyük katkı sağlıyorlar. O yüzden kendilerine çok saygı duyuyorum.

Bu arada biriktirdiğim su şişesi sayısı yüze yaklaşmıştı ve koyacak yer bulamayınca projemden vazgeçtim ve onları da çöp karıştıranlara verdim. Yani demem o ki; bir kişi yüz şişe kullanıp atabiliyorsa -hadi biz rehberiz; normal insan için bu rakam yirmi beş olsun- hayatımız boyunca kaç şişeyi doğaya bırakıyoruz, hiç düşündünüz mü?

Çocuklarım bir ay boyunca okula aynı şişeye doldurulmuş suyla gittiler, geldiler. Veliler soruyordu neden böyle yaptığımızı. Onlara naylon poşet ve plastik şişe tasarrufu yaptığımızı, doğayı korumaya çalıştığımızı söyledik. Kimisi onaylarken kimisi onunla mı koruyacaksınız, fabrikaları ve körfezi görmüyor musunuz diyordu.

Haklıydılar; tek bizim gibilerinin tasarruf ettiği yüz şişeyle doğa kurtulmaz ama en azından yüz şişe eksik olur diye cevap verdiğimizde gülümseyen arkadaş, eş ve dostlarımızın da bir zaman sonra bizim gibi yapmaya başladıklarını, hala başlamadılarsa da yakın zamanda başlayacaklarını biliyoruz. Zira bu ülke ve bu dünya tek bizim değil.

İbrahim Peygamber ataşe atılacağı zaman ortaya yığılan devasa odunlardan alevler göğe yükseliyormuş ve bu arada bir karınca ağzında bir damla su yanan ateşe taşıyormuş. Bunu gören başka bir karınca “senin taşıdığın bu kadarcık suyla mı sönecek bu koca ateş '' diye kendisine gülmüş. O da “Olsun! En azından kimin tarafında olduğum ve niyetimin ne olduğu belli olur '' demiş. Yani niyetiniz ve duruşunuz çok önemli. Doğayı korumak sahiden ciddi duruş işi. Yoksa “Aman! Tek ben mi, benle mi? '' dediğiniz anda sorun büyümeye devam eder.

Kuşadası kıyı ve sahillerinin çoğu ilk bakışta size temiz ve bakımlı gelebilir. Bu sizi yanıltmasın çünkü gördüğünüz yüzün makyajlı kısmı. Eğer 5 no lu dolmuşu izler ve sokak içlerine, çalı-çırpı aralarına, ağaç diplerine ve boş arsalara bakarsanız, kirliliği ve çöpün yaşamı nasıl tehdit ettiğini görürsünüz. Bu kirlilik denizin dibinde de devam etmekte.

Kendi adıma Green Beach de çevre kirliliğinin sualtında kesintisiz nasıl devam ettiğine birebir şahidim. Miracle Bar tarafından dalıp Green-Beech e doğru su altından gelip baktığımda neler gördüm neler? Etrafta ne yoktu ki? Denizin altı pet şişeden araba lastiğine, kırık sandalyeden sünger yatağa daha nice sayamayacağım çöp ve atıkla doluydu; kendi gözlerimle gördüm.

Çöp tenekelerinin kokusuna, yıkanmayışına ve tüm yaz sinek, sivrisinek yuvası haline gelmesine girmiyor, çöp toplama işinin turizmin, trafiğin en yoğun olduğu saatlere denk getirilmesine değinmiyorum. Bu sorun çünkü sadece Kuşadası na özgü değil; tüm Türkiye nin sorunu. İzmir de aynı, İstanbul da aynı. Zaten burada İzmir ve Kuşadası nı anlatırken bu kentlerde yaşayan biri olarak ve sorunu yerinde birebir görmüş biri olarak gündeme getiriyorum. Yoksa 5-6 kent hariç 75 il ve ilçe böyle.

Bizim sokak ki İzmir in en nezih semtlerinden Karşıyaka da ve bu sokakta bir çöp yığını var ve çöpler toplandıktan sonra o kadar kötü kokuyor size anlatamam. Çöp tenekelerinin zaten kendileri çöp; çok pis. Ayrıca çöpçülerin çöp toplamaları… O kadar gürültülüler ki. Ya sabah erkenden ya da gece yarısı çöp kamyon ve konteynerleri tam bir gürültü makinesi, trafik canavarı. Olsa imkanım kendilerine şunu diyeceğim: “Allah aşkına bırakın şu konteynerleri, ben götürüp dökeyim '' .

Bu arada Harmandalı çöplüğü tam da yerleşimlerin yanı-başında. Evka-5 ve Çiğli Koop ta yaşayanlar bu sorunu iyi bilirler. Çöplük bol bol metan ürettiğinden patlama olmasın diye kapakları açılan çöp kuyularından etrafa yayılan koku ve dolayısıyla etrafa mikrobik çevre yaşamı tehdit ediyor. Harmandalı sineğinin ve sivrisineğinin ısırdığı yerde resmen çıban çıkıyor. Açıktaki yiyecekler daha hızlı bozuluyor. Sonuçta insan olarak bu kokuya biz neden oluyoruz diye düşünmeden de edemiyorum.

Evet, gerçekten biz insanoğlu pis yaratıklarız. Yalnız kendimizi temiz tutmamız, bencilliğimize işaret. Asıl temizlik kendinden başka çevreni, başka canlılarla ortak yaşanılan doğayı da temiz tutmak, korumak demektir. Dünya üzerinde bizim kadar doğayı yok eden ve kirleten; yaşadığı ortamı, kendi havasını, suyunu kirleten ve dahası kendi hayatını yine kendi tehdit eden başka yaratık yoktur. Düşünüyorum da biz insanoğlu başka canlılar gibi sadece kendine kadar olanı, yani karnını doyuracak kadarını doğadan alsa da artanını başka canlıların kullanabileceği şekilde geriye bıraksa, gerisin geriye iade etse ne kadar güzel olurdu.

Bizler, diğer canlılar arasında ihtiyacından da öte doğayı sömüren ve tüketen tek canlıyız. Ne mutlu bize! Keserek, yıkarak ve yakarak doğasını hoyratça yok eden ve başka canlıların yaşam hakkını elinden alan biz insanoğluna artık dur demek lazım. Zira 'Tabiat Ana bize çok kırgın.

Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
ASİL S. TUNÇER YAZIYOR: TURİZMDE BETON VE ÇÖP SORUNU...
          
Günün Haber Başlıkları



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     RECEP YAVUZ YAZIYOR: KÖRLERE KÖR ODALAR
     MEDİKAL TURİZMDE KÜRESEL PAZAR VE TÜRKİYE
     OLAY SALCAN YAZIYOR: NARA, JAPONYA
     TURİZMDE ÖZGÜL, ÖZGÜN VE ÖZGÜR OLMAK
     RECEP YAVUZ YAZIYOR: USTAYA SORUN
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx