Ortadoğu suları için işbirliği dışında bir çözüm yok!

İran'ın Ilısu Barajı üzerinden Türkiye'nin Dicle ve Fırat Nehirleri kapsamındaki barajlarını eleştirmesini değerlendiren HPA Kurucuları E. Büyükelçi Nuri Yıldırım ve Dursun Yıldız; ortak açıklamada bulundular..

09 Temmuz 2017 Pazar - İran'da Tebriz'de Başkonsolos ve Tahran Büyükelçiliği Müsteşarı vazifelerinde iki kez görev yapmış olan (E) Büyükelçi M. Nuri Yıldırım bugünlerde İran'ın Türkiye'nin Barajları üzerine yaptığı açıklamaları Su Politikaları Uzmanı Dursun Yıldız ile birlikte değerlendirdi.

İşte İran'dan gelen eleştirilerin iki uzman görüş tarafından detaylı analizi:

Türkiye'nin bu yıl içinde Dicle Nehri üzerindeki Ilısu Barajını tamamlayarak barajın su toplamaya başlayacağının açıklanmasından sonra, geçen Haziran ayından itibaren, İran özellikle Ilısu Barajı üzerinden Türkiye'nin Dicle ve Fırat Nehirleri üzerindeki barajlarını eleştirmeye başladı.

1 Haziran 2017 de bir grup İranlı tarafından toplanılan imzalarla Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bir mektup yazılarak, Türkiye'nin yapacağı Ilısu Barajı'na engel olunması istendi.Daha sonra 4 Temmuz 2017'de Tahran'da 43 ülkenin katılımıyla yapılan Uluslararası Kum ve Toz Fırtınaları ile Mücadele Konferansı'nda konuşan İran Cumhurbaşkanı Ruhani, Türkiye'nin ismini zikretmeden, “Bölgemizdeki bir ülkenin 22 baraj yapımını planlaması, Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde çok yıkıcı etkileri olabilir. Bu Irak ile İran'ı ve diğer birçok ülkeyi olumsuz etkiler. Bu eylemlerin yıkıcı etkilerine karşı kayıtsız kalamayız“ açıklamasını yaptı.

Aynı konferansın öncesinde bir basın toplantısı düzenleyen İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Masume İbtikar da, Türkiye'den “baraj yapmadan önce aşağısındaki diğer ülkelerde oluşacak çevre sorununu ve bunun olumsuz etkisini incelemesini“ talep etmişti.

Bu konuşmadan sonra 6 Temmuz 2017 tarihinde basına yansıyan bilgilerden İran Meclisi'nin Türkiye'nin Dicle ve Fırat nehirleri üzerinde yaptığı baraj projelerini incelemek için bir “güvenlik komitesi '' oluşturduğunu öğrendik.

Aynı tarihte Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Rıza Hakan Tekin, İran Mehr haber ajansına verdiği bir söyleşide “Türkiye'nin kendi akarsularını kullanma hakkının paylaşılabilecek bir meta olmadığını“ vurguladı..
Büyükelçi Tekin, bu mülakatında, İran'ın son 30 yıl içinde 600 baraj yaptığına ve bunun İran'daki sulak alanlara suyun gitmesini engellediğini belirtti. İran'ın kendi su politikalarına da eleştirel gözle bakmasını öneren Büyükelçi Tekin, Türkiye'nin başka hiçbir ülkenin bir felaketle karşılaşmasını arzu etmediğini; bu yüzden İran ile işbirliğine açık olduğumuzu belirtti.

Yine İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin konuşmasında Afganistan'ın baraj projelerini de eleştirmesi üzerine Afganistan Su ve Enerji Bakanı yanıt vererek , Helmand nehri üzerindeki baraj inşaatının, ülkesindeki su yönetimi ve ulusal ekonominin iyileştirilmesi açısından Kabil Hükümetinin en birinci önceliği olduğunu açıkladı.Ayrıca diğer Afgan yetkililer de Ruhani'nin bu beyanlarının, kendileri açısında Afganistan'ın iç işlerine karışması şeklinde yorumlandığını belirttiler.

Görünen odur ki ,son yıllarda akarsuları üzerinde çok sayıda baraj yapma atağı başlatan İran tarafının yaptığı açıklamalar karşı açıklamaları doğurmakta ve gerilimin artmasına neden olmaktadır. Türkiye ve İran Dicle nehri ve kolları üzerinde tamamladıkları barajlarını doldurmaya başladıklarında kıyıdaş ülkelerin anlayış ve işbirliğine ihtiyaç duyacaklardır. Bunun ötesinde yıllardır kanlı ve yıkıcı bir iç savaş yaşayan Ortadoğu'da, bölgenin güvenlik ve istikrarı için, sınır aşan su kaynakları yönetiminde işbirliğinin önemi daha da artmıştır.
Ortadoğu'nun yakın geleceği düşünüldüğünde , suyla ilgili konularda gerginlik yaratabilecek açıklamalardan önce, işbirliği arayışının olması ve işbirliği vurgusunun yapılmasının daha uygun olacağına inanıyoruz. Bundan dolayı Hidropolitik Akademi Merkezi olarak Sayın Ruhani'nin konuşmasındaki aşağıdaki cümleyi önemsiyoruz.

Sayın Ruhani konuşmasında Çevre konusunda bölge ülkeleri arasında işbirliği yapılması çağrısında da bulunmuş ve “Çevre konularında kazan-kazan politikası uygulanmalı. Hem İran, hem Türkiye ve hem Irak'ın kazanacağı bir formül üzerinde çalışmalıyız. Su kaynaklarından tek başına yararlanma formülleri doğrultusunda hareket etmemeliyiz“ demişti

Konuya bu cümlede verilen mesaj üzerinden yaklaşarak Türkiye'nin yanısıra tüm ülkelerin işbirliğine açık olması ve sorumlu davranması gerektiğini söyleyebiliriz. .
Çünkü bölgenin politik ve klimatolojik açıdan özgün koşulları, hiçbir komşu ülkenin Dicle ve Fırat'ın sularından tek başına yararlanma şeklinde bir hidro-politika uygulama lüksü olmadığını ortaya koymuştur.

35 yıl önce Türkiye'nin sunduğu 3 aşamalı planda Dicle ve Fırat sularını beraber planlama önerisi bugün de geçerliliğini korumalıdır. Çünkü Ortadoğu'daki su kaynaklarının işbirliği içinde yönetimi bölgede barış ve istikrarın oluşması ve sürmesi için geçmişten daha önemli duruma gelmiştir. Ortadoğu sularının hakça kullanılabilmesi için, ilgili ülkeler arasında işbirliği yapılması dışında hiçbir kalıcı çözüm görünmemektedir.

Suyun Ortadoğu için artan önemi ve oluşan tehditler ,konunun kıyıdaş ülkeler arasında acil olarak birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. SPD Hidropolitik Akademi Merkezi olarak bu konuda bugünkü koşullarda gerekli olan teknik açıklamalar ve işbirliği çağrısı dışında yapılacak hiçbir açıklamanın çözüm politikalarına katkıda bulunacağına inanmıyoruz.

kaynak:HPA News (Ankara)

Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
ORTADOĞU SULARI İÇİN İŞBİRLİĞİ DIŞINDA BİR ÇÖZÜM YOK!
          
Günün Haber Başlıkları


Türkiye iç hat uçuşlarda biletbayisi uçak bileti servisini tercih edebilirsiniz


 Yorumlar

Benzer Haberler :
     KIRSAL TURİZM İÇİN DOĞAL YAŞAM KÖYÜ KURULUYOR
     BİR İLK: ŞAMPİYON BEŞİKTAŞ KAMP İÇİN ÇİN'DE
     VARNA İLE ANTALYA ARASINDA TURİZM İŞBİRLİĞİ GÖRÜŞÜLDÜ
     RUS TELEVİZYONCULAR TÜRKİYE BELGESELİ İÇİN ANTALYA'DA
     DOĞA TARİHİ MÜZESİ İÇİN ARAMA KONFERANSI DÜZENLENİYOR
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx