Güncel

Receba Köyü’ndeki Tarihi Mağaralar Korumaya Alınsın!

Receba Köyü’ndeki Tarihi Mağaralar Korumaya Alınsın!

Batman iline bağlı Receba Köyünde kaderine terkedilen tarihi mağaraların tahrip edildiğini belirten yazarımız Şehmus Kartal, mağaraların korunması ve turizme açılması için yetkililere çağrıda bulunuyor.

ŞEHMUS KARTAL- turizmhaberleri.com/ Batman
Kültür Uzmanı- Araştırmacı Yazar

RECEBA KÖYÜNDEKİ MAĞARALAR
Avcılık ve toplayıcılık yaşam kültürünün hüküm sürdüğü Paleolotik Dönemde yaşanan hayat tarzına mensup en eski ve ilkel insan toplulukları, henüz yerleşik düzene geçiş yapmadıkları için hayvan toplulukları gibi sürekli hareket halinde vahşiyane bir yaşam sürmekte idiler. O dönemde henüz ekin ekme ve buna bağlı olarak ürün yetiştirme konusundan habersizdiler. Sadece tabiatta kendiliğinden yetişen bitkilerin meyvelerini ve diğer otların köklerini yiyerek beslenme ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Ancak her geçen gün ve ilerleyen zaman içinde yaptıkları ilkel aletlerle avcılık işini oldukça geliştirip avladıkları hayvanları yiyerek yaşam anlayışlarına farklı bir biçim kattılar. Avcılık ve toplayıcılıkla uğraşan ilk insan toplulukları bu ilkel yaşamlarından edindikleri bir tepkileri olmadığı ve geleneksel hale getirmek için bir uğraşları olmadığı içinde barındıkları fiziki coğrafyada avladıkları hayvanlarla birlikte yaşamayı uygun hale getirmişlerdir.

Ancak ilerleyen zaman içinde ağır geçen iklim şartlarına karşı uyum sağlamak için sıcak ve soğuktan korunmak anlamında ilk defa kayalık alanlardaki fiziki hareketlenme sonucu ortaya çıkan doğal yarıklarda ve jeolojik ayrışımlarda barınmayı öğrenmişlerdir. Daha sonraki bir dönemde sığınak olarak kullandıkları bu doğal yapılaşmaya ilaveten yontma tekniği kullanarak kayalık alanlarda mağara yapımına başladılar. Kapalı mekân olarak ortaya çıkartılan mağaralarda ve diğer doğal oluşumlarda iskân olmaları, böylece sabit bir yaşama yönelerek kendilerine yeni bir yön çizmeye çalışmaları yeni bir yaşam anlayışı olarak ortaya çıktı.

İşte bu dönemde mağaralara sığınmak üzere yaşamlarına kattıkları bu yeni eylem planı nedeniyle, Paleolotik Dönemden ayrılarak Neolitik Döneme geçiş dönemi olarak kabul edilir ve bilinir. İnsanlık tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilen Neolitik Dönem, insanlığın çıplak yaşam tarzından kurtularak giysi ve örtünmeyle tanışmaları dolayısıyla örtünmeyi tercih etmeleri çağın en büyük yeniliği olarak kabul edilir. Böylece avladıkları hayvan postlarını değerlendirip giysi olarak kullanmaya başladıkları ve medeni anlayışın ilk temelini bu şekilde atarak mağara hayatına ait olan yeni bir anlayışın içine girdikleri ortaya çıktı.

Yaklaşık on iki bin yıl önce ortaya çıkan bu ilkel yaşam tarzı insanlığın medeni yaşam anlayışına öncülük etmesinin açık bir delili olarak kabul görmektedir. Buda tarihi süreç içinde karşımıza çıkan ve yazılı tarihi kaynaklarda yer alan en eski yaşam tarzı olarak ortaya çıkmış bulunmaktadır. Avcılık ve toplayıcılık yaşam tarzının hüküm sürdüğü Paleolotik Dönemden kurtularak farklı ve yeni bir yaşam anlayışla ortaya çıkan insanoğlu, bu haliyle tarihi süreç içindeki yaşamı kaç yıl devam etmiş bilinmez ama insanoğlunun bu konudaki yaşam serüveni gerçekten çok ilginç bir tarzda tezahür ettiği ve maceralarla süslendiği bilinmektedir. Ancak mağaraların iskân merkezi olarak kullanılmaya başlanmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni yaşam tarzı insanlık için yeni bir gelişimin başlangıcı olarak üzerinde durulması gerekmektedir. Çünkü bu durum insanların ilk kültürel yaşam anlayışlarının ve sistemli davranış biçimlerinin başlangıcına da vesile olduğu konusunda bizlere ilk bilgileri vermektedir. Tarih yazılımının başlangıç dönemi ile birlikte insanlığın bu yeni yaşam anlayışı kayıt altına alınarak bilimsel veriler ışığında daha net bir şekilde anlaşılmağa başlandığı görülmektedir. İnsanlığın yaşam tarihi içinde çok önemli bir yer tutan mağara yaşamı içinde şekillenen kültür anlayışı ve buna bağlı olarak ortaya çıkan mağara medeniyet anlayışı beraberinde çevresel değişiklikleri de getirmiş olduğu görülmektedir. Çünkü artık insanlar iskân oldukları sabit bir yere sahip oldukları ve ardından diğer ihtiyaçlarını karşılamak için hareket halinde olduklarından dolayı bu yeni yaşam biçimi onlara ayrıca güven kazandırmış olduğu görülmektedir.

Mağara yaşamının insanlığa sağladığı sabit mesken anlayışının sağladığı güven paralelinde ayrıca bu dönem mağara devri insanları olarak tabir ettiğimiz insanlar, bu kez hep yenilikler peşinde koştukları böylece killi çamurdan evler inşa ederek ilk defa köy tipi bitişik evler kurup yeni bir yaşam geleneğini başlattıkları görülür. Ayrıca bu yeni dönem olarak bildiğimiz Neolitik Dönemdeki mağara insanlarının kanıt olarak taş tekerlekli araçlar yaparak ulaşımlarında kolaylık sağlamaları ve taştan silahlar yaparak koruma anlamında kendilerini güvenceye almaları büyük bir gelişme olarak değerlendirilmektedir. Çünkü bütün bu gelişmelere öncülük eden düşünce anlayışındaki zihinsel gelişme olduğu ve buna bağlı olarak öğrenme dürtüsünün ön plana çıktığı anlaşılmaktadır. Neolitik Dönem insanları tarafında yapılan bu buluşlarla birlikte sanata yönelme anlamında da büyük bir ilerleme ve gelişme ortaya çıkmıştır. Mağara duvarlarının çeşitli hayvan resimleriyle süslenmesi plastik sanatların ilk başlangıç noktası olarak kabul edilir. Mağara duvarlarında yapılan bizon, geyik ve benzeri av hayvanları ile vahşi hayvanlarla yapılan savaş sahnelerine ait resimlerde kullanılan boyaların ve diğer muhteşem süslerin günümüze kadar gelerek mağara araştırmacılarına ilham kaynağı olmayı halende sürdürmektedir.

Neolitik Dönem insanların topluluk halinde ortaya çıkardıkları bu yeni yaşam tarzında böylece sanatsal anlayışa da öncülük ederek sürekli yeniliklerin peşinde koştukları yoğun bir çalışma temposu içine girerek, çevrelerinde bir takım araştırma yaptıkları görülmektedir. Böylece akarsular üzerindeki ulaşımlarını kolaylaştırmak için basit kayıklar yapmaya başladıkları, ilkel yöntemler kullanarak balık yakaladıkları ve ardından oltayı icat ederek sularda daha büyük ebatlı balık yakalamayı öğrendikleri bu dönemin önemli buluşları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Akarsu ve göller ile deniz sahillerinde ortaya çıkan bu yeni yaşam anlayışı beraberinde yeni bir hayatın önü açılmış olarak ortaya çıktığı ve bu yeniliklerle birlikte medeniyet anlayışında da yeni gelişmeler meydana getirildiği anlaşılmaktadır. Bu anlamda olaya baktığımızda insanlığın yerleşik düzene geçiş yaptığı ve mağara ortamında iskâna tabi tutularak sabit bir yaşam tarzına başladığı Kuzey Mezopotamya ovası gerçekten akarsuları, gölleri ve denizleri ile sulak ve çok zengin bir tarihi alan olduğu, insanlığın ilk yaşamı için vazgeçilmez bir nimet olduğu anlaşılacaktır. Bu genellemeye baktığımızda insanların yenidünya düzenine ne zaman gelip yerleştiği konusundaki tartışmaya son vermesi gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü insanlığın Anavatanı Kuzey Mezopotamya’dır.İnsanlık Kuzey Mezopotamya’dan dünyanın farklı kıtalarına yayılmaya başlamıştır. Tarih çağları arasında yeniden bir gezinti yapmak için araştırma yaptığımızda, insanlığın yeryüzüne ayak bastığı ve buradan dünyanın diğer kıtalarına geçiş yaptığı yerin Kuzey Mezopotamya olduğu konusunda hiç şüphe yoktur. Bu anlamda karşımıza çıkan ve Neolitik dönemin yerleşik düzenine ait olan mağara yaşamı ve bu bağlamdaki iskân medeniyeti olarak tabir ettiğimiz ilk medeniyet anlayışı burada karşımıza çıkmaktadır.

Ülkemizde mağara yaşamı ve bu konudaki ilk iskân medeniyetinin ortaya çıkışı konusunda karşımıza çıkan Dicle Vadisi de Kuzey Mezopotamya’nın çok önemli bir parçasıdır. Dicle Vadisinde insanların ilk defa mağaralarda yerleşik düzene geçiş yapması ve bu vadinin ilk insanlara ev sahipliği yaptığını hep söyler dururuz. Batman Çayı ile Dicle Nehrinin birleştiği noktadan başlayarak Antik Kent Hasankeyf’e ve Hasankeyf’ten sonra da Ilısu Barajı inşaat alanına kadar olan mesafede bulunan Dicle Vadisinin yaklaşık 80 kilometrelik bu bölümünde çok yoğun bir şekilde mağara bulunduğu tarihi bir vakadır. Antik Kent Hasankeyf’teki mağaralarla birlikte yaklaşık beş bini aşkın mağaranın bulunduğu Dicle Vadisi geçmişten gelen on iki bin yıllık süreden bu yana insanlığın ilk yerleşik düzenine ev sahipliği yaptığı ve burada ilk medeniyetlerin kurulduğu gerçek bir tarihi olay olarak karşımızda durmaktadır.

Bu anlamda olaya bakarak bir değerlendirme yaptığımızda, mağara deyip geçmemek veya günümüz yaşam tarzıyla bir kıyaslama yaparak mağaraları ilkel bir yaşam alanı olarak küçük görüp değerlendirmemek gerekir diye düşünüyorum. Çünkü mağaraların insanlık için ilk iskân merkezi ve yaşam alanı olarak ortaya çıkışları gerçek manada insanlık tarihine yön vermesi anlamında çok önemlidirler. İnsanlığın yerleşik düzene geçiş yaptığı tarihten itibaren kültürel yaşam anlayışlarının harman olduğu ve insanlığın otantik ile folklorik eylemine sahne olduğu mağaralar, sahip oldukları bu özellikleri nedeniyle gerçekten biz insanlar için çok önemlidirler. Çünkü gerçek manada insanlık yaşamı ilk defa burada filizlenmiş ve günümüzdeki şekillenmesi bu mağaralar içinde tamamlanmıştır.

Neolitik Dönem insanların yaşam tarzının şekillendiği mağaralarla ilgili yukarıda yaptığım bu kısa tarihi değerlendirmeden sonra yine içinde yaşadığım çevrenin ve coğrafi alanının doğal fiziki yapısında yoğun olarak mevcut olan mağara kümelerinden söz etmek istiyorum. Çünkü bu konuda söz etmek için ilimizde münteşir yerel gazete olan Batman Gazetesinin beni buna zorladığını söylemek istiyorum. Evet, 23.03.2016 tarihli söz konusu gazetenin bir haberinde şöyle bir manşet atıldığını gördüm:“İlimiz merkeze bağlı olan ve Batı Raman Dağları eteğindeki Recepler (Receba) köyündeki asırlar öncesine ait olduğu tahmin edilen tarihi mağaralar, görenleri hayran bırakıyor. Petrol çıkarmak için TPAO tarafından açılan kuyulardan dolayı birçok mağaranın ağzının kapandığı, bazılarının da tahrip olduğu görülüyor. Kaderine terk edilmiş tarihi mağaralarla birlikte bu mağaraların yakınlarında bulunan mezarların araştırılmasını isteyen Recepler köyü sakinleri, bir tabiat harikası olan tarihi mağaraların restore edilerek turizme kazandırılmasını istiyor. Köylerinde üç ayrı yerde toplam 20 mağara olduğunu belirten köy sakinlerinden Mehmet Salih Karahan, “Köyümüzün bulunduğu Batı Raman Dağlarında üç ayrı yerde mağaralarımız var. Bu mağaralar tarihi asırlar öncesine dayanmaktadır. Bir dönem bu mağaralarda insanlar yaşamış. Yaklaşık 50 yıl öncesine kadar Recepler ve Akça (Tilmis) köylerinin hayvanları bu mağaralarda barındırılıyordu. Ayrı bölümlerden oluşan mağaralarda çobanlara özel yerler tahsis edilmişti onlarda burada kalıyordu. Kışın her iki köyün hayvanları eve götürülmezdi, burada kalırdı.” dedi.

Söz konusu gazetede bu haberi okuyunca gerçekten mağaraların içinde bulundukları kötü durumlarından dolayı canım çok sıkıldı. Biz insanlar olarak tarihi geçmişimize, atalarımızın ilk yaşam alanı olan mağaralarımıza karşı bu kadar duyarsız ve sorumsuz davranmamızın nedeni ne olabilir diye düşünmeğe başladım. Mağaralarda yaşama ve buradaki ilk yerleşim ve mesken anlayışı belki günümüzde geçmişte kalmış ilkel bir yaşam alanı olarak değerlendirilebilir.

Ancak şunu unutmamak gerekiyor: Mağaralar, geçmiş on binlerce yıl evvelinden biz insanların atası olan ilk insanların yaşam alanı ve barınma merkezleri olarak binlerce yıl öncesinden günümüze kadar olan sürede öneminden hiçbir şey kaybetmediler.

Bu durum bilinmesine rağmen ilk insanların barındığı ve şimdiki medeniyet anlayışımızın temelinin burada atıldığı gerçek bir tarihi vaka olarak kabul etmemiz ve sahiplenmemiz gerekmez mi acaba¿

Mağaraların bulundukları alanların çevre düzenlemesi ile temizliğin yapılarak, ulaşım konusundaki sıkıntıların gidermesi ve mağaraları yeniden otantik bir yaşam alanı haline getirerek turizmin hizmetine sunulması için uğraş vermemiz acaba gerekmez mi¿

Yöremizde ve özellikle Dicle Vadisinde mevcut olan mağaralar neden konaklamaya uygun düzenlenerek turizme açılmıyor¿ Bu durumun projelendirilerek değerlendirilmesi neden kimsenin aklına gelmiyor¿

Yörede yaşamakta olan köylülerimiz ve çobanlarımız bu mağaraları başıboş bularak sahipsiz değerlendirip ne zaman hoyratça kullanmaktan vaz geçecekler¿

Yazılı ve görsel medyada bu konuda yazılan yazılar ve bu bağlamda yükselen çığlıklar ne zaman değerlendirip gündeme alınacak¿ Lütfen istirham ediyorum, bu işi oluruna bırakmayın ve mağaralarımıza sahip çıkınız.
Hoşça kalınız.

 

2016-04-08
Haber Arşivi
Turizm Haberleri

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL