Fatih Kutlu yazıyor: Dört günde Paris

FIJET TÜRKİYE-ATURJET Üyesi Yazarımız Fatih Kutlu, müzeleri, meydanları, parkları, sokakları, kafeleri, lezzet noktaları ile dört günde Paris'i gezmenin yol haritasını çıkarıyor. Keyifli okumalar ve seyahatler....

30 Eylül 2019 Pazartesi - FATİH KUTLU- turizmhaberleri.com- İstanbul
FIJET TÜRKİYE-ATURJET Üyesi


İlk etapta Paris'te Son Tango gibi gençlik dönemimin iz bırakan filmlerinden birini anımsatan Paris' e bir kez daha gitmenin heyecanı yaklaşık bir hafta önceden başladı. Otel ayarlamasını yaptığımız için nerelere gidip neler yapacağımızı planlamak ve hayal etmekle geçti bu bir hafta.

Paris MÖ 300 ler civarında Sen Nehri üzerinde bulunan ve birbirine yakın olan iki adadan büyüğü olan İle de la Cite üzerinde yerleşimin başlanmasıyla kuruluş aşamasına adım atmış. Adanın o dönemdeki adı Lutetia (Latince' de su ortasında yaşanacak alan anlamına gelmekte) diye bilinirken yerleşimin yoğunlaşması sonrasında bölge Lutetia Parisiorum adıyla anılmaya başlanmış. Yaklaşık MS 400 yıllarından itibaren de ana kara ve adalar Paris adıyla anılmaya başlamış. Adada yerleşmiş olanlar ana karaya ulaşımı sağlamak amacıyla önceleri tahtadan yaptıkları köprüleri kullanmışlar. Bu olay ana karada ki yerleşimin de hızla yoğunlaşmasına neden olmuş doğal olarak. Ana karadaki yoğun ve gittikçe büyüyen yerleşime karşın İle de la Cite yerleşimin merkezi olarak kabul edilmeye devam etmiş.

Zaman içinde tahta köprüler yerlerini kalıcı taş köprülere bırakmış. Bu köprülerin en eskisi Pont Neuf' tur. Hristiyanlığın kabulünden sonra ilerleyen zaman içinde Paris' in simgesi haline gelecek olan Notre Dame Katedrali yerleşimin ilk başladığı yer olan İle de la Cite üzerinde yaklaşık 1200 yıllarında inşa edilmeye başlanmış. Şehrin ilk ve kalıcı imar planlaması Georges Eugene Haussmann' ın Napoleon tarafından hem vali hem de şehir plancısı olarak görevlendirilmesiyle başlamış.

Paris özellikle yakın tarihi boyunca Cumhuriyet ve İmparatorluk arasında gidip gelerek kendi yolunu bulmaya çalışmıştır. Bu dönemin ilginçliklerinden biri de Napoleon'un birbirini takip eden dönemlerde hem Cumhurbaşkanı hem de İmparator olarak görev yapmış olmasıdır. Paris'in yakın tarihinde iki olay 1789 Fransız İhtilali ve 1871 Paris Komünü sosyal çalkantıların önde gelen kilometre taşlarından olmuşlardır. Elbette bir burjuva devrimi olarak kabul edilen 1789 Fransız İhtilalini yaklaşık 2 ay sürebilen topla, tüfekle sonlandırılan 1871 Paris Komünü ile kıyaslamak pek mümkün değildir.

Tarihi boyunca çeşitli afetler ve doğal olarak da yıkımlar yaşayan şehir bunların en sonuncusuyla İkinci Dünya Savaşı yıllarında 4 yıl süren Alman işgali sırasında yüz yüze kalmış. Alman işgali sırasında yaşanan bir olay bana her hatırladığımda biraz daha ilginç ve ironik gelir. Alman işgali sırasında da yaşamın devam ettiği Paris' te her dükkan veya mağazanın vitrinine Hitler ve Mussolini' nin portrelerinin asılması istilacı güç tarafından emredilmiş. Bir kitapçı çeşitli şekillerde buna bir müddet direnmiş ama sonunda pes etmek durumunda kalmış. Kitapçı, dükkanının vitrinini tamamıyla boşaltmış. Vitrine Hitler ve Mussolini' nin büyük boy resimlerini yan yana yerleştirdikten sonra iki resmin arasına açık seçik görülebilir şekilde Victor Hugo' nun Sefiller kitabını yerleştirmiş.

Paris' te ulaşım konusunda dünyanın diğer büyük şehirleri gibi çok seçeneğiniz var. Otelinizin önünde veya çok yakınında taksi durağı yoksa ve buna paralel olarak sağlık durumunuz veya ulaşmak istediğiniz yerin konumu veya zaman kısıtlılığı gibi problemleriniz de sizi mecbur etmiyorsa taksiyi çok tavsiye etmem. Çünkü çok bekleyeceğiniz yetmiyormuş gibi oldukça yüksek ücret ödeme riskiniz de var. Şehir oldukça düz bir topoğrafyaya sahip olduğu için fiziki durumunuz el verdiğince yürüyerek gezmenizi tavsiye ederim.

Metro ağı çok uzun olmamakla birlikte son derece iyi planlamış. Durak sayısı bakımından New York' tan sonra ikinci, duraklar arası mesafenin kısalığı açısından da dünya lideri. Metro inşaatı yirminci yüzyılın ilk yıllarında başlanmış ve uzun sayılmayacak zaman diliminde tamamlanmış olması kullanıcılar açısından çeşitli sorunları da beraberinde getirmiş. Çok az noktada yürüyen merdiven var. Asansöre ise yok diyebilirsiniz. Bu da metro duraklarında hatırı sayılır miktarda merdiven inip çıkmak anlamına gelmekte. Söz konusu durum benim gibi dizinde sorunu olan kişilere tavsiye edilebilecek bir ulaşım aracı olmaktan çıkarmaktadır metroyu. Diğer yandan ulaşım süresinin kısalığı da metroyu cazip kılan faktörlerden.

Paris caddelerinin ve sokaklarının güzellikleri yanında neredeyse her cadde ya da sokağın köşesinde yer alan şirin mi şirin, çekici mi çekici kafeleriyle müthiş bir şehir. Tarihi binaların, meydanların, parkların ve sokaklardaki heykellerin hepsi birbirine nispet yapar gibi yayılmış şehrin dört bir yanına. Kalma süreniz uzunsa mesele yok. Ama kısıtlı zamana sahipseniz mutlaka önceden plan yapmalı ve hatta Paris'e gitmeden belli gezileri programlamalısınız. Paris ve Paris'e benzer şehirlerin bence en büyük sorunu cazibe merkezi olmaları nedeniyle mevsim ne olursa olsun haddinden çok fazla turist çekmeleridir. Hiç unutmam bir seyahatimde Barcelona' da orta yaşlı bir Katalan'ın ' Bu Turizm Değil İstiladır' pankartıyla sokaklarda dolaştığına şahit olmuştum.

Gezmiş olduğum bazı şehirlerde olduğu gibi Paris'te de kafeler zevkle ve rahat rahat oturup vakit geçirecek yerler olmaktan yavaş yavaş çıkmak üzere. İyice küçültülmüş masalar ve sandalyelerin yanına bir de tabureler eklenmiş. Neredeyse metrekareye dört kişiyi oturtacaklar. İki kişiyseniz kesinlikle iki tabak yemek ve iki bardak içecekten fazla bir şey ısmarlamayın. Çünkü masada fazladan bir şey koyacak yer kalmayacaktır. Bazı kafelerde yoğun saatlerde ama çoğu kafede hemen tüm gün stadyumda maç seyreder pozisyonda oturuyor insanlar. Tabi kafelerin iç mekanları dışarıya göre biraz daha rahat. Ama bir şeyi daha belirtmem lazım. Bu şekilde dip dibe oturan insanların yüzlerinde hallerinden memnun olmadıklarını gösteren herhangi bir ipucuna rastlayamıyorsunuz. Ben genelde kafelerde öğle saatleri sonrasından itibaren oturduğum için bira veya şarap içerim. Bunun için de bu denli dip dibe oturmayı sevmem.

Gezi günlerinin verimli kullanabilmesi adına bir gün içinde birbirine yakın yerleri gezecek şekilde plan yapmakta fayda vardır. Ben de size böyle bir plan sunmak istedim Paris gezisi için. Gezilecek yerler hakkında detaya giren bilgiler vermeyeceğim. Çünkü o bilgileri edinmek oldukça kolay.

Birinci gün: Trocadero parkını, her terasına asansörle çıkılabilen ve 3 ayrı yükseklikte seyir terası olan Eiffel Kulesini, Hotel des Invalides'i, Orsay Müzesini gezdikten sonra bu bölgeye yakın bir iskeleden 1 saat civarında vaktinizi alacak Seine nehri turu yapabilirsiniz. Bölgeyi gezerken nehir kıyısındaki veya sokak köşelerindeki kafelerden birinde yemek yiyip dinlenmeyi de ihmal etmeyin.

İkinci gün: Notre Dame Katedrali'ni, Sainte Chapelle'i, Pantheon'u ve Lüksemburg Bahçesi ve Sarayı'nı görebilirsiniz. Şimdilerde geçirmiş olduğu yangın nedeniyle içine girilememekle birlikte bu günkü geziniz sırasında Notre Dame' ı gören bir kafede oturup soluklanmak size iyi gelecektir.

Üçüncü gün: Arch de Triomphe (isterseniz seyir terasına çıkabilirsiniz), Champs Elysees Caddesi, Grand Palais, Petit Palais, Champs Elysees Parkı ve Concorde Meydanı listenizde olmalı. Bu günkü gezi sırasında Champs Elysees üzerindeki kafelerde uzun vakit geçirmeye gayret edin. İyi bir noktada da oturmuşsanız dünyanın her ulusundan insanın önünüzden ilginç kıyafet ve davranışlarla geçit yaptığına şahit olacaksınız.

Dördüncü gün: Tuileries Parkı, Arch de Triomphe du Carrousel'i ve Louvre Müzesini gördükten sonra iyi mağazaların olduğu Rue Saint Honore' yi gezebilirsiniz. Bu caddenin bence tek eksiği biraz dar olması nedeniyle kaliteli ve rahat bir kafelere sahip olmaması. Avenue de Opera caddesinden yürüyerek Opera binasına gidip gezebilirsiniz. Opera civarındaki kafeler oldukça keyifli. Ancak bu günün akşam saatlerini mutlaka Sacre Coeur'e ve Montmartre'a ayırın. Hava karardıktan sonra buradaki kafelerden birinde ışıl ışıl ve eşsiz Paris manzarasını içinize sindire sindire içkinizi yudumlayın ve güzel hayallere dalın. Şayet Versailles Sarayı ve Bahçelerini de gezmek istiyorsanız (en azından yarım gün alır ve bence bir turla gezmekte fayda var) ya beşinci gün de kalacaksınız ya da yukarıdaki programda bir miktar değişiklik yapacaksınız demektir.

Paris' te kahvaltı deyince krep, pankek ve kruvasansız olmaz. Bazılarının aksine sevdiğim Fransız peynirlerinin sayısı çok azdır. Yemek konusuna gelince sizlere en çok sunulanlar salyangoz, midye, kurbağa bacağı, soğan çorbası ve başta antrikot olmak üzere et yemekleridir. Bu diğer seçeneklerin olmadığı anlamına gelmez elbette. Yemek sonraları veya ara öğün olarak güzel bir kahvenin yanında damak tadınızı doruklara taşımak isterseniz krem brule, makaron, sufle, ekler ve peşmelba gibileri başta olmak üzere birçok seçenek sizleri beklemekte.

Her gezi güzeldir. Ama bir ağabeyimizin dediği gibi 'nereye gidersen git ne yaparsan yap ne yersen ye her gezinin en güzel kısmı İstanbul'a dönüşünün olmasıdır.'
İyi geziler ve sağlıklı günler.




Kaynak: turizmhaberleri.com

                Google+ paylaş               
FATİH KUTLU YAZIYOR: DÖRT GÜNDE PARİS
          
Günün Haber Başlıkları
TÜRK YAYINCILARI ZENGİN İÇERİKLERLE FRANKFURT KİTAP FUARI'NDA
ÇİNLİLERİN YENİ GÖZDESİ FETHİYE'DE YAMAÇ PARAŞÜTÜ
ANTALYA KİTAP FUARI'NDA 6 GÜNDE 271 BİN ZİYARETÇİ REKORU
BODRUM QUALİTY COAST PROGRAMINA BAŞVURDU
PROF. DR. SENCER ŞAHİN'İ 5.NCİ YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ



 Yorumlar

Benzer Haberler :
     ANTALYA KİTAP FUARI'NDA 6 GÜNDE 271 BİN ZİYARETÇİ REKORU
     CEM POLATOĞLU YAZIYOR: İTALYA İLE AŞK BİR BAŞKA BAHARA
     YUSUF YAVUZ YAZIYOR: ÇEVREYİ BAKANLIK DEĞİL, HALK KORUDU
     PİCASSO'NUN SERGİSİ DÖRT AY BOYUNCA İZMİR'DE
     ÇİN'DE GÜZ ORTASI FESTİVALİNE 2 GÜNDE 105 MİLYON TURİST..
xxxxxxxxxxxxxxxxxxx