Olay Salcan yazıyor: Buram Buram Anadolu- Kemaliye

Buram Buram Anadolu'nun 33.bölümü Kemaliye ile devam ediyor. Yazı dizisini aynı isimle Ankara'da fotoğraf sergisine dönüştüren Yazarımız Olay Salcan; “Anadolu, cennettir. Bunu dünyayı ve Anadolu'yu gezip görünce anladım” dedi

11 Nisan 2017 Salı - Olay SALCAN-turizmhaberleri.com- Ankara
Gezi Yazarı-Fotoğraf Sanatçısı

BURAM BURAM ANADOLU-33
Cennetin Adresi, Kemaliye

Kemaliye uzun bir zamandır görmeyi hayal ettiğim bir yerdi. Sonunda da gerçek oldu. Hayalleri olmayan bir kişinin gerçekleri de olmaz derler. Bunu çoğu zaman yaşayarak öğrendim. Hayallerim olmasaydı Anadolu'nun bu kadar çok yerini, dünyanın bu kadar çok ülkesini gezebilir miydim? Asla. Hala evde oturup televizyon seyrederek ya da gezi dergilerindeki fotoğraflara bakarak tek boyutlu, çok dar bir dünyada yaşıyor olurdum ve de dünya yuvarlaktır tanımını okul kitaplarından öğrendiğim kadarı ile bilirdim. Ama artık gezerek bu ifadenin daha geniş mana taşıdığını biliyorum. Gezerek dünyayı üç boyutlu gördükçe ne kadar görkemli ve göz alıcı olabildiğini anlıyorum.

Tüm insanlar tek kültürlü, tek dinli, tek dilli, tek renkli, tek boyutlu olsalardı; yalnızca yaz, kış, ilkbahar ve sonbahar olsaydı dünyanın ne kadar sıkıcı olabileceğini anladım. İşte o zaman dünyayı gezmeye hiç gerek kalmazdı. Yaşadığımız yerde gördüklerimiz bize yeterdi. Ancak şimdi yetmez. İnsanoğlunun merak duygusunun içgüdüleri, insanı gezmeye, görmeye ve yeni bir şeyler öğrenmeye zorluyor. Bu rüzgara kapılınca da her fırsatta gezmek duygusu ön plana çıkıyor.
Dünya gerçekten son derece güzel, her yeri birbirinden farklı. Bu farklılığı doğa ile insanoğlunun ince zekası beraber yaratmış.

Gerçekte ortak yaratılmış muhteşem bir mozaik. Dünyayı gezdikçe bir mozaik bulmacayı çözer gibi taşları yerine oturtuyor ve mozaik de tamamlandıkça resmi daha iyi görüyorum. Ancak eksik olan taşları fark ettikçe de oraları da gezip mozaiği tamamlama arzusu artarak devam ediyor.

Gece başımızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda parlayan yıldızlar görürüz, ancak bunlardan birisi diğer hepsinden daha da parlak görünür. Acaba bu cennet midir diye sorarım kendime. İşte yukarı da bahsettiğim mozaiğin her bir taşı, gökyüzündeki parlayan yıldızlar gibidir, ama bir tanesi de diğerlerinden daima daha parlaktır. Bu parlayan yıldız, Anadolu'dur. Bana göre de Anadolu, cennettir. Bunu dünyayı ve Anadolu'yu gezip görünce anlayabiliyorsunuz.

Ancak Anadolu'da da çok ama çok özel yerler var. İşte Kemaliye'de bunlardan birisi. Kemaliye'deki doğayı ve insanoğlunun ahşaptan inşa ettiği evlerin doğaya olan ahengini görünce duyduğum hayranlık ve saygı ne kadar yüksek ise; zamanımızda yapılan doğaya aykırı ve zevksiz evlerin görüntüsünden duyduğum hüzün o kadar fazla.

Kemaliye'yi tepeden seyrederken ünlü ressamların cenneti tasvir eden yağlıboya resimlerini Kemaliye'yi gelip gördükten sonra buradan ilham alarak yapmış olabilecekleri düşüncesine kapılmaktan kendimi alamadım. İlkbaharın yeşilliği, etraftaki papatyalar, gelincikler, kral taçları ve niceleri o kadar güzeller ki, kuşların söyledikleri şarkılara ilham oluyorlar. Doğanın güzelliği ve doğaya yayılan bahar kokusu insanın başını döndürüyor. Benimle beraber bu manzaraları seyredenler, cennette miyiz acaba diye birbirlerine sorarken; ben, “onlara tam ortasındasınız“ diyorum.

Yağmurdan sonra ağaç yaprakları ve çiçek taçları üzerinde parıldayan damlaların yansımalarından oluşan görüntü, muhteşem.

Dağlardan gelen kaynak suların şehrin sokaklarında akarken çıkardıkları çılgın melodiler, baharın heyecanını ve canlılığını yansıtıyor.

Sokak aralarında oynayan çocukların neşeli bağrışmaları bu coşkuya coşku katıyor.

Fırından gelen sıcak peksimetin buram buram kokusu Anadolu'nun nefesi. Yüzüme vurdukça içim ısınıyor ve Anadolu'yu daha da seviyorum.
Köşede kapı tokmakları yapan ustanın dükkanının derinliklerinden gelen çekiç sesi, sanki büyük bir orkestranın davulunun sesleri. Bu orkestranın sesleri yavaşlayıp arka planda kalırken güler yüzlü, cana yakın bir zatın merhaba, hoş geldiniz derkenki tatlı sesi kulaklarda doluşan bir name sanki.

Ara sokaklarda yürürken uzanan ve meraklı gözlerle bakan tanrıça başları bizi kutsar gibi. El sallayıp merhaba dediğimizde hiç gecikmeden cevap vermeleri ne kadar da Anadolu'ya öz, ayrıcalıklı bir durum. Kemaliye, hayat dolu ve bu hayatı yaşıyor.

Yeni yapıların çirkinliğinin yanında eskiler geleneksel mimarileri ile soylu, saygın ve tarihin eskimeyen sayfaları. İki taraflı geleneksel mimari yapılarla uzayan Arnavut kaldırımları ile süslü bu sokakları gezerken eski bir hatıra defterini okur gibiyim. Kim bilir bu evlerde ve sokaklarda neler yaşandı? Ama eminim ki her evin iyi ya da kötü hatıraları vardır. Belki yazılmış bir not, bir taşın ya da tahta döşemenin altına konmuştur.
Gezerken evlere bakarak bunları yalnızca hayal ediyorum. Bu kadar güzel bir yerde büyük umutlar, hayaller, aşklar, hayal kırıklıkları yaşanmıştır. Hepsinin de bir hikayesi vardır. Anadolu'da bunlar hep türkülere dökülmüştür. Bu tarihi, yıpranmış, yaşlı evler Kemaliye'ye bir asalet veriyor ve onu yüceltiyorlar. Bunlara birer ev diye bakmak da yanlış olur. Gerçekte bunlar, birer anıt yapı olup atalarımızdan alıp gelecek nesillere aktaracağımız emanetler. Yalnızca Anadolu'ya değil dünyaya mal olmuş yapılar.

Kemaliye için alışıldığı üzere görülebilir yerler sıralaması yapamam. Çünkü Kemaliye neye sahipse hepsi görülecekler listesine konur. Bu listede burada büyük bir yer tutar. Kemaliye, bir açık hava müzesi adeta. Öyle bir iki günle gezilecek yerler değil, gez gez bitmez. Hangi mevsim güzel olur diye sorarsanız. Her mevsimde diye cevap verebilirim. İlkbaharın yeşilliği ve rengarenk çiçekleri, bu yeşilliğe yazın katılan altın sarısının beraberliği, sonbaharda ağaçlardaki renklerin dansı ve kışın yağan karın gelin duvağı kadar güzel ve asil beyazlığı. Güzel olan, her zaman güzeldir.

Doğası ve kültürel zenginlikleri ile Kemaliye insanı şaşırtacak kadar güzel ve asil bir değer. Tam bir açık hava müzesi, aynı zamanda büyük usta doğa ve insan zekasının yarattığı eserlerle dolu bir sanat galerisi.

Kemaliye'nin eski adı, Eğin. Eğin isminin de “Cennet '' anlamına gelen “Eden '' kelimesinden geldiği anlatılıyor. Bu doğru ya da yanlış. Gerçek olan bir şey var ise burası, bir cennet.
>
Yalnızca lökhanede yapılan ve satılan dut ile bademin karışımından elde edilen lök tatlısı, baştan çıkarıcı. Ağzınıza bir tane attığınızda insanı mutlu kılan, yumuşak ve keyifli bir lezzet. Pişirdikleri Türk kahvesiyle pek de güzel gidiyor. Afiyet olsun.

Tüm bunlara ilaveten Kurtuluş Savaşı'na verdiği destek ve kahramanlıkları ile Atatürk'ün ismini verdiği ender bir yerleşim yeri.

Benim Kemaliye hakkında düşündüklerim ve hissettiklerim bunlar. Peki Kemaliye sahip oldukları değerleri ile hak ettiği yerde mi? Bana göre hayır. Ama sahip olduklarının değerini anlamış, geçmişe saygılı ve bir o kadar geleceğe olan sorumluluklarının bilinci içerisinde olan heyecanlı bir halkı var. Onlarla konuşurken yüzlerindeki bu heyecanı ve gözlerindeki parıltıyı gördüm. Sorunlarını ve zorluklarını biliyorlar. Bu güne kadar yaptıklarının bundan sonra yapacaklarının alt yapısı olduğunu ve daha işin başında olduklarının bilincindeler. İnançlı, sabırlı ve çalışkanlar. Yolları açık olsun. Başarılar Kemaliyeliler.

Bir başka yazımda buluşmak üzere hoşça kalın. Saygılarımla.
olay.salcan@gmail.com
olaysalcan.blogspot.com





Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
OLAY SALCAN YAZIYOR: BURAM BURAM ANADOLU- KEMALİYE
          
Günün Haber Başlıkları
KUŞADASI VE ÇEVRESİ TÜRKLÜK VE TÜRK TARİHİ SEMPOZYUMU
GAZETEMİZDE YAZAR OLMAK FARKLILIKTIR



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     ASİL S. TUNÇER YAZIYOR: ÖRNEK EĞİTİMCİLER-1
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: SİNOP MAVİSİ
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: MEHAZİNDEN MÜZEYE
     ANADOLU'NUN ZENGİNLİĞİNİ KENDİ DİLİMİZLE TANITMAK -  1 yorum var!
     UZM. DR. SİNAN İBİŞ YAZIYOR: TURİZMDE BAŞARININ REÇETESİ
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx