Güncel

Kültürel ve tarihsel zenginliğimiz: Burdur

Kültürel ve tarihsel zenginliğimiz: Burdur

Kendisine has üslubu ve mizahi gezi yazıları ile tanıdığınız Alican Hizmet, bu kez bilimsel bir sempozyumun ortasında Burdur’da buldu kendini…“Alican Kültür ve Turizm Sempozyumu’nda“ dizisi başlıyor….

ALİCAN HİZMET-turizmhaberleri.com

Geçmişten Geleceğe Burdur Halk Kültürü ve Turizm Sempozyumu’na davet edildiğimde aklıma ilk gelen şey Burdur = turizm denklemi oldu. Çünkü yanı başımızdaki Burdur’a daha önce gezi amaçlı hiç gitmemiştim ama herkes gibi önyargılı şekilde Burdur’un turizm potansiyeline şüphe ile bakıyordum.

3 Haziran Perşembe günü saat 10:00 da; Valilik, Burdur İl Özel İdaresi , Turizm Kültür İl Müdürlüğü ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nin birlikte düzenlediği kültür ve turizm sempozyumu; klasik ve halk müziğini harmanlayan şahane bir dinleti ile başladı.


Vali Süleyman TAPSIZ’ın şehre yeni gelmesine rağmen Burdur için çok güzel şeyler yapacağı konuşmasından ve bu sempozyuma desteğinden belli idi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan katılan Eğitim ve Araştırma Genel Müdürü Mahmut EVKURAN hem kültürel zenginliklerimizin çeşitliliğinden, hem de bu zenginliğimizin tüm dünyaya turizm yoluyla taşınmasının önemini anlatan etkileyici bir konuşma yaptı. Yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşları ile Bakanlık olarak işbirliğine hazır olduklarını ifade etti.

Turizmin sadece deniz, kum, güneş üçgeni içerisinde kalmaması gerektiğini artık ilkokul öğrencimizden tutun da 70 yaşındaki yazımın ilerleyen bölümlerinde anlatacağım çarıklı Ahmet amcam bile biliyor. Dolayısıyla uzun yıllar boyu bu bereketli topraklarda yaşamış atalarımızdan kalan kültürü ve saklı kalmış doğa güzelliklerin sunumunun ne kadar önemli olduğunu bu sempozyuma katılan değerli konuşmacılardan bir kere daha anlamış oldum.

Sempozyumdan önce Burdur’daki antik kentlerden SAGALASSOS’u sadece tabelalardan biliyordum. Oturum konuşmacısı Doç Dr. Yıldırım ATAYETER Burdur’un coğrafyasını ve antik kentlerini anlatırken Sagalassos’un önemini daha bir ayrı anlatıyordu. İyiden iyiye merak etmeye başlamıştım. Öğleden sonraki oturumun bu antik kentte olacağını duyunca daha da heyecanlandım. Sempozyumu düzenleyenler böylece bir ilke imza atmış oldular.


Burdur’un ileri gelenlerinden Halk Bilimci Hamit ÇİNE tam bir Teke yöresi ve Yörük Kültürünün aşığıydı. Teke yöresi kültürünü oyunlarını, türkülerini canlı tutmak için bir çok kitap yayınlamış ve bu kitapları dağıtımını kendi imkanlarıyla yapmış idi.

İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nden Tamer YILMAZ’ın görsel içerikli konuşması büyük bir ilgi ile izlendi. Burdur’un ekolojik çeşitliliğine değinen Yılmaz, kuş göç yollarında bulunmasından dolayı bu zenginliğin burdur turizmini canlandırmak için kullanılmasının gerekliliğini anlattı.

Sempozyumun sonunda İNSUYU mağarası gezisi ve yemek arası vardı. Hemen arabalara doluştuk ve istikametimiz İNSUYU mağarası idi. Arabalardan inerken herkes acıktığını hissediyordu fakat kimse birbirine belli etmiyordu. Tabii biraz mide düşkünü olmamdan dolayı ekipteki Ayça’yı da ayartıp hemen yemek masalarına doğru yöneldik. Bu yönlendirici başlangıcımızla bizi gören herkes masalara doğru yavaştan gelmeye başladılar.


Saçta kavurma ve güzel bir mevsim salatası ile servis edilen yemeğin tadı hala damağımda. Sonra gelen ceviz ezmesi tatlı ise gerçekten takdire şayandı. Her ne kadar çevremizdeki Burdurlular cevizin kalitesini beğenmediklerini söyleseler de Antalya’da gelen ekipten tam not almıştı..

Yemek ve tatlı olayımızı bitirdikten sonra İNSUYU mağarası gezimiz başlayacağını duyurdular.
Tam mağaranın kapısına yanaşmıştık ki gerçekten soğuk bir hava akımına kapıldık ve iki adım geriledim. Meğerse her daim yaz kış bu esinti mağaranın kapısında olurmuş. Keşf i alem Ayça, Nilgün hanım ve ben Antalya’dan geldiğimizden dolayı, tam anlamıyla yaz konseptinin birer ikonuyduk. Mağara içinin buzdolabından farkı yoktu ama alıştıktan sonra mağaranın güzelliklerini bir bir görmeye başladık.


Mağaranın gezilen alanı yaklaşık 400 metre civarında ve daha önceleri mağarının içerisinde irili ufaklı göller varmış. Varmış diyorum çünkü mağara içerisinde sadece bir tarafında gölet kalmış . Anlayacağınız küresel ısınma İnsuyu Mağarası’nı da vurmuş.

İnsuyu Mağarası gezimiz İl Özel İdare’de görevli Barış bey öncülüğünde gerçekleşiyordu. Mağaranın içinde eskiden görevlilerin bazı göletlerde kayıkla görev yaptığını belirtiyordu. Göletlerin kurumasıyla kayıkları da kaldırdıklarını söylüyorlardı.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet bey; Türkiye’nin sayılı mağaralardan biri olan İnsuyu Mağarası’nın dilek göleti içindeki dikitin Türkiye’nin en büyük dikiti olduğunu söylediğinde gerçekten büyülenmiştim.

İnsuyu mağarasındaki gezimizi sonlandırırken Yayın Yönetmenimiz Nilgün hanım’ın Mehmet bey’den tek isteği vardı. O da Antalya’da çok bunaltıcı geçen Temmuz ve Ağustos aylarını İnsuyu Mağarası’nda geçirmekti..

Sırada Sagalassos Antik Kenti’ne hareket var. İkinci yazımızda görüşmek üzere….

 

2010-06-07
Haber Arşivi
Turizm Haberleri

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL