Tuncay Neyişçi Yazıyor: Turizmin Ruhu; Göçebelik

Turizmde yaşadığımız sorunlar, krizler biraz da Anadolu'nun göçer ruhunu, maceracı dinamiğini kavrayamamış olmakla ilgili değil midir? Yazarımız Tuncay Neyişçi'den muhteşem bir sorgulama ve ufuk açan bir yazı..

10 Şubat 2017 Cuma - Prof. Dr. Tuncay Neyişçi-turizmhaberleri.com- Antalya
tneyisci@akdeniz.edu.tr


TURİZMİN RUHU; GÖÇEBELİK
Yaklaşık 23 yıl hizmet verdiğim Akdeniz Üniversitesi'nin, deyim yerinde ise “göçebe '' öğretim üyesi olarak kabul edilebilirim. 2014 yılının başında bu göreve emekli olarak nokta koydum. Artık yerleşik bir emekliyim.

Kendimi niye “göçebe öğretim üyesi '' olarak görüyorum? Bana göre göçebe olmak dinamik, farklılık ve yeniliklere dolayısıyla maceralara, keşiflere açık olmak gibi son derecede önemli ve zenginleştirici bir yan etkiye sahip. Ülkemin ve dünyanın çok büyük bir bölümünü keşfetme merakımın bu göçebe ruhun bir uzantısı olduğunu düşünüyorum. Çok saygıdeğer Prof. Dr. Tuncer Karpuzoğlu'nun davetiyle, o zamanki adıyla Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü'nde başlayan üniversite deneyimim Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu ile devam etti ve Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimari ve Çevre Tasarımı Bölümü'nde sona erdi. Lisans eğitimini Orman Mühendisliği alanında tamamlamış, doktora ve sonrası çalışmalarını ekoloji konusunda gerçekleştirmiş bir kişi için bu akademik rota pek çok kişiye yadırgatıcı gelebilir. Bunu sıklıkla hissettiğimi itiraf etmeliyim.

Bu akademik göçerlik serüvenimin hemen her aşamasında, şimdiki adıyla, Turizm Fakültesi yönetimi ve öğrencileriyle birlikte olma şansım oldu. Yani Turizm Fakültesi benim akademik yaşamımın sürekli ikametgahı, kervansarayı oldu. Çok sınırlı sürelerle ve çok sınırlı sayıdaki öğrencileriyle birlikte olmama karşın Biyoloji ve İç Mimari Bölümü elemanı olmak öğrenci, eğitim, ekoloji, orman, değer, üniversite gibi sayısız kavram, olgu ve gerçekliğe farklı bakmama neden olarak beni zenginleştirdi. Bir anlamda göçerliğin rantını yedim.

Turizm içinde doğal olarak göçerliği içeren bir kavram. Hem de coğrafyalar arasında mekik dokumaktan değerler, sektörler, insanlar arasında sörf yapmaya dek uzanan her anlamda göçerliği. En keyifli günlerimi, en anlamlı deneyimlerimi, nedense otel duvarları arasına sıkışıp kalmış olduklarını hissettiğim öğrencilerimi göçerliğe kışkırtmaya çalışarak Turizm Fakültesi'nde geçirdiğimi itiraf etmeliyim. Son dersin “Sırt Çantamda Türkiyem '' temasını işlemesi de bu suçu işleme ısrarımın bir göstergesi olarak algılanmalı.
(www.turizmhaberleri.com/haberayrinti.asp?ID=26758)

Gezmeyen yani kendisi doğrudan turist, yani göçebe olmayan gençlere turizmi anlatabilmenin imkansızlığı ortada. Ruhunda göçerlik ateşi yanan turisti konaklama tesislerinde konaklamaya zorlamak ve dinamizmini göçmenlikten alması gereken turizmi otelcilikle sınırlı görmek ancak ve ancak atıl, tekdüze bir turizm yaratabilirdi. Yarattı da.
Oysa turizmde konaklama tesisi ya da otel sadece ve sadece bir araçtır. Oteli, bir başka ifade ile durağanlığı merkeze alan turizm anlayışı, eğitimi ve uygulaması sanılanın aksine, turizmi çok boyutlu ve çok katmanlı dinamik bir yapı olmaktan uzaklaştırarak sığ ve atıl bir ticari alana dönüştürür. Ülke ve Antalya olarak yaşadığımız budur.

Anadolu gibi “göçebe ruhun '' yaratıldığı ve harmanlandığı bir coğrafya parçasında turizmi bu denli hareketsizleştirmek, hareketsizleştirebilmek özel bir çabanın ürünü olmalı. Aksi eşyanın tabiatına aykırı.

Turizmin kanaat önderleri turizmin gerçek ruhu olan göçerliği ve üzerinde yaşadıkları bu özel ve özgün coğrafyayı keşfedip içselleştirdikçe turizmin ne olduğunu, ne olması gerektiğini de kavramış olacaklardır. Bu göçerlik ruhunu yakalayanlar etraflarını kuşatmış zenginliği görebilecek ve kendi işlerinin, kendi özgün ürünlerinin patronu olabileceklerdir. Bana göre Türk turizminin yaşadığı sıkıntılar bu göçebe ruha sahip macera tutkunları tarafından çözülecek ve özgün gelecek yine bu coğrafyayı kavramış dinamik girişimcilerce inşa edecektir. Hem evrimsel ve hem de kültürel açıdan ele alındığında insan tümüyle coğrafyanın, bir başka ifade ile doğanın ürünüdür ve tümüyle coğrafya ya da doğa tarafından biçimlendirilmiştir. İnsanın bir uzantısı olarak kültür, insanın coğrafyayı yani doğayı biçimlendirme ve biçimlendirirken sürekli yeniden biçimlenme sürecinden öte bir şey değildir. Dağ zirvesinden okyanus dibine, atom altı parçacıklardan Mars'a geniş bir alan, doğrudan ya da dolaylı olarak insanı etkilemiş, insan tarafından etkilenmiş ve “kültür '' e dahil edilmiştir. Her kıtanın ve her yönün birlikte yaşandığı, üç efsanevi denizle -Karadeniz, Akdeniz, Ege Denizi- kuşatılmış Anadolu Yarımadası bu olgunun en tipik, en belirgin ve en çarpıcı örneğidir. Yaşadığımız sorunlar, krizler biraz da Anadolu'nun bu göçer ruhunu, maceracı dinamiğini, zorlayıcı coğrafyasını kavrayamamış olmakla, onu durağanlığa, duvarlar arasına sokmaya zorlamakla ilgili değil midir?

Dün olduğu gibi bugün de yaşamakta olduklarımız üzerinde yaşadığımız coğrafyayı, onun dinamik göçebe ruhunu kavrayamamakla, üstüne üstlük o ruhu zincire vurmak, duvarlar arasına tıkmaya çalışmakla ilgilidir.
Gözlüklerinizi değiştirin göreceksiniz!


Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
TUNCAY NEYİŞÇİ YAZIYOR: TURİZMİN RUHU; GÖÇEBELİK
          
Günün Haber Başlıkları
ASİL S. TUNÇER YAZIYOR: ÖRNEK EĞİTİMCİLER-1
TÜRKİYE ISESCO'YA TAM ÜYE OLUYOR
KUŞAKLAR ARASI ÖĞRENMEDE ÇOCUK VE YAŞLILARIN İŞBİRLİĞİ



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     ASİL S. TUNÇER YAZIYOR: ÖRNEK EĞİTİMCİLER-1
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: SİNOP MAVİSİ
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: MEHAZİNDEN MÜZEYE
     TURİZMİN GELECEĞİNDE 55 YAŞ ÜSTÜ TURİSTLER VAR
     UZM. DR. SİNAN İBİŞ YAZIYOR: TURİZMDE BAŞARININ REÇETESİ
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx