Güncel

PROF.DR. NEYİŞÇİ YAZIYOR:ZENGİN TURİST MİTOLOJİSİ

PROF.DR. NEYİŞÇİ YAZIYOR:ZENGİN TURİST MİTOLOJİSİ

Değerli yazarımız Prof.Dr Tuncay Neyişçi; zengin turist mitolojisini 1970 lerden günümüze kadar çok güzel örneklerle yorumluyor ve turizmde nerelerde yanlış yapıldığını gözler önüne seriyor.

PROF. DR.TUNCAY NEYİŞÇİ-Turizmhaberleri.com / ANTALYA
AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ TURİZM FAKÜLTESİ
tneyisci@akdeniz.edu.tr

ZENGİN TURİST MİTOLOJİSİ…
Geçtiğimiz yılın ortalarında Koç Holding Şeref Başkanı Sayın Rahmi Koç, Turizm Güncel’e verdiği özel bir röportajda “Türkiye’ye gelen turistin daha fazla para harcaması gerekiyor. Şu anda kelle başına turistin harcadığı para çok düşük. Pek çok ülkede turistin harcadığı para miktarı daha fazla. Demek ki zengin turistler o ülkelere, harcama kapasitesi az olan turistler bizim ülkemize geliyor” saptamasında bulunuyor ve ülkeye gelen turistin hem sayısını hem de harcadığı parayı arttırmak için neler yapılması gerektiği konusunda değerlendirmelerde bulunuyor.

Değerlendirme ekonomi, para kazanma konusunda kendisini kanıtlamış bir kişilik tarafından yapıldığında kulak vermek zorunlu oluyor. Sayın Koç’un reçetesini, kendi ifadesiyle, ”Ülkeye harcama potansiyeli yüksek turisti getirmek çok kolay değil. Bir kere tanıtımı çok iyi yapacaksınız. Çok kaliteli otelleriniz olacak ve servisiniz de mükemmel olacak. Disiplin ve kanunlara riayet olacak. Yani ülkeye gelen turist bu ülkenin her yerinde güven içinde dolaşabilecek.” biçiminde dile getiriyor.

Aslında benzeri değerlendirmeleri sektörün tanınmış önderleri de dile getirmekteler. Rixos Group Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince de bir röportajında “Bugüne kadar zengin turiste yönelik hizmet sunuldu da alan olmadı mı¿ Türkiye’ye zengin turist gelmiyor diye şikayet edenler, bugüne kadar kapılarına Hummer, Porsche koydu da kiralayan mı olmadı” saptamasıyla zengin turist olgusuna bir başka boyuttan yaklaşıyor.

Zengin turiste ilişkin bir başka mitoloji de golfün bir zengin sporu olduğu ve Antalya’ya zengin turistleri getireceği ile ilgilidir.

Gelin bunlara bir de profesyonel turist rehberi boyutu ekleyelim. 1970’li yılların sonunda başlayan rehberlik önceleri Almanca sonra İngilizce) serüvenimde 1990’lı yılların ortasına kadar ülkemize gelen turistler hakkında zenginlik fakirlik ayrımının yapıldığına ne tanık oldum ne de böyle bir şey hissetim. Gezdirdiğim ya da gözlediğim turistlerin hemen hepsi, sayın Koç’un deyimiyle, harcama kapasitesi yüksek insanlardı. Bu konaklama tesisi dışı harcamalara bakıldığında da böyleydi, konaklama tesislerine (operatörler de dahil) ödenen bedeller bakımından da böyleydi.

İşte yaşanmış bir örnek; bir haftalık bir tur sonucunda üç bin dolar bahşişle ödüllendirildiğimi, bahşiş ortalamamın 500-600 doların altına düşmediğini hatırlıyorum. Yeni açıldığı yıllar da Antalya Sera Otelinin oda fiyatı (BB) yanlış anımsamıyorsam, 240 Alman Markı seviyesindeydi.
Anıların ve noktasal değerlerin yanıltıcı olabileceğinin farkındayım. Ancak yıllık milyarlarca Dolar ciro yapan ve kendini lokomotif olarak tanımlayan bir sektörün daha kesin ve bilimsel veriler üretecek kendine ait bir Ar-Ge kuruluşunun olmaması bu tür mitolojileri, maalesef, zorunlu kılıyor.

Zenginlik ya da fakirlik göreceli kavramlardır. Romalı düşünür Seneca “Az şeyi olan değil çok şey isteyen fakirdir” özdeyişiyle konuya felsefik yaklaşırken, Rixos Group Yönetim Kurulu Başkanı Fettah Tamince “Zengin turist gelmiyor diye şikayet edenler, bugüne kadar kapılarına Hummer, Porsche koydu da kiralayan mı olmadı” saptamasıyla işin arz-talep boyutunu ön plana çıkarabiliyor.

Mitoloji bugüne bakarak ülkemize başından beri harcama kapasitesi düşük ya da yüksek turist geldiği iddiasıyla başlıyor. 1980’li yıllarda gelen turistler göreceli olarak zengin, biz göreceli olarak fakirdik daha doğru bir söylem olabilir mi¿ Yoksa 2000’li yıllarda biz göreceli olarak zenginleştik ziyaretçilerimiz göreceli olarak fakirleşti denebilir mi¿ Bu ve benzeri sorular konusunda, nesnel veriler üzerinden, derinlemesine analizler yapmadan ileri sürülecek her görüş mitoloji olmanın ötesine geçemez.

Eğer başlangıçta bu ülkeye harcama kapasitesi yüksek turistler geliyor, hizmetler daha yüksek fiyatlara pazarlanabiliyor ve turizmden daha geniş kesimler artı değer elde edebiliyordu da bugün tersi bir durum söz konusu ise kırılma noktası, değişimin nedenleri incelenip düzeltme imkanları ortaya konabilir, sektörde yapısal değişimlere gidilebilir. Ancak başından beri ülkemizin harcama kapasitesi düşük turistlerin tercih ettiği destinasyon olduğu kanısı yaygın ise bu sorgulamadan çok farlı sonuçlar ve önlemler çıkar.

Yazarın savı, tüm farklılığına, özgün değer zenginliğine, merkezi konumuna ve 1970’li yıllarda turizm talebinde belirginleşmeye başlan köklü değişimlere karşın ülke turizminin “otel” dolayısıyla “güneş, deniz, kum” ürünü temelinde yapılandırılmış olmasıdır. Aynı bölgedeki konaklama tesislerinin 1980’li yıllardaki satış fiyatları ile bugünkü fiyatları arasındaki karşılaştırma savın mitoloji olup olmadığı konusunda kesin bir fikir verebilir.

Mitoloji olmayan Anadolu’nun, hiç abartmadan, dünyanın en ilginç, en egzotik, en farklı, kültürel ve doğal değerler bakımından en zengin (dikkatinizi çekerim; en zenginlerinden biri değil) coğrafya parçasıdır. Anadolu bırakın açık büfeyi, tümüyle alakart olarak sunulmayı hak eden bir coğrafya parçası olduğudur. Bu gerçeği kavrayamayan her öneri ya da değerlendirme mitoloji olma riski taşır.

“Golf zengin sporudur, golf sahaları yaparsak zengin müşterileri çekeriz” düşüncesi ya da söylemi başlı başına bir mitolojidir.

Golf, yaygın olduğu ülkelerde harcama kapasitesi yüksek kişilerin ( on binlerce dolar üyelik aidatı ödeyen) olduğu kadar, harcama kapasitesi orta hatta düşük seviyede (bir tur için 15-20 dolar ödeyen)olanların da katıldığı bir etkinliktir. Tesisiniz için zengin, hatta daha ayrıntıya giderek, yıllık geliri 100 000 yada 500 000 doların üzerindeki golfçüleri hedef alabilirsiniz. Bunda hiçbir yanlış yok. Ancak bu hedefin, bu gelir grubundaki golfçülerin diğer olası taleplerini de karşılayacak hizmet ve ürünlerle de donatılmış olmasını zorunlu kılar. Orta gelir grubundaki golfçüler hedef alındığında da bunların taleplerine uygun hizmet ve ürünlerin de sağlanması gerektiği gibi.

Belek Golf sahaları çok üst gelir grubundan golfçülerin taleplerini karşılayabilir mi sorusuna bu açıdan bakmak gerekir. Öncelikle golf için gelmesini hedeflediğiniz turistlerin kalacağı konaklama tesislerinin yemek yiyecekleri lokantaların niteliği (özel menüler, ünlü şefler, vb.) gibi konumların beklentilerle (eğer ayrıntılı olarak incelenmişse) uyumlu olması gerekir. Golf dışında sunulan hizmet ve ürünlerin çeşitliliği ve niteliği). Aynı mekanda yan yana 14,5 golf sahası başlı başına golfü “kitle golfü”ne dönüştürmüştür ki “Zengin golfçü” hedefini mitolojikleştirmek için yeterlidir.

Ben Milyon dolarlar ödenip getirilen Tigerwood’un ülkesine döndüğünde çevresine Belek’ten ve turnuvadan pek fazla söz etmemiş olabileceğini düşünüyorum. Bunun bir tek nedeni var. Bu standarttaki bir kişiye döndüğünde anlatabileceği neler sunuldu ya da o gelmeden önce neler umuyordu neler buldu¿ Bu ünlü bir şefin elinden çıkmış özgün bir yemek olabilir, hediyelik eşya olabilir, şık bir oryantal gecesi olabilir, vb. Üstelik bunları sadece Tigerwood’a değil gelecek her zengin golfçüye sunabilme ortamının yaratılmış olması gerekir.

Bu konuya yeniden döneceğimi belirterek noktayı yine bir anı ile koyayım. 1980’li yılların başında küçük bir Alman grubu ile Alanya çıkışlı bir haftalık Hatay, Kapadokya, Alanya turu yapmıştım. Grupta o dönemin dünya ünlü göz doktorlarından biri vardı. Gazeteler dünyanın 2 numaralısı olduğunu yazdı. Bir numarada bir Rus doktor varmış. Çifte rezervasyonların çok olduğu yıllardı.

Alanya’da ilk geceyi Damlataş mağarası yakınlarındaki belediye misafirhanesinde geçirdiler. İkinci gece Taşucu’nda Taştur Motelde planlanmıştı, kapısından dönmek zorunda kaldık ve mütevazi bir pansiyonda geceledik. Ne dünyaca ünlü doktordan ne de diğerlerinden en ufak bir şikayet gelmedi. Son geceleri için aynı Alanya’nın aynı misafirhanesine geri döndüğümüzde hepsi çok mutlu ve memnundu.

Bana bu ülkeye otelleri için değil Türkiye’nin farklı değerleri için geldiklerini söylediler. O dönemlerde Türkiye yurt dışında “Visit Turkey before it is too late” diye satılıyordu.

Gerçekten de “too late” değil mi¿

tneyisci@akdeniz.edu.tr

 

2013-02-15
Haber Arşivi
Turizm Haberleri

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL