Fatih Kutlu'dan Merhaba ve Malta izlenimleri

turizmhaberleri.com Ailesine katılan Fatih Kutlu; ilk yazısında okurlarımıza Merhaba diyor ve çarpıcı notlarla Malta izlenimlerini yazıyor. Keyifli okumalar

23 Şubat 2019 Cumartesi - FATİH KUTLU- turizmhaberleri.com- İstanbul

Merhaba;
Türkçe olmasa da duyduğumda içimi ısıtan bu kelimeyle başlamak istedim yazmaya. Sebebi, benim için merhaba kelimesinin sade bir selamlaşmadan çok daha öte ve çok daha derin bir içerik taşıması. Hele merhaba diyen kişi bunu içtenlik ve samimiyetle kullanmışsa, hele hele yüreğindeki güzelliği de bu içtenlik ve samimiyetle harmanlamışsa, kısa sürecek olsa bile tadına doyulmayacak bir sohbet yolculuğuna yelken açacaksınız demektir. O nedenle merhaba.

Bu gazetede zaman zaman yazan eşim Sema Kutlu'nun 1994 yılından beri üyesi olarak katıldığı ATURJET'in ulusal ve FIJET'in uluslararası düzeydeki toplantılarından birine davetli olarak katılmam 2019 yılına kısmetmiş. Merkezi Malta'da olan Akdeniz Turizm Vakfı her sene bir toplantı düzenler. FIJET ve ATURJET üyelerinin de katıldığı bu toplantıya davetli olarak katılmak üzere 13 – 16 Şubat 2019 tarihlerinde Malta'daydım. Benim gibi davetliler esas aktörlerin katıldığı ve gündüz gerçekleştirilen oturumlara isterlerse dinleyici olarak eşlik edebilmekteler. Ancak dinleyici olarak eşlik edenlerin çok fazla olmadığını gözlemledim. Davetli olarak giden katılımcılar söz konusu toplantıların haricinde gittikleri şehri ya tek başlarına ya da küçük gruplar halinde gezme fırsatına sahip olmaktalar. Akşamları katılımcıları ve diğer davetlileri bir araya getiren yemek, kokteyl veya balolar düzenlenmekte. Bazen bunları takiben gerek klasik batı müziğinin, gerek o ülkenin ulusal müziğinin ve gerekse uluslararası müziğin sunulduğu son derece etkileyici konserler de geceye ayrı bir keyif katmakta.

Bu gezi sırasında bir öğle yemeğinde sıcak bir merhabayla tanıştığım Turizmhaberleri.com gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Nilgün Atar bana “siz neden yazmıyorsunuz? '' diye sordu. Aslında bu bir anlamda teşvik ve belki de bir anlamda teklifti. Bir an bocaladım mı? Yoksa şaşırdım mı? Bilemiyorum. Ama bu soruya çok net cevap verebildiğim söylenemez. Ama okumanın keyfine varmış biri olarak yazmanın da insana keyif verebileceğini düşündüm. Bugünkü sıcak merhabanın temelleri böyle bir masada atılmış oldu.

Malta 316 km2 yüzölçümü ve 430.000 nüfusuyla küçük bir Akdeniz ada devleti. Ülke çok sayıda adaya sahip olmasına karşın en büyük üç tanesi Malta, Gozo ve Comino ile tanınmakta. Konum olarak neredeyse Akdeniz'in merkezinde diyebiliriz. Avrupa ve Akdeniz'de trafiğin soldan işlediği üç ülke var. Bunlar İngiltere, Kıbrıs ve Malta. Malta Akdeniz'in merkezinde olduğu için tarih boyunca hep cazibe merkezi olmayı başarmış. Ancak bu durum sürekli istilalara uğramasına da neden olmuş. Malta şu andaki yapısına 1964 yılında kavuşmuş.

Malta'da özellikle eski yapıların neredeyse tamamı ülkede bulunan sarımsı kireçtaşından yapılmış. Bu eski yapıların hemen hepsi son derece şık ve göz alıcı. Ancak edindiğim bilgiye göre son yirmi beş sene içinde betonarme yapılar ve son on sene içinde çok katlı yapılar hızla çoğalmaya başlamış. Halen de yapılmaya devam ediyor. Malta'da betonarme ve çok katlı yapılara izin verilmeyen şehirler de var. Malta alan olarak küçük olduğu için bazen şehir bazen de bölge diye isimlendirilen yerler arasında arabayla yarım saatten fazla bir mesafe yok. Bu durumun trafik olmadığı zamanlar için geçerli olduğunu belirtmeliyim. Ancak turistik bölge denebilecek şehirlerde aşırı kazanç hırsı olarak açıklayabileceğimiz nedenlerle bu tür çarpık yapılaşma maalesef bizim ülkemizdeki gibi teşvik görür hale gelmiş. Bu durum sadece bizde değil, bazı Avrupa şehirlerinde de dikkati çekmekte. Ancak Malta bizim ülkemiz ve Avrupa'nın benzer şehirleriyle kıyaslandığında çok küçük bir alana sahip. Bu nedenle söz konusu çarpık yapılaşma yakın gelecekte Malta'nın canını yakabilecek boyuta gelebilir. Bunun gerçekleşmesi durumunda Malta ekonomisi oldukça etkilenecektir. Şöyle ki birçok ülkede turizm geliri elde edilen yıllık gelirin ortalama yüzde 10 – 11 i kadarken bu rakam Malta için neredeyse yüzde 25 civarında.

Malta'ya bir daha gitmek kısmet olur mu bilmem. Ancak bu gidişimde Gozo ve Comino adalarını gezemedim. Sadece Malta adasının bir bölümünü gezebildim. Kaldığımız otel belli başlı turistik bölgelerden biri olan St. Julian's bölgesindeydi. Otelimiz Hard Rock Cafe'nin tam karşısındaydı. Bu açıdan şanslı sayılabilirim. Çünkü gittiğim şehirlerde bu kafe varsa mutlaka ziyaret ederim. Hani derler ya körün istediği bir göz, tanrı verdi iki göz diye. Benimki de o hesaptan oldu. Organizasyonu düzenleyenler ilk gecenin kokteylini orada verdiler.

Mdina (L-Imdina) diye adlandırılan Eski Şehir oldukça güzel ve UNESCO Dünya Miras listesinde yer alıyor. Mdina'nın bir diğer özelliği de Sessiz Şehir olarak adlandırılan şehirlerden biri olması. Burada yemek için menüsü ve ambiyansı çok iyi olan Bacchus Restoran tavsiye edilir.

Başkent Valletta'da çok katlı yapılara izin verilmediğini düşünüyorum. Çünkü beni rahatsız edecek düzeyde yüksek herhangi bir yapıya rastlamadım. Birçok güzel binanın yer aldığı bu şehir doya doya ama yürüyerek gezilmeli. St. John's Cathedral'i ve Grandmaster's Palace öncelikle görülmesi tavsiye edilecek yapılar. Ayrıca Lower Barrakka Gardens ve Upper Barrakka Gardens mutlaka gezilmeli. Upper Barrakka'dan Lower Barrakka'ya asansörle kısa yoldan inilebilir.

Lower Barrakka'dan motorlarla veya motorlu gondol tipi teknelerle Üç Şehir ( Vittoriosa, Senglea ve Cospicua) denen bölgeye denizden gitmek oldukça zevkli. Üç Şehir bölgesi girintili çıkıntılı küçük koylardan oluşuyor. Koylar marinalar ve teknelerle dolu. Genelde herhangi bir görüntü kirliliği insanı rahatsız etmiyor. Bu bölgenin sahillerindeki kafelerde ve restoranlarda bira ve şarap içmek ve bir şeyler yemek de zevkli.

Sliema da yürüyerek gezilmesi gereken sahil kasabası havasında. Marsaxlokk da gene bir sahil ve balıkçı kasabası. Burada denizdeki rengarenk balıkçı teknelerinin dalgalara eşlik ederek sallanışlarını seyrederken sahil restoranlarının birinde mutlaka deniz menüsü tabağı yiyip şarap içmelisiniz.

Malta'da hatırı sayılır üzüm bağları var. Ülke yüzölçümü küçük olduğu için tarımsal ürünlerin yıllık üretim miktarları da bununla paralellik içinde. Örneğin yıllık şaraplık üzüm üretimi bizim ülkemizin yaklaşık on ikide biri kadar. Kabaca yıllık 30 000 000 kg ye karşılık 2 500 000 kg. Ama buna karşılık eşdeğer şaraplar bizden oldukça ucuz. Bunun önemli nedenlerinden biri de şaraptan ÖTV alınmaması. Önemli bir diğer noktaysa restoran ve kafelerde şişe şaraplardan alınan servis bedeli de bizim ülkemize göre oldukça az. Bizim ülkemize özgü ve yıllık üretimleri hatırı sayılır boyutlarda olan şaraplık üzümlerimiz (Öküzgözü, Boğazkere, Kalecik Karası, Narince, Sultaniye Emir vs. gibi) varken; sadece Malta'ya özgü ve hatırı sayılır üretimi olan üzüm cinsi yok gibi. Malta'da yetiştirilen şaraplık üzümlerim büyük çoğunluğu (Chardonnay, Sauvignon Blanc, Syrah, Merlot, Cabarnet Sauvignon vs gibi) devşirme üzümler.
Benim gezi ya da tatil prensibim şöyle özetlenebilir. Gittiğin yerin çok önemli yerlerini gör, güzel ve oraya özel şeyler ye ve iç. Siz de böyle düşünüyorsanız Malta'ya mutlaka gidin derim. Çünkü inanıyorum ki benim yazdıklarımdan çok daha fazlasını bulacaksınız.





Kaynak: turşzmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
FATİH KUTLU'DAN MERHABA VE MALTA İZLENİMLERİ
          
Günün Haber Başlıkları



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     FATİH KUTLU YAZIYOR: MARDİN MİDYAT HASANKEYF-2
     FATİH KUTLU YAZIYOR: MARDİN MİDYAT HASANKEYF
     FATMA SENA ÜNLÜ'DEN ÇOCUK SANAT ÇALIŞTAYI İZLENİMLERİ
     FATİH KUTLU YAZIYOR: ALAÇATI OT FESTİVALİ KAPIDA
     MALTA İLE BAŞLADIK, KKTC İLE DEVAM EDİYORUZ
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx