Asil S. Tunçer yazıyor: Balkan Turlarının Felsefesi-2

Balkan turlarının ön plana çıkan en belirgin yönünün alışveriş çılgınlığı olduğunu anlatan yılların deneyimli rehberi Asil S.Tunçer'in yazısını gülümseyerek okuyacaksınız.

03 Kasım 2017 Cuma - ASİL S. TUNÇER- turizmhaberleri.com- Kuşadası
BALKAN TURLARININ FELSEFESİ -II-

Free-Shop'larda Alışveriş Çılgınlığı

Sanki 'İzmir-Aydın-Muğla-Denizli-Afyon-Kütahya-Eskişehir-Balıkesir-Manisa' Turu. O bile rahat 1.375 km yol demektir ve her gün bir il gezseniz ancak dokuz günde biter. Biz Balkan'da bu yolu rahat ikiye katlıyor ve üstelik gezilen ülke sayısının iki katı kadar da sınır kapısı ve gümrük geçiyoruz. Bir düşünün…

Çabuk ve aceleyle gezdiğimiz bu yerlerden ne turistik ne de kültürel olarak tam bir doyum almamız zor çünkü bir-iki günde her şeyi, her yönüyle yaşamanız imkansız. Zaten birçok tur programı; zamanı optimum seviyede tutup, günışığından maksimum faydalanmayı, en az maliyetle ve daha az zamana daha çok yer-tanıtım sığdırmayı bunu yaparken de çok ülke, daha doğrusu çok şehir gezdirmeyi amaçlar. Zira acımasız rekabet ve bizim insanımızın “filanca acentenin programında daha fazla yer var ve daha çok şey yazılı '' diyerek oradan tur satın almaya yönelmesi de bunda etkendir.

Tur hem müşteri memnuniyeti hem de az maliyet üzerine kurgulanır. Bütün bağlantılar da bu düşünce çerçevesinde planlanır. Bunu yaparken de turların hemen hepsi kültür turu sloganıyla yola çıkar ama arka planda hep alışveriş vardır. Hele geziye katılanların çoğunluğunun kadın katılımcı olduğu göz önünde bulundurulursa alışverişsiz bir tur düşünülemez. Otobüslerimiz dönüşte abartısız daha ağır dönerler. Bu bir haftadan fazla Balkan'ın leziz et yemeklerini doyasıya yiyen misafirlerimizin aldıkları kiloları değil yoldan, moladan, konaklanılan otelden, free-shoplardan vs yaptıkları alışverişlerde bazen sınır tanımayan iştahlarıdır. Hele hele free-shoplarda yolcularımıza alışverişlerini abartmamaları konusunda adeta yalvarırız. Ama pek işe yaramaz…

Bir Balkan turunda dokuz gün boyunca yedirdiğiniz-içirdiğiniz ve doyasıya gezdirdiğiniz gruba yeterince free-shop molası vermeyin; bakın ne oluyor… Size daha sınır kapısından ülkeye girmeden memnuniyetsizliklerini iletirler, acenteyi arayıp şikayet ederler. Free-shop alışverişlerinde alınan içkileri taşımak için otobüsün arkasına bir karoser bağlasanız olur yani; o derece.

Hükümeti anlamıyorum. İçkiye yaptığınız zamlar hiçbir işe yaramıyor zira insanlar içkisini yurtdışından temin ediyor. Yanlış politikalarınız nedeniyle ülkeden içki alamayan ve sırf bu yüzden tura katılan insanlar var… Sakız'ı, Samos'u Kos'u ve Midilli'yi bir insan neden beş-on kez gitsin? Hafta sonu yemekler neden bu adalarda yensin? Ben rehberken bu adalara anca bu kadar gittim. Kişi başı on-oniki adet şişe içki alıp yakalanmayı göze alan, o kadar parayı sokağa atmaya hazır insanlarımıza bakıp düşünüyorum, düşünüyorum ve düşünüyorum…

Tur boyunca bir bir euro'nun hesabını yapan ama iş free-shoptan içki almaya gelince yüzlerce euro'yu kasaya bırakan insanlarımıza “milletçe nereye gidiyoruz '' diye baka-kalıyorum. Sanırsınız Türkiye'nin yarısı alkolik. Sanki bu ülkede içki içmeyen tek-tük bizler kaldık. Abartısız söylüyorum. Yaşlı teyzeler, hacı dedeler dahil free-shop çılgınlığı yaşıyoruz. Yeğenine, kuzenine, komşusuna dönüşte bir şişe viski veya uzo almak bize özgü olmalı. Kaptanı geçtim benim pasaporta bak, resmen alkol komasına girmem lazım. Neden? Benim içki almadığımı gören yolcum benim üzerimden içki sokuyor yurda da ondan. Her ay abartısız 3 şişem var kesin.

Balkan turlarının ön plana çıkan en belirgin yönü alışveriş çılgınlığı ve daha doğrusu açlığıdır. Kimse free-shopta sıkılmaz, geç kalıyor muyuz demez, akşama otele zamanında girebilecek miyiz ya da yemeği kaçırır mıyız, müzeler biz gidinceye kadar kapanır mı diye sormaz. Tek sorulan bir fazla şişe içki alınırsa gümrükten geçirebilir mi yoksa memur alıkoyar mı? Ben daha free-shopta “hocam, geç kalmıyor muyuz, haydi gidelim '' diyeni duymadım. “Ne olur 15 dakika daha oyalanalım daha parfüm reyonuna bakamadım '' diyenini çok gördüm. Yolcumuzun en mutlu olduğu yer free-shop.

Ben başbakan olsam memleketi baştanbaşa free-shopla doldururum ve eminim bu yüzden her seçimi garantilerim… Gerçekten büyüklerimize selneniyorum: Her kente free-shop açın insanlara istedikleri kadar içki alışverişi yapma imkanı tanıyın. Yoksa onca km yapmak zorunda kalmasınlar ve gümrükte kontrol stresi yaşamasınlar. Paralar da yurtdışına akmasın. Bir fikrim daha var: acenteci olsaydım sırf free-shop turu düzenler, çok düşük maliyete çok karlı tur kaldırırdım. Nasıl mı? Hangi free-shop'ta hangi üründe indirim var ve nerde alışveriş yapılırsa daha çok kara geçilir ve hesaplı içki alınır, diye bir araştırma yapıp ona göre iyi bir free-shop turu çıkartılabilir. İnanın her otobüs full çeker.

Tarihi mekanlara girerken, “yürüyemiyoruz '' , “yetişemiyoruz '' diyen insanlarımız free-shoplara koşa koşa giderler ve rafların önünden ayrılmak istemezler. “Ben buraya kilise gezmeye gelmedim '' , “memlekette camiden bıktık burada da mı cami '' , “aman, bize ne el-alemin müzesinden '' , “bir saraya bu kadar para verilir mi '' , “bunlar neden 65 yaş üstüne indirim yapmıyorlar '' , “müze-kartım var burada geçer mi '' sorularına çokça muhatap olduğumuz bir grupta, iş free-shop olunca ne sorun olur ne de şikayet… Anımsıyorum; turun birinde de “param kalmadı '' diye müzelere girmeyen, yemek yemeyen bir katılımcımızın turun sonuna doğru kaybettiği çantasında daha 200 €'su olduğunu ve bu parayı free-shop için sakladığını, polise verdiği ifade esnasında duyduğumuzda şok olmuştuk.

Teneffüs zili çalınca sınıftan kantine koşturan okul çocukları gibi bir tablo bizim free-shop aışveriş molalarında da görülür. Kazara cep telefonumu ya da pasaportumu araçta bırakmışsam indiğim ön kapıdan tekrar geriye binmem imkansızdır zira inenler buna izin vermezler. Önümüze sıra arabası geçecek ve gümrükte bize bir saate patlayacakmış kimsenin umurunda olmaz. 20 yıllık rehberim ve şunu gördüm: Bizim insanımız kadar alışverişte rahatlayan insan azdır. İtalya'da bir ara dükkanların en sevdiği turistler Türklerdi, hatırlayınız…

Aynı odada kalıp da birbirine hareket saatini hatırlatmayıp geç kalanlardan İpsala çıkış kapısında Yunanistan'a girdik sanarak Türk memura “Kalimera '' diyen yurdum grubuma kadar herkesi ama herkesi gülümseyen yüzlerimizle tekrar hatırlıyoruz ama hepsi bir yana Makedonya Ohri'de Hotel Aqualina'da yaşadığım bir olayı hiç unutamıyorum. Hatırlattığım halde büfeden çıkın yapmaya çalışan emekli öğretmenimize ödetilmek istenen 7 €'luk ücret. Kahvaltıdan kalkarken çantaya poğaça-börek koymak isterken kameralardan tespit edilerek kendisinden para talep edilince hepimiz yerin dibine girmiştik. Oysaki Makedonya'da bir tepsi börek 7 € ya tutar ya tutmaz.

Evet, özellikle uyarı tabelaları gezdiğimiz ülkelerde resmen Türkçe yazıyor. “Büfeden yiyecek alınmaması… Dışarıdan restorana su getirilmemesi… '' gibisinden. Konuklarımız otobüsten inerlerken yolda-otobüste içecekleri sulardan yanlarına alıp odalara çıkarıyorlar. Hatta restorana getirip yemekte içenler oluyor. Yemekte suyun ekstra olduğu bir gruba kuzu çevirsen boş. N'apıp ne edip bir küçük suyu bedavadan vereceksin. 500 €'luk turda 0,5 € cimriliği mi desek, ne desek bilmiyorum.

Uyarıların Türkçe olması onur kırıcı bir başka taraf… Daha çok gezi bilinci zamanla olacak herhalde… “Ben dünyayı gezdim '' demekle olmuyor. Gezmek kadar gezi kültürüne sahip olmak da lazım. Bu ve benzeri davranışlar ve üzücü neticeleri milletçe hepimizi karalıyor ve yürekten yaralıyor.

İyi Geziler.




Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
ASİL S. TUNÇER YAZIYOR: BALKAN TURLARININ FELSEFESİ-2
          
Günün Haber Başlıkları



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: MEHAZİNDEN MÜZEYE
     UZM. DR. SİNAN İBİŞ YAZIYOR: TURİZMDE BAŞARININ REÇETESİ
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: CUMHURİYET'İN 35.NCİ YILINDAN...
     ASİL S. TUNÇER YAZIYOR: BALKAN TURLARININ FELSEFESİ-1
     CEM POLATOĞLU YAZIYOR: TÜRKÇE REHBERLİK YASASI
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx