TOKYO, JAPONYA

İmparatorluk Sarayı, Meici Tapınağı, Ginza, Asakusa Kannon Tapınağı, Akihabara


Japonya ya gittiğim zaman doğumu batımı birbirine karıştırdım. Öyle ya uygarlığın, gelişmişliğin, nezaketin, hoşgörünün olduğu yer batıda diye öğretiliyoruz. Genelde gezilerimize de batıdan başladığımızdan ilk gördüklerimiz aklımızda daha çok yer ediyor ve bu da zamanla kalıcı da olabiliyor.

Japonya yı emin olun uygarlık, insanlık ve teknoloji açısından batıdan daha da ileri bir durumda olduğunu gördüm. Son derece gelişmiş bir ülke ve toplum. Bu kadar insan yoğunluğu olan bir ülkeyi ziyaret etmemiştim. Yoğun trafiğe sahip caddelerinde kalabalıklar arasında dolaşırken sessizliğin tadını çıkarıyorsunuz. Bu kadar insanın çok olduğu bir yerde hiç ses çıkmaması bizim gibi bağırarak konuşmayı seven toplumlar için yadırganacak garip bir durum.

O kadar kalabalıkta kimsenin sana omuz atmaması da ayrı bir tuhaflık. Herhalde Japonlarda hareket ve nesne algılayıcı sensörler var. Özellikle kavşaklarda yayalara aynı anda ışık yanıp yaya geçidinden geçerken eğlendiğim kadar hiçbir yerde eğlenmedim. Böyle bir düzen olamaz.

Japon insanın robotsu bir görüntüsü var. Konuşurken bilmediği yerden sorduğunuzda takılıp kalıyor. Hemen reset etmelisiniz. Bana kalırsa bunu çok utangaç olduklarından yapıyorlar. Soruya cevap verememenin utancı içerisine giriyorlar.

Japon halkının hiç birisi kurnaz değil. Çünkü kurnaz olmanın bir insan kusuru olduğunu bilecek kadar akıllılar. Kurallara son derece bağlı, toplumcu bir halk görüntüsü veriyorlar.

Maskeli Japonları dolaşırken gördüğümde şaşırdım. Ben yalnızca bu maskeleri Japonya dışında yabancı bir ülkeye gittiklerinde hava kirliliğinden korunmak için taktıklarını düşünürdüm. Ancak durum tam tersi. Eğer soğuk algınlığı gibi bir hastalığı varsa havayı kirletmemek için kendi ülkelerinde de takıyorlar.

Dikkatimi çekenlerden birisi de Japonların sanki aynı fabrikadan belirlenmiş ölçülerde çıkmış gibi olmaları. Yani boylar aynı, fazla kilo yok, saçı dökülmüş erkek yok gibi, kadınları ve erkekleri bakımlı. Her şeyde buna göre ayarlanmış.

Meraklı insanlar değiller. Kendileri gibi olmayanlarla hiç ilgilenmiyorlar. Bizlere bakıp insan bunlar da nereden gelmiş acaba diye merak etmez mi? Değişik insanlar.

Japonya dan daha çok Japonlar ilginç. Onları memleketlerinde görmek ve bir müddet beraber olarak tanımak çok farklı geldi bana. Japonlar bu güne kadar gördüğüm hiçbir halka benzemiyor ve onları anlatmak da çok zor. Japonya ya gidip orada onları görmek çok daha iyi. Sadece bu nedenle bile Japonya ya gidilir.

Zaman zaman Japonlar ile ilgi gözlemlerime tekrar döneceğim, ama sizlere Japonya gezim sırasında gördüğüm ve gezdiğim yerleri anlatmaya çalışacağım. İlk yazımın konusu da başkent Tokyo olacak. Ancak sizlere Japonya yı beş yazı dizisi ile anlatmaya çalışacağım. Umarım faydalı olurum.

TOKYO
Tokyo, dünyanın en kalabalık şehirlerinden birisi. Belki de en kalabalığı. İnsanlar bir karınca sürüsü adeta. Ben internette metro vagonlarına binmeye çalışan kalabalıktaki insanları içeri doğru ittiren görevlilerin fotoğraflarını gördüğümde bunlar bana inandırıcı gelmez ve çok ironik bulurdum. Ama gözlerimle gördükten sonra gerçek olduğu artık kesindi. Unutmadan yazayım bu ittiren adamlara “oshiya '' deniyor. Tamam bu hayret uyandıran bir görüntü ama beni esas hayrete düşüren birbirine bağıran, kavga eden ya da görevlilere karşı gelen tek bir kişinin bulunmaması. Yani heyecan, hareket ve canlılık yok. Gelsinler de Türkiye de bu sahneyi yaşatsalar. Neler olacağını şimdiden hayal edebiliyorum.

İnsanından, uygarlığından, çalışkanlıklarından, düzene ve birbirlerine olan saygılarının üst düzeyde olduğundan bahsetmiştim, ama şehircilik konusunda batıdaki gibi oluşturulmuş bir tarz olmadan plansız bir yapılaşma ve çarpık bir şehirleşme söz konusu. Evet son derece düzgün yollar, muhteşem binalar, ama görünüm Japonya dan beklendiği gibi değil. İnsanı rahatsız eden bazı şeyler var. Bununda nedeni, belki de yüz ölçümü küçük olan bir ülkede nüfusun aşırı derece fazla olması.

Yine Tokyo yı bıraktım, Japon halkından bahsetmeye başladım. Bahsetmemek mümkün değil. Çok farklılar.

İMPARATORLUK SARAYI
Tokyo daki en önemli binalardan birisi İmparatorluk Sarayı. Önemli, çünkü içinde İmparator oturuyor. İkinci Dünya Savaşı ndaki hava saldırıları sonucunda nerede ise tamamı yok edilmiş bu saraydan kalanlar, küçük bir bölümü ile Doğu Bahçesi, hendekler ve klasik Japon mimarisinin örnekleridir. İmparatorluk ailesi, bu gün bu sarayda yaşamaktadır.

Saray, senede 02 Ocak ve 23 Aralık tarihlerinde iki defa olmak üzere halkın ziyaretine açılmaktadır. Doğu Bahçesindeki palmiye ağaçları ve açık renk çamlarla çevrili göller ve bunlara değişik bir hava veren küçük şelaleler ile bu şelalelerin çıkardığı sesleri dinleyerek yürüme yollarında güzel bir gezi yapabilirsiniz.


GINZA
Tokyo nun en popüler bölgelerinden birisi. Adı da, bir zamanlar burada bulunan gümüş daphanesinden geliyor. Modanın kalbinin attığı, pahalı ve şık mağazaları ile dikkati çeken bir bölge Ginza. Doğal olarak buraya gelenlerin de kıyafetleri son derece şık ve kendileri de çok bakımlılar. Benim alışveriş ve böyle yerler hiç ilgimi çekmediği için tam canım sıkılmaya başlamışken mağazaların birisinde gördüğüm resim sergisi ve kalitesi dikkatimi çekti.

Burada bazı mağazaların özel galerilerinde resim ve heykel sergileri açtıklarını öğrendim. Birkaç tanesini zamanım olmadığından hızlıca gezdim. Buna rağmen keyif de aldım. Gerçekten hepsi birinci sınıf. Bizim de bu tip mağazalarımızda aynı uygulama olsa sanata katkısı açısından hiç de fena olmaz.
MEİCİ TAPINAĞI
Tokyo daki en büyük Şinto tapınaklarından birisi olan Meici Tapınağı, Japonya nın çağa ayak uydurması için yaptığı reformlarla ünlü imparatoru Meici ve eşi İmparatoriçe Şoken in ruhlarına atanmıştır. 1700 yıllı iki servi ağacından yapılmış kapıyı geçtikten sonra gelen çakıllı yolu takiben kutsal ibadet yoluna ulaşılıyor.

Çakıl taşlı yolda yürürken sağlı sollu istif edilmiş fıçılar hemen dikkat çekiyor. Üzerlerinde Japon alfabesi ile yazılmış yazılar var. Ancak görünüşleri çok güzel. Sorduğumuzda sağ taraftakilerin sake, sol taraftakilerin şarap fıçıları olduğunu öğreniyorum. Bunlar ülkenin sake ve şarap üreticileri tarafından gönderilmişler. Eski dönemlerde her festival ve özel ayin zamanlarında sunağa konulmak ve tapınağı ziyaret edenlere ikram edilmek üzere gönderilmekte imişler.

Günümüzde boş ya da dolu olarak dursa da logoları üzerinde olacak şekilde gönderilmeleri gerekiyormuş.

Tapınağa girmeden önce sağ tarafta bulunan çoklu bir çeşmede eller ve ağız yıkanarak abdest alınıyor. Ancak ondan sonra tapınağa girilebiliyor.
Tapınakta gördüğümüz evlenme töreni ve törenden sonra gelin ve damat önde oluşturulan yürüyüş kolunu seyretmek, göze hoş gelen bir görüntü idi.

ASAKUSA KANNON TAPINAĞI
Bu tapınak, Japonya da bulunan en büyük ve en eski Budist tapınaklarından birisi. İnsanı büyüleyen bir yapısı var. Japonya da diğer tapınaklarda olduğu gibi yıkılarak yeniden inşa edilmiş. Şu andaki görünümü ile turist ve Japonların cazibe merkezi. Kalabalık da, bunu doğruluyor.

Yapımı MS 645 yıllarına kadar giden bu tapınağa üzerinde kırmızı bir çift büyük kağıt fenerin asılı olduğu Kaminarimon (Yıldırım Tanrısı kapısı) dan giriliyor. Bundan sonra uzun ve iki taraflı hatıra eşya ve yiyecek satan küçük dükkanların sıralandığı bir yolda yürümek durumundasınız.

Bu yol bittiğinde bir meydana çıkılıyor. Meydanın ortasında büyük bronzdan yapılmış tütsü ocağı ile karşılaşılıyor. Kalabalık ama birbirini ittiren ve kaktıran yok. Herkes büyük bir sükunetle sırasını bekliyor ve sırası gelen de tütsüsünü yakıyor. Japonlar tütsüden çıkan dumanları ellerinin de yardımıyla içlerine çekmeye çalışıyorlar. Bunu yapanların bir yıl hastalanmayacağına inanılıyor. Japonlar, bu kadar sağlıklı ve uzun ömürlü olduklarına göre gel de inanma.

Tütsü ocağını arkanıza aldığınızda tapınağın ana salonu tam karşınıza geliyor. Muhteşem görünüşü ile Beş Katlı Pagoda, ana salonun solunda tüm dikkatleri üzerine çekiyor. Gerçekten bu muhteşem görüntüsü ile de bunu hak ediyor. Son derece gösterişli ve uzun. Her şeye tepeden bakıyor.
Ana salonun sağında ise Senso-ci nin üç kurucusuna adanmış Asasusa-cinca Şinto tapınağı yer alıyor.

AKIHABARA
Akihabara bölgesi diğer bir adıyla Akihabara Elektronik Şehri. Tam manası ile digital dünyanın son derece gelişmiş bir örneği. Her yerden gelen digital sesler, insanı rahatsız eden boyutlarda olsa da görülmeye değer, renkli ve hareketli bir bölge. Binaların tamamına yakın bir bölümü ışıklı yanıp sönen ve durmadan değişen renkli neon lambaları ile kaplanmış. Zaten bu görüntü başlı başına farklılık. Tüm bunlara ilaveten yine reklam gösteren televizyon ekranları, bu görüntüye biraz daha değişiklik katıyor. Bizde de binaların özellikle önünde reklam panoları vardır, ama bunlar tabela kategorisini pek aşmaz. Hepsi çok güzel ve hepsi de farklı.

Caddeler, ara sokaklar hep böyle. Gezinizi biraz uzatıp güneş battıktan sonra da burada biraz zaman geçirme fırsatını yakalarsanız, daha da albenili ve gösterişli hal alan bu neon lambalı reklam panolarını görebilirsiniz. Ancak en güzeli elektronik eşya satan mağazalar. Çok katlı mağazalara girdiğinizde size garanti veriyorum mal çeşitliliğinin çokluğundan başınız dönecektir. Ayrıca oyun oynan yerler de son derece çok ve dolu. Japonların çoğunun zamanlarını buralarda geçirdikleri de bir gerçek.

Bu bölgededeki “pacinko '' diye adlandırdıkları elektronik kumarhaneler, tıklım tıklım dolu. Japonların çok rağbet ettiği yerlerden birisi. Burada makinelere bozuk para değil madeni bilye atılıyor.

Ayrıca bölgenin karaoke söylenen yerleri de son derece ünlü. Japonların icat ederek dünyaya sundukları bu karaokeye Japonlar, bağımlı hale gelmişler ve çok yaygın olarak yapılıyor. Barlarda toplu olarak karaoke yapıldığı gibi özel odalar kiralanarak ailecek ya da arkadaşlarla yapılan özel karaokeler de çok yaygın. İş toplantıları bile bu özel salonlarda yapılıp iş bağlanıyormuş.

Tüm bu elektronik eşya satan irili ufaklı mağazalara ilaveten Japonların en önemli tutkularından birisi olan “anime '' denen bir konu var. Bu animeler, bazı nesiller hatırlarlar çizgi romanların Japon versiyonu. Son derece popüler. Yalnızca bunları satan büyük mağazalar var. Bu animeler de her konuyu kapsıyorlar. Ben bazılarına bakamadım.

Bizim bildiğimiz internet cafeler, internete bağlantısına ilaveten bu anime kitapları okuma ve DVD seyretme hizmeti de veriyorlar. Bunlara da “manga cafe '' diyorlar.

Bir de “maid cafeler '' var. Burada hizmetçi kıyafeti giymiş kızlar çalışıyor. Aynen hizmetçi ve anime karakterleri gibi davranıyorlar. Bu anime karakterleri, gençleri etkileyecek kadar popüler hale gelmişler. Yalnız bu karakterler hiç Japon a benzemiyorlar. Gözleri son derece iri olarak çizilmiş. Hepsi sanki başka bir gezegenden gelmiş gibiler.

Dediğim gibi Japonlar, tüm sevimliliklerinin yanında son derece değişik bir toplum. Eğlence anlayışları da farklılık gösteriyor. Bu da dünyaya farklılık ve bir başka boyut veriyor.
Yeni bir yazımda buluşuncaya kadar hoşça kalınız. Saygılarımla.

olay.salcan@gmail.com
olaysalcan.blogspot.com

          |                              

Olay SALCAN
Gezi Yazarı
17 Mayıs 2017 Çarşamba
Mesaj Gönder 1606



 Yorumlar

Hüsnü GÜMÜŞ
Yazara Mesaj gönderin
ANRO TURİST REHBERLERİ ODASI, YENİ YERİNDE

Yusuf YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
HES CENNETİ GİBİ GÖSTERDİLER, CEHENNEME ÇEVİRDİLER!

Asil S. TUNÇER
Yazara Mesaj gönderin
MACARLAR VE TÜRKLER -I-

Mahmut Ökçesiz
Yazara Mesaj gönderin
ISTANBUL TARİHİ MEZARLIKLARI -10

Uzm.Dr. Sinan İbiş
Yazara Mesaj gönderin
TURİZMİN GELECEĞİNDE 55 YAŞ ÜSTÜ TURİSTLER VAR

Nilgün ATAR
Yazara Mesaj gönderin
BENİM BABAM ATATÜRK'Ü GÖRDÜ...

Cem POLATOĞLU
Yazara Mesaj gönderin
GASTRO TURİSTLER

Recep YAVUZ
Yazara Mesaj gönderin
2017 TURİZM İSTATİSTİKLERİ

Tüm Yazarlarımız
Koşe Yazıları RSS hizmeti


İslami Oteller
Otel Fiyatları


. . .