Asil S. Tunçer, Tartışmaların Odağındaki Kudüs'ü yazıyor

Araştırmacı Tarih ve Turizm Yazarı Asil S. Tuncer; “Tartışmaların Odağı'ndaki Kudüs“ yazısında tarihte yaşananları hatırlatırken, günümüzde Türkiye'nin izlemesi gereken politikaların yol haritasını çıkarıyor.

27 Aralık 2017 Çarşamba - turizmhaberleri.com-haber merkezi/Editörden

ABD'nin Kudüs'ü İsrail'in Başkenti tanıma kararı; 2017 yılının sonuna doğru yaklaştığımız şu günlerde küresel dengeleri zorlamaya devam ediyor. Ülkemizde Kudüs'ü gündemine almayan turizm medyası, suskunluğunu koruyan turizmciler ve ilgili STK'lara karşılık, gazetemizin yazarı Asil S. Tuncer araştırmacı ve sorumlu kimliği ile bu konuyu yazı dizisi yaparak gazetecilik örneği sergilemektedir.

İşte “Tartışmaların Odağındaki Kudüs“ başlıklı yazı dizisinin geniş yankı uyandıran; ulusal basın yazarlarına ilham veren görüşlerin yer aldığı önceki iki bölümün linkleri ve 3. Bölüm...

1- www.turizmhaberleri.com/koseyazisi.asp?ID=3710

2- www.turizmhaberleri.com/koseyazisi.asp?ID=3717

TARTIŞMALARIN ODAĞINDAKİ KUDÜS-3
ASİL S. TUNÇER

1999'da Kral Hüseyin öldüğünde başta Avrupa ve ABD olmak üzere tüm dünya liderleri oradaydı. Sadece ABD dört başkanıyla cenaze töreninde hazır bulundular. İsrail en kalabalık heyetle daimi müttefiki Kral Hüseyin'i ahirete yolculuğunda da yalnız bırakmadı. 20 yıldır Ürdün Filistinli mültecilere ev sahipliği yapıyor. 1948 İsrail Savaşı'ndan sonra akın akın bu ülkeye gelmeye başlayan Filistinlilerin çadır yerleşimleri şimdi Amman'da mahalle oldular. Merkezden yarım saat gidildiğinde Amman'ın diğer yüzü Filistin gettolarına gelinir. Ürdünlü yapılmak istenen Filistinliler üzerinde planlanan olmadı çünkü Filistinliler hala sürgün gönderildikleri bu ülkeyi geçici görmekte asıl ülkelerine Filistin'e dönmeyi düşlüyorlar.

Ürdün, Batı'ya en yakın olan ülke. Bundan dolayı liderleri AB ve ABD'de krallar gibi karşılanırlar… Osmanlı'nın en zor savaşım verdiği cephe, Filistin Cephesi'ydi. Arabistan Lawrence lakaplı Britanyalı arkeolog, asker ve diplomat Thomas Edward Lawrence 1916 - 1918 yılları arasında bölgedeki tüm Arap aşiretlerini kışkırtıp ayaklandırıyor ve kendilerine Osmanlı'dan bağımsız büyük Arabistan vadediyordu. Elbette kendinden 20 yaş büyük akıl hocası Getrude Bell'den öğrendikleri ışığında.

Osmanlı'nın yıkılışından sonra çok şey değişti. Arap dünyasında Osmanlı bir İslam şemsiyesi gibiydi. Bunun yanında Araplar Osmanlı'yı 'Büyük Arap Devleti' için önlerinde en büyük engel görmekte ve Osmanlı dönemi için karanlık ve zulüm diye bahsetmekteydiler. Skyes-Picot Antlaşması'na göre İngiltere ve Fransa İskenderun'dan Mısır'a kadar neresi varsa bölgeyi kendi aralarında pay etmişler ve Mekke'yi de merkez seçmişlerdi. Lakin Bolşevik devrimi sonrası emperyalizme karşı savaşan tüm mazlum ülkelere yardım kararı alan, önceki sabık ortak Rusya gizli antlaşmayı açıklayınca iplikleri pazara çıktı.

Neydi? Mekke Emiri Hüseyin'e para ve silah yardımı yapılacaktı ve bölge Arapları Osmanlı'ya karşı ayaklandırılacaktı. Medine Müdafii Fahreddin Paşa hatıralarında Galip Paşa'nın yerinde önceki vali Vehbi Paşa bulunsaydı, Şerif Hüseyin isyan edemezdi, der. Fakat büyük Arabistan projesinin arkasında başka bir plan gizliydi. Bu planı yıllar önce Ortadoğu'yu karış karış gezen, haritalarını çıkaran ve Ortadoğu'nun sınırlarını yeniden çizen Arapların “El-Hatun '' dediği İngiliz Arkeolog ama aslında ajan, Gertrude Bell'in raporları hazırlamıştı. Kimdi Bell? Arabistanlı Lawrence'ın akıl hocası.

Bell, 1898-1908 yılları arasında Topkapı için İstanbul'a ve Anadolu'daki kiliselerle ilgili bir araştırma için de Konya'ya da geldi. Buradayken İngiltere'nin Konya Konsolosluğu'nda görevli Askeri Ataşe Bnb. Dick Doghty-Willie'ye aşık oldu. Karısıyla sorunları olan Willie'yle mektuplaştılar yaklaşık 8 yıl sürdü. Fakat Binbaşı katıldığı Çanakkale Savaşı'nda ölünce Bell, zaten sevmediği Osmanlı'dan nefret etti. Yetmedi, delege olarak katıldığı Paris'ten sonra gitti Kahire'ye bu sefer gizli servise girdi. O günden sonra da Osmanlı'yı bitirmeye ant içti. Muradına da erdi. John Philby, Arabistan'ı parsellerken o da pasta dilimler gibi Irak'ı, Ürdün'ü tesis esiyordu. Osmanlı'da kim Kürt, kim Türk, kim devletten yana ve kim değil envanterini çıkardı. İngilizler hala onun raporlarıyla Ortadoğu'da iş yapıyorlar.

Hicaz ve Filistin Cephesi'nde Osmanlı askerlerini arkadan vuran Emir Hüseyin'in adamları nihayetinde büyük katliamlar yaparak Türkleri bölgeden çıkardılar. Savaş sonunda Suriye'den kovulan Kral Faysal Irak'a, Kral Hüseyin'in oğlu I.Abdullah (bugünkü Kral Abdullah'ın dedesi) da Ürdün'e baş oldu. Aslında bölge parçalanırken planda yıllardır yersiz yurtsuz orda bur da yaşayan Yahudilere bir ülke tesis etmek ve Yahudi devleti kurmaktı. İstenilen az farkla ve ufak değişikliklerle yapıldı. İsrail Devleti 30 yıl sonra kuruldu.

Önce 1936'da İngilizler Ürdün'ü kurdu, ordusunu oluşturdu ve eğitti. Bugün Ürdün, Ortadoğu'nun adeta İngiltere'sidir. Gerçi güç II.Dünya Savaşı'ndan sonra bölgede İngiltere'den ABD'ye geçti. Kral Hüseyin'le birlikte plan işletilmeye, Filistinliler ülkelerinden sürülüp Ürdün'e yerleştirilmeye başlandı. Kral Hüseyin önce bir İngiliz sonra da bir Amerikalı hanımla evlendi. Kral, Abdullah Haşimit, İngiliz hanımdandır.

1967'de Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ü işgal eden İsrail daha fazla Filistinlinin Ürdün'e göç etmesine neden oldu. Bu arada bölgenin baş aktörü Suudi Arabistan hiçbir Filistinliyi ülkesine sokmuyordu. Bu anlamda Ürdün, adeta İsrail için kullanılacak topraklardan süpürülen Filistinlilerin döküldüğü konteynır görevi görüyordu. Ürdün'e yaptığım turlarda bunu kendi gözlerimle gördüm. Merkezde milyonlarla oynayan Ürdünlülerin yarım saat mesafesinde ise aç Filistinliler yaşıyorlar. Condaleza Rice, bir konuşmasında Ürdün için ABD'nin Ortadoğu'daki en iyi müttefiki diye bahsetmekteydi. ABD, Ürdün'ü nedense çok seviyordu.

Filistinliler için Batı'nın bir-kaç planı var ama bunların hiçbirisi Filistinliler için çözüm değil; sadece İsrail'in ekmeğine yağ sürecek türden. Gerçekleştirilirse şayet; Filistinliler daha fazla mülteci olacak ve zoraki Batı Şeria'dan Ürdün'e göçecekler ya da Gazze'de kalıp izole bir yaşama razı olacaklar. Plan; birçok Filistinlinin yaşamına mal olma pahasına İsrail, Filistin ve Ürdün üçgeninde uygulana gelmekte.

Bu noktada Kudüs için yapılacak en iyi şey, bilhassa Türkiye için, Suudi Arabistan ve Ürdün'ü sonra da Mısır'ı harekete geçirmektir. Bu üç ülke İsrail'e muhalefet ederse sorunun çözümü için gerekli şartlar oluşmaya başlar. Yok, etmezse siz ya da biz ne yaparsak boşunadır. Yani İsrail ve Filistin ortada bir düğüm ve etrafındaki bu üç ülke düğümün bağcıklarıdır. Kral Hüseyin'in ülkesi Ürdün yıllardır İsrail'in gizli korumasında, desteğindedir. Ne de olsa Ürdün, İsrail'in yerinden yurdundan ettiği Filistinlilere barınak görevi yapmaktadır.

Bir asırdır İngiltere-ABD kıskacında olan Ortadoğu, Arap dünyası böl-parçala-yönet politikasından çok etkilendi ve bugün hemen her Arap devleti diğeriyle geçinemiyor zira onları kabile kabile, aşiret aşiret ve bölge bölge şekillendirdiler. Bundan başka siyasi yapılanmanın ötesinde bir de ırk ve mezhep yönüyle de ayrıştırdılar. Emperyalizm Arapları, Farsileri ve Türkleri çok sıkı denetimi altına almış durumdadır. Bunu görmeyen kör, duymayan sağırdır.

Biz, Suriye'den aşağıya Ortadoğu diyoruz ama aslında Ortadoğu Batı'nın cetveliyle Çanakkale ve İstanbul Boğazlarından başlayıp Süveyş Kanalı'na kadar iner. Bu yüzden Filistin-İsrail ve Kudüs konularında çok dikkatli olmak gerekir. Yanan ateşin kıvılcımı her an üstünüze sıçrayabilir. Araplara karşı Türkmenler, Türklere karşı Kürtler kartlarına bir de Sünnilere karşı Şiiler kartları oynanmaktadır. Yeşil Kuşak, Şii Hilali söylemleri işte bu politikaların enstrümanlarıdır. Libya'dan başlayıp Mısır ve Yemen üzerinden Afganistan'a ve Tacikistan'a kadar gider.

Küresel sermayenin dinsel kökenli çatışmaları iyi kullanarak nasıl savaşa çevirip kardeşkanı döktüğünü, komşuyu komşuya düşman etme siyasetinin yine küreselleşmede ne denli önemli bir rol oynadığını Ortadoğu'da geçmişte yaşanan İran-Irak savaşı, Körfez savaşı ya da Cezayir iç-savaşı ve de Arap baharında gayet net gördük: Petrol, Su ve Doğalgaz, bölgeyi rahat bırakmaz.

Körfez Savaşı sonrası ABD, Arap-İsrail sözde barışı konusuna el atmış, Başkan Bush, Mart 1991'de Kongre'de İsrail'in tüm Arap devletlerince tanınması gerektiği, bunun yanında da Filistinlilerin de kendilerine gösterilecek bölgede güvenliklerinin sağlanması gerektiğini dile getirmişti. Ekim 1991'de Madrid'de Orta Doğu Konferansı yapıldı ve yine ABD, Ürdün heyetine gizlenen Filistinlilerle İsraillileri buluşturup anlaşma yapmalarını sağlandı.

Arafat ve Rabin'in Eylül 1993'te Washington'da imzaladıkları belgede vaat edilen hemen hiçbir güvence bugün sağlanmadığı gibi, süreç oyalanma ve aldatmaca şeklinde Filistinlilerin aleyhine işledi. Zira Batı Şeria ve Gazze'de kurulacak FKÖ Özerk yönetimi bugün neredeyse yerlerinden sürülmüş ya da izole edilmiştir. 94 Ekiminde tam sınırda yer alan Vadi Aravah (Aravah)'da konulan imzalar da hiçbir işe yaramamıştır.

Yaramaz da zira İsrail'e barikat olabilecek bölgenin Arap güçleri ya sınır, ya mezhep ya da petrol kavgasındadırlar. Hem de Küresel Sermayenin tam istediği gibi. Buna sözde kendini ABD müttefiki ve BOP Eş-başkanı sanan saftirikler de inanmakta, emperyalist emellere bilerek ya da bilmeyerek hizmet etmektedir. 2002'de, 22 ülkenin BOP içinde yer aldığını söyleyen Rice, bölgede İsrail'i organizatör, Türkiye'yi model olarak tanımladı. Zamanın Türk Hükümeti de bu misyonu kabul etti ve hanesine başarı olarak kaydetti.

Suriye başta olmak üzere Türkiye hükümetlerinin 90lardan beri izlediği politika hem bölge halklarına hem de barışına zarar vermektedir. Ne zaman AB ve ABD'ye muhalefet olmaya kalkarsa da karşısında ya Ermeni, ya Kıbrıs ya da PKK kırmızı kartını görmektedir. Dolayısıyla, zaten yeterince başımız dertte olduğundan, tavsiyemiz; Kudüs hadisesine hiç mi hiç bulaşmamaktır. Zira menfaatler de bunu gerektirmektedir.

İsrail'le çok zıtlaşma… Ortadoğu'ya pek bulaşma…


Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
ASİL S. TUNÇER, TARTIŞMALARIN ODAĞINDAKİ KUDÜS'Ü YAZIYOR
          
Günün Haber Başlıkları
THY ANKARA-ROMA DİREKT UÇUŞLARINI 60 YIL SONRA YENİDEN BAŞLIYOR
TÜRK HAVA YOLLARI 500 PİLOT DAHA İSTİHDAM ETTİ
BİLİNÇLİ TATİLCİNİN TERCİHİ 'TURUNCU BAYRAK' OLACAK



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     HÜSNU GÜMÜŞ YAZIYOR: YEŞİL MÜREKKEP
     DR. SİNAN İBİŞ YAZIYOR: MUTLU OL - ZİNDE YAŞA
     YUSUF YAVUZ YAZIYOR: İRAN'IN ÖTEKİ YÜZÜ
     YUSUF YAVUZ YAZIYOR: KIZILCIKLAR OLDU
     OLAY SALCAN YAZIYOR: KİBYRA ANTİK KENTİ
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx