DT. AHMET SAVGAT YAZIYOR: PATİKALARDAN GÖKYÜZÜNE…

Türkiye'nin patika, yürüyüş, koşu parkurları ve rotalarının eşsiz güzelliklerine dikkat çeken yazarımız Ahmet Savgat; patikalardan gökyüzüne nasıl ulaştığını anlatırken okurları da peşinden sürüklüyor. Yoldan çıkın ve kaybolmaktan korkmayın...

03 Ocak 2019 Perşembe - DT.AHMET SAVGAT- turizmhaberleri.com- Antalya
Gezi Yazarı ve Seyahat Fotoğrafçısı


PATİKALARDAN GÖKYÜZÜNE…
Küçük adımlar ile başlar büyük maceralar, unutulmaz deneyimler. Eskiden beri hafif kıvrımlı bir virajla ormanın derinliklerine doğru giden dar, toprak veya taşlı, ortasında dizlerinize kadar otlar olan patikalar beni çok heyecanlandırmıştır, acaba nereye gidiyor, sonunda ne var, o virajı dönünce ne ile karşılaşacağım diye hep merak etmişimdir…

Sonradan düşününce bu duygunun aslında merak olmadığını anlamaya başladım, bu sanki dar ve zorlu yollardan geçip sonunda güzel bir şeye ulaşma arzusuydu, bir nevi başarma mutluluğu. Tabi ben bunu hep bu yaşıma kadar (yaşım 39) sadece merak olarak tanımlıyordum, ta ki patika dağ koşularına başlayana kadar. Benim de o büyük maceralara, unutulmaz deneyimlere atılan küçük adımım; patikalara girmek oldu. Azıcık yoldan çıktım da diyebiliriz.

Ülkemizde yoldan çıkmanızı sağlayacak o kadar çok patika, o kadar çok yürüyüş ve koşu parkurları, rotaları var ki, dünyada eşi benzeri olduğunu sanmıyorum. Yaptığımız o kadar tahribata, dikkatsizliğe rağmen karşınıza çıkan güzellikler karşısında şaşkınlık içinde kalıyorsunuz. Bu yazımda sizlere hatırladıkça hala beni heyecanlandıran, gururlandıran bir koşu parkurundan bahsedeceğim. Tahtalı Run to Sky. Koşarak gökyüzüne çıkılıyor muymuş, evet çıkılıyormuş. Buradan yarışı düzenleyen sevgili Polat DEDE'ye ve yarış sırasında bizlere destek olan organizasyonda gönüllü çalışan arkadaşlara daha çok teşekkür ediyorum. Onlar enerjinizin bittiği yerde karşınıza melek gibi çıkıyorlar ve sizi kurtarıyorlar.

Tahtalı dağı zirvesini Antalya'da yaşayan hemen hemen herkes bilir, hani şu teleferikle çıktığımız, çıkarken hayranlıkla, korku dolu bakışlarla bir aşağıya bir yukarıya baktığımız, hele bir de hava açıksa, sis yoksa keşke bu çıkış hiç bitmese dediğimiz işte o zirve, tam 2365m rakım. İşte tanrıların sahilinden Olympos'tan başlayan ve tanrıların zirvesine uzanan yaklaşık 28 km'den oluşan, sınırların ve sabrın zorlandığı bir patika yarışı.

Yarışın varlığından haberim olduğu andan itibaren rüyalarıma giren bir parkur diyebilirim. Gün içinde arada bir kendimi yarışın başlangıç noktasında ya da bitiş çizgisinden geçtiğimi hayal ederken bulurdum. Ve en sonunda o gün geldi çattı, kendimi başlangıç çizgisinde kalabalık bir grubun içinde heyecan içinde 3,2,1 diye bağırırken buldum ve herkes büyük bir coşkuyla koşmaya başladı, kendimi akıntıya kapılmış bir balık gibi hissetim. Koşarken hep önüme bakıyordum, kafamı kaldırıp zirveyi gördüğümde kendi kendime gülmeye başladım, bir avuç çatlak ışığa doğru koşuyor diye geçirdim içimden.

Bu düşünceler ile koşarken kendimi Yanartaş merdivenlerinde buldum, Yanartaş'a ulaştığımda ne yalan söyleyeyim aklıma gelen ilk şey “of burada ne güzel sucuk ekmek olur '' olmuştu. Ateşlerin arasından hoplaya zıplaya, mutlu mutlu arada bir arkamda bıraktığım manzaraya bakarak yoluma devam ettim. Bu tür yarışlardan keyif almak istiyorsanız, mutlaka kafanızı kaldırıp etrafınıza bakın, manzarayı izleyin, gerekirse durun birkaç dakika bulunduğunuz yerin tadını çıkarın, emin olun belki bir daha aynı yarışa gitmezseniz oralarda bulunma olasılığınız çok az.

Yarışın ilk kontrol noktasına kadar çok zorlu değildi fakat oradan sonra işin rengi değişmeye başladı. Rengi o kadar değişti ki parkurun bazı yerlerini hatırlamıyorum bile, kafamdaki mücadele arzusu her şeyi kaplıyordu. Bu şekilde kendimi kaptırmış, kulağımda müzik konsantre olmuş bir şekilde sadece önümde koşan adamı takip ediyordum ki, adam durdu. Yanına gittiğimde “sanırım rotadan çıktık kaybolduk“ dedi, o şekilde ne kadar gittik bilmiyorduk. Mecbur son gördüğümüz işarete kadar geriye koştuk. Çok kötü olmuştum, moralim çok bozulmuştu. Kendime çok kızdım, hep böyle oluyordu birilerine güvenip onun peşinden gidiyordum ve yolun yanlış olduğunu öğreniyordum.

Trajikomik bir durumdu, çünkü hayatımda da buna benzer çok anlar yaşamıştım. “Kimseye güvenme, kendi hayatın ile ilgili kararları başkasına bırakma, bırakırsan böyle olur“ diye kendi kendime telkinlerde bulunarak koşarken son gördüğümüz işaretli noktayı bulmuştuk ve yarışa kaldığımız yerden devam ettik. Zararın neresinden dönsem kardır diye teselli ikramiyesi çıkarmıştım kendime, ikramiyeyi kazanmanın verdiği gazla bir süre daha tırmanmaya devam ettim.

Yükseldikçe ortam farklılaşıyordu, orman yaşlanıyordu, hüzün, yıkılmışlık, artık yeter diyen teslim olmuş bir orman vardı sanki. Bazı ağaçlara yıldırımlar düşmüş parçalanmış, ikiye bölünmüştü. Çok garip hissettim orada kendimi. Aynı duygulara bende kapıldım sanki. Yarışı bırakmayı düşündüm ama burada bıraksam ne işe yarardı ki, yine kendim gidecektim kontrol noktasına. Koşmaya devam ettim ve orman birden yok oldu, her bembeyaz taş ve kayalıktı, çıktığımız yükseklikte bitki yetişemiyordu, nefes almak daha zor hale geldi, aldığım hava yetmiyordu sanki. Zirve görünüyordu ama ulaşılamıyordu. Allah'ım ne büyük çileydi o, kendime o kadar çok söyleniyordum ki, ne işim var burada, bunu niye yapıyorum kendime, tabi bu kadar kibar bir dille değil.

Orada bir karar aldım, “zirveye gelene kadar kafamı kaldırıp bakmayacağım ve hiç durmadan tüm gücümle tırmanacağım“ dedim, çok kararlıydım ve yaptım, bitirdim. O kadar kaptırmışım ki kendimi o zaman, sağ bacağımda derin bir kesik olmuş, farkına bile varmamışım, kurumuş kan izini yarışı bitirdikten sonra dinlenirken fark ettim. Baktıkça hatırlar gülerim, o yarışın madalyası da o oldu bana. Orada zirvede bitiş çizgisinden geçmek çok gurur vericiydi. Kararlılık bu hayatta her şeyi yaptırıyor insana, yeter ki kararlı olun, yılmayın. Yolda karşılaştığınız zorluklar bu işin eğlencesi bence.

Size tavsiyem baktıkça size çıkardığınız dersleri hatırlatan, güldüren yara izleri, anılar biriktirin. Çünkü zaman bize anı biriktirelim diye verilmiş satın alınamayan bir kaynak. Zamanı geri getirmese de anılarımız bizi o zamana götürebilir.

Patika deyip geçmeyin, anayollara ulaşmanın en eğlenceli, keyifli ve eğer kaybolmazsanız en kestirme yollarıdır patikalar. Kaybolursanız da kaybolun korkmayın. Sağlıcakla kalın.





Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
DT. AHMET SAVGAT YAZIYOR: PATİKALARDAN GÖKYÜZÜNE…
          
Günün Haber Başlıkları



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     OLAY SALCAN YAZIYOR: PALERMO, KATANYA, SİRACUSA
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: ALTIN ELMA ÖDÜLLÜ ŞEHİRLER
     A. NEJAT ŞARDAĞI YAZIYOR: LÜKS YEŞİL TRENLE TURİZM
     HÜSNÜ GÜMÜŞ YAZIYOR: AKDENİZ'İN YILDIZLARI
     AHMET SAVGAT YAZIYOR: KUŞ PEŞİNDE
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx