Asil S. Tunçer yazıyor: Kar Altında Bir Beypazarı ziyareti...

Ailece çıktıkları sömestr turunda Beypazarı ile ilgili bilgilerimizi tazeleyen yazarımız Asil S. Tuncer; kar altında adım adım Beypazarı'nda gezdiriyor bizleri... Keyifli okumalar..

06 Şubat 2017 Pazartesi - Asil S. TUNÇER-turizmhaberleri.com-Kuşadası
Profesyonel Turist Rehberi
Araştırmacı Turizm ve Tarih Yazarı

BEYPAZARI
Kar Altında Bir Beypazarı Ziyareti

Ailecek çıktığımız sömestr turumuzun son iki ayağından biri Beypazarı'ydı. Ankara'dan Cumartesi sabahı erkenden yola çıkıyoruz. Bunun sebebi aynı günde Eskişehir turumuzu tamamlayıp konaklama yapmadan gece geç bile olsa İzmir'e girmek ve artık evimizde, kendi yatağımızda uyumak. Zira Ankara'da planladığımızdan daha uzun süre kaldık ve programımızın bir gün arkasına düştük.

Beypazarı'na kar yağışı altında ve soğuk bir havada sabah 08.30 gibi giriyoruz. Hızlıca yukarı doğru aracımızı sürüp Yaşayan Müze önüne geliyor, sonra Alaaddin Camii'nde duruyoruz. Yaşayan Müze, aslen yine bir konak olup girişi ücrete tabi ve de etnografik özellikli sergi içeren odalarının yanı sıra ebru ve kurşun dökme etkinliklerin yer aldığı bir konak. Zaten kapalı olacağını tahmin etmiştik, giremedik. Etrafa bakıyoruz acaba açık bir yer var mıdır, diye… Ne yazık ki; her yer doğal olarak kapalı.

Derken Demirciler Sokağı'na yani dükkanların olduğu sokağa sapıyoruz ve meşhur Beypazarı Kurusu'nun satıldığı fırın önünde duruyoruz. Karşısında da yaşlı bir amcanın işlettiği aktar var. Buradan turşu, kekik, tarhana, havuç lokumu ve sarmalık yaprak salamurası satın alıyoruz. Dut pestili ile cevizli sucuktan tadıyoruz ama kilo sorunumuz olduğundan vazgeçiyoruz. Yalnız yola çıktıktan sonra almadığımıza da pişman oluyoruz. Hatta acaba dönüp pestil ve sucuktan da alsa mıydık, diye düşündüğümüz oluyor. Domates kurusu ile erişte ve somun ekmeğini gelecek sefere bırakıyoruz.

Sezon kış ve hava da karlı olunca rahat 2,5-3 saatlik Beypazarı programını maalesef biz yarım saat gibi bir sürede bitiriyoruz çünkü dışarıda hava 5 derece, kar henüz dindi. Aktardaki amca gece -5 dereceydi, diyor... Aslında buraya baharın gelecek, Beypazarı'nı güneşli bir günde gezecek, açık havada nefis lezzetlerini tadacak, enfes mimarisini seyrede seyrede etrafı dolaşacaksınız. Korunmuş hanay evlerini ziyaret edecek, sokaklarında dolanıp fotoğraf çekecek, buranın dokusunu, iklimini içinize sindireceksiniz.

Örneğin; Hamam'dan sola yukarı doğru yürüyecek ve dönüşte yine hamamın çaprazında kalan dükkandan çöğen helva alacaksınız. Sonra Suluhan'a doğru yönelecek, Beypazarı güveci menülü öğle yemeğini yiyeceksiniz yanında cacıkla veya ayranla. Hava yaz değilse yani tatlı yenilebilecekse baklava tercih edecek, yok sıcak ise biraz bekleyip buz gibi havuç suyu içeceksiniz. Sonra Suluhan'ı görüntüleyeceksiniz.

Zamanınız varsa ve tarih-kültür gezisi yapıyorsanız ki yemekten sonra hem yürüyüş de olur ve iyi gelir, derseniz Hamam Müzesi'ne gelmek sonra Kent Tarihi Müzesi'ne geçmek isabetli olur. Yaklaşık 150 yaşında olan bir konağın içinde Osmanlı Dönemi'nden kalma eserler sergilenmekte. Turu isteğinize göre uzatıp Cahide Gürsoy Evi'yle sonlandırabilir ve oradan otoparka gelebilirsiniz ya da alışveriş yapmayı sonraya bırakmıştım derseniz bu sefer tekrar Demirciler yani benim yazının başında da söylediğim dükkanların olduğu, trafiğin kapalı ve sadece yayalara açık olan ana sokağa gelir, yukarıda bahsettiklerime ilaveten gümüş eşyalar, takılar ve el-işi oyalardan hediye alarak sevdiklerinize götürebilirsiniz.

Aşağıya doğru yürümeye devam ederseniz şayet bu sefer solda Tadım Kuru Fırını gelir ve 10 adım sonra bitirdiğiniz sokağı paralel kesen Milli Egemenlik Caddesi'ne çıkarsınız. Siz büyük ihtimalle Alpaslan Türkeş Bulvarı'ndan giriş yapıp aracınızı sağdaki (mecburi) otoparka bıraktınız. Sonra da soldaki Atatürk Parkı'nın olduğu caddeyi boylu boyunca yürüyüp yine parkın bitişiğindeki Turizm Danışma bürosuna harita ve bilgi almak için başvurdunuz.

Unutmadan caddenin solunda yürürken önünüze bankamatikler çıkacak buradan para çekmeyi ihmal etmeyin yoksa yukarıda Demirciler Sokak'ta yöresel ürün satan teyze ve amcalardan alışveriş yapma şansınız kalmayabilir çünkü hepsinde post makinesi bulunmuyor ve bir-kaç büyük esnaf dışında KK ile alışveriş imkanı bulunmuyor. Bir hatırlatma daha; eczane ve market işiniz varsa bu civardan uzaklaşmadan yapmalısınız. Dediğim gibi Demirciler Sokak'a girdiniz mi sizi başka bir dünya bekliyor olacak ve ilginizi, dikkatinizi tamamen Beypazarı'na yönelik ürün, yemek, hediyelik eşya ve mimari dokuya vereceksiniz.

Beypazarı hem kendisi hem de çevresi ile kültür ve tarih rezervi. Bizim Ege'den örnek vermek gerekirse Şirince'den 3-4 kere daha büyük ve kalabalık. Hatta hanım Beypazarı için Şirince'nin iki büyüğü der. Evlerinden sokaklarına ve caddelerine kadar Şirince'nin mislisi resmen. Bu tanımlama Eski Beypazarı dediğimiz bizim gezip dolaştığımız yerlerle sınırlı yoksa kendi başına büyük bir ilçe.

Yerleşim bölgesi olarak tarihi rahat 2 bin yıllık hatta daha eski ama bizim turumuzun konsepti gereği daha çok 19.yy ve sonrasına bakıyoruz. 1853-1863 yılları arasında Bursa iline, Hüdavendigar Sancağı'na bağlı bir bucak merkeziyken 1868 yılından sonra Ankara livasına bağlı ilçe merkezi olan Beypazarı hep Ankara'nın bir yaz ve bazen kış için dinlenme yeri olmuş.

Yalnız bu şirin ilçede 1816 yılında işler karışıyor. Daha doğrusu devletin malî işlerini karıştıran ve vergi işlerine karışan birkaç kişi hükümetçe yakalanarak cezalandırılıyor. Depremin yanı sıra yangınlar yaşanıyor. Buna rağmen mimari doku bir şekilde korunuyor. Bugün de bölgede önemli bir turistik merkez olma özelliğini sürdürüyor. Hanımla benim yılda 2-3 kez tur olarak geldiğimiz Beypazarı'nın tek sıkıntısı Eskişehir'e giderken biraz bozuk olan yolu. Hele geceleyin...

Beypazarı ilçesi, ekseri 17.yy Osmanlı mimarî tarzının özelliklerini taşıyan eserlere sahip. Selçuklu Devleti'nden kalma tek yapı olan Sultan Alaeddin Camii geçirdiği bir yangın sonrası 1887 yılında yeniden onarılmış. Halen ilçede, her ikisi de Sadrazam Nasuh Paşa tarafından yaptırılmış olan bir cami ile klasik Osmanlı şehir-içi hanlara iyi bir örnek olan Sulu Han mevcuttur. Buradan aşağıya doğru devam edilirse meşhur Beypazarı Kurusu'nun satıldığı fırın ve aktara çıkar sonra yeni Beypazarı'na gelirsiniz.

Kurşunlu Camii, yine 17.yy başlarında yaptırılmış ama kimine göre bu tarih daha eski olmalı çünkü gördüğümüz kitabe aslında bir onarım kitabesi. Son haliyle 19.yy'da Beypazarlı bir hayırsever tarafından tekrar onartılmış zira cami ciddi bir yangın geçirmiş. Cami yanması çok sık karşılaştığımız bir durum değildir. İstisnaları saymazsak genelde ya düşman işgali veya tüm kenti saran büyük bir yangın olursa ancak. Ya da iki dinli topluluklarda bu tür cami yangınları bazen sabotaj bazen de husumet maksatlı olabiliyor.

Beypazarı bir kanyon şeklinde çukurda kalan arazi üzerine konuşlandığından nereden gelirseniz ve hangi yöne giderseniz gidin mutlaka tepeden çukura doğru inip kent merkezine geliyorsunuz. Hatta bizim gezdiğimiz alan biraz da rampada kalıyor desem pek yanlış olmaz. Haliyle, göreceksiniz veya gördünüz, çoğu yapılar eğimli arazide olup ya bir ya da iki duvarı mutlaka diğerinden daha yüksekçedir.

Bunlardan bir tanesi de Kurşunlu Camii'dir. Kıble duvarı çukurdan yükselen caminin planı kare şeklindedir. İçine girmeseniz de olur diyeceğim camii, kesme taş işçiliklidir. Sulu Han ya da yaptıranın adıyla Nasuh Paşa Hanı da benzer kare plana yakın bir mimaridedir. Bu da her ne kadar 17.yy yapısı olsa da sonradan onarım görmüştür.

Restorasyon yapılmadan önce yıkıntı halindeydi ve esaslı bir tamirat geçirdi. Tabi ki sabah çok erken saatte ve üstelik kış sezonunda kar yağışı altında, biz Beypazarı'na geldiğimizden çok dolaşma şansımız olmadı ama sizinle paylaştığımız bu bilgileri, başta oğlumuz Asilhan'la olmak üzere kendi aramızda konuştuk. Haliyle bu şirin ilçeye daha önce de tur yaptığımızdan bir anlamda bilgilerimizi tazelemiş olduk. (Aynı zamanda tarihçi olmayı düşünen oğlumuza karne hediyesi olarak kültürel katkıda bulunmak).

Beypazarı, Yukarı Sakarya kesiminde, Ankara iline bağlı bir ilçe olup Ankara'ya 1,5 saat sürüş mesafesinde. Trafik ve yol çalışması varsa bilemedin 2 saat. Sonra burası 3 saatte gezebileceğiniz bir yer ayrıca. Siz isterseniz bir gün de kalabilirsiniz ama optimal süre bana göre otoparktan otoparka, yemek dahil 4 saati geçmez. Dolayısıyla Beypazarı çoğunlukla yarım günlük bir ara destinasyon ve genelde beraberinde mevsimine göre İnözü Vadisi ve Nallıhan Kuş Cenneti gibi yerler de eklenerek bilhassa Ankara çıkışlı turlarda tam gün etkinliği olarak göz dolduruyor. Bizim gibi yol üzeri ziyaret yapılarak ise, Ankara'dan çıkıp Beypazarı görülüp Eskişehir'e de geçilebiliyor. Ya da tam tersi.

Gönül isterdi ki seyahatimiz daha uygun bir havada ve mevsiminde olsun, çekeceğimiz onca fotoğraftan özel kareleri sizlere sunabilelim. Ne yazık ki biz rehberler ailecek ancak kış aylarında ve özellikle sömestrde beraber olabiliyor, birlikte vakit geçirebiliyoruz. Aile albümümüz bu yüzden çoğunluk kış mevsiminde çekilmiş fotoğraflardan oluşuyor; ya yağmur-kar altında ya da kapalı, girilememiş yerlerden ibaret.

Bu arada İzmir çıkışlı olan bu gezimiz toplam 8 gün sürdü ve bu sürede Bursa, İstanbul, Ankara, Beypazarı, Eskişehir ve Kütahya'yı gördük. Daha önceki benzer gezimize nazaran daha Ankara odaklıydı. Dediğim gibi ben ve hanım için tekrar ama oğlumuz Asilhan için eğitim amaçlı. En önemlisi birlikte bir etkinlikte bulunmak ve beraber vakit geçirmek.

Not: Şayet önceki turlarımdan fotoğraflara ulaşabilirsem, ayrıca bunları da sizlerle paylaşacağım.


Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
ASİL S. TUNÇER YAZIYOR: KAR ALTINDA BİR BEYPAZARI ZİYARETİ...
          
Günün Haber Başlıkları



 Yorumlar
    TEŞEKKÜRLER GÖRMEDİĞİMİZ YERKER HAKKINDA BİLGİ EDİNDİRDİĞİN İÇİN
    Sevgili Asil hem ailece gezi anılarını hemde bizim bilgi sahibi olmamızı sağladığın için sana gönülden teşekkürlerimi sunuyorum yazıların ve başarılarının devamını diliyorum saygılarımla


Benzer Haberler :
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: MEHAZİNDEN MÜZEYE
     ÇEŞME KALESİ RES'MEN İŞGAL ALTINDA!
     UZM. DR. SİNAN İBİŞ YAZIYOR: TURİZMDE BAŞARININ REÇETESİ
     ASİL S. TUNÇER YAZIYOR: BALKAN TURLARININ FELSEFESİ-2
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: CUMHURİYET'İN 35.NCİ YILINDAN...
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx