Fatih Demirhan yazıyor: Endonezya Notları-1

Lombok Adasında, yağmur ormanına doğan güneşle başlıyor Yazarımız Fatih Demirhan'ın Endonezya macerası.. İşte yerel, doğal, sıradışı bir serüvenin renkli izlenimleri.. Keyifli okumalar...

15 Nisan 2017 Cumartesi - FATİH DEMİRHAN- turizmhaberleri.com

Yorgunuz, etrafı iyice inceleyemeyecek kadar. On iki saat uçak, sonra iki saatlik bir uçuş daha, artı bir buçuk saatlik kara yolculuğu. Güç tükenmiş, kıta değişmiş, yarı küre değişmiş, iklim değişmiş, beş saat geriye gitmişsin, jetlagın kralını yaşıyorsun yani. Gösterdikleri ilk yere kıvrılıp uyumaktan başka yapabileceğin hiçbir şey yok. Uyumakta denmez buna tam olarak yarı bayılma hali. Saatin kaç olduğu seni ilgilendirmez, metabolizma eror veriyor.

Ne kadar baygın kaldığımı hatırlamıyorum üzerimde dolaşan bir şeyler yüzünden uyanıyorum. Aman tanrım nefes alamıyorum, neler oluyor? Sanki kafama bir naylon poşet geçirmişler, verdiğim karbondioksiti geri çekiyorum içime. Arapça dualar çınlıyor kulaklarımda, ses inanılmaz yüksek. Bildiğiniz karabasan bu. Göğsüme biri bastırıyor gibi bir his. Derken ezan okunmaya başlıyor hoparlörlerden. Bizim köyün müezzini sabah çiğ yumurta yemiş herhalde diye düşünüyorum. Neyse gözlerimi açayım da kurtulayım şu kabustan. O da ne burası benim yatağım değil, hasırdan bir kulübede, yerde yatıyorum. Üzerimde karıncalar yürüyor. Bildiğiniz hamam gibi kokuyor her yer ve hamam gibi de sıcak. Soluma bakıyorum Sezen hala baygın. Ben ise Endonezya'nın Lombok Adasında, yağmur ormanına doğan güneşle uyanıyorum.

İlk kez Pasifik kıyısına vardığımda böyle hissetmiştim, çok deniz bilmek okyanus hakkında fikir vermiyormuş insana. Yağmur ormanı için de aynısı geçerli, ne kadar orman görmüş olursanız olun onun ne olduğunu içine girince anlıyorsunuz. Öncelikle her yer ve her şey ıslak, ezeli ve ebedi bir ıslaklıkmış gibi duruyor. İzmir'in, Antalya'nın doğal bitki örtüsü sandığımız palmiyeler, Survivor mağdurlarının milli yiyeceği Hindistan cevizi namı diğer coconut ağaçları, avokado, mango, muz ve daha yüzlerce tür adını ve işlevini bilmediğim irili ufaklı ağaçlar, bizim evlerimizde salonlarda baktığımız çiçekli çiçeksiz binlerce tür bodur bitki ile birleşmiş ve devasa bir kütle oluşturmuş. Hiç toprak yokmuş, bütün bu kütle suyun üstünde duruyormuş gibi bir his oluşuyor insanda zira üzerinde herhangi bir bitki olmayan koyu kahverengi topraklar da yosun kaplı. Ormandan kütle diye bahsediyorum çünkü bildiğimiz ormanlar gibi değil; içine giremeyeceğiniz, kellikleri, seyreklikleri olmayan homojen bir bütün. Yağmur ormanı denen şey tek tek ağaçların ve bitkilerin birleşimi değil bundan çok daha fazlası, o, varlığı ile derin bir saygıyı hak eden yaşayan bir organizma.

Ben; hasır kulübenin penceresinden, doğan güneşin ışıkları ile parıldayan ormanı izlerken Sezen de benden pek farklı olmayan bir şaşkınlıkla uyanıyor. Bir müddet birbirimizi rüyada olmadığımıza inandırmaya çalışıyoruz derken çocuklar Robinson'un Cuma'sına benzer bir aksanla kahvaltıya çağırıyor. Of, nasıl da acıkmışız.? Kızarmış ekmekler, tereyağı, türlü türlü peynir, zeytin ve reçellerin tadını ağzımızda, kokusunu burnumuzda hissediyoruz. Çay içmeyelim, bu kadar güzel meyvenin olduğu yerde kahvaltıda taze meyve suyu içilir diyerek oturuyoruz derme çatma kahvaltı masasına. Az sonrada kahvaltı tabaklarımız geliyor.

O da ne..!
Kahvaltı diye gelen şey bir tabak pilav ve üç dilim domates. Tabakta bizim dolma içi yaptığımız soğanlı bir pilav var. Tabakları getiren kadının sırıtarak başımızda dikilmesinden anlıyoruz ki arkası yok bütün kahvaltı bu. Ulan arkadaş, bizden başka kahvaltı etmeyi bilen yok mu şu dünyada? Neyse yapacak bir şey yok bari bir dilim ekmek isteyeyim soğan yakacak midemizi sabah sabah.

Dönüp olanca kibarlığımla “bread '' diyorum kadına, kadın suratını buruşturup “bread '' diye cevap veriyor. Allah allah niye bu kadar şaşırdın bacım, ekmek istiyoruz işte. Hani yemeklerin yanında yeriz, mayalanmış hamurdan yapılır, kepeklisi olur, çavdarlısı olur, Canan Karatay yemeyin der hani, işte ondan ekmek yahu ekmek. Yok, mümkün değil kadın ofsayt nedir diye sormuşum gibi çaresizce bakıyor suratıma.

Kadının hayret ve şaşkınlık ifadelerini gören kamp sahibi genç çocuk geliyor yanımıza ve en büyük kabusumu kelimelere döküyor. Ekmek falan yok adada, tereyağı da, peynir de, zeytin de. Bu adamların menüsü pirinçten ibaret. Kahvaltıda, öğle yemeğinde, akşam yemeğinde pirinç pilavı yiyorlar. Şayet öğün aralarında bir şeyler atıştırmak isterlerse pirinç cipsi, pirinçli tatlı ya da muz yaprağına sarılıp haşlanmış pirinç hamuru yiyorlar. Kutlama yaptıklarında ya da sevgilileri terk ettiğinde tahmin edin ne içiyorlar? Tabi ki pirinç şarabı. Zenginseniz tavuk yiyebilirsiniz fakirseniz mecburen vejetaryensiniz. Yine de biz yerliyi, yereli, doğalı seviyoruz. Buralarda çok meşhur bir şarkıda da dediği gibi “I love u Lombok '' .


Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
FATİH DEMİRHAN YAZIYOR: ENDONEZYA NOTLARI-1
          
Günün Haber Başlıkları
YUSUF YAVUZ SORUYOR: TARİH VE KÜLTÜR MİRASI KİMLERE EMANET



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: KADİR REİS ROMA'DA
     RECEP YAVUZ YAZIYOR: KÖRLERE KÖR ODALAR
     OLAY SALCAN YAZIYOR: NARA, JAPONYA
     RECEP YAVUZ YAZIYOR: USTAYA SORUN
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: KADİR REİS DÜMENDE
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx