Güncel

Asil S. Tunçer yazıyor: Viyana Anekdotları III

Asil S. Tunçer yazıyor: Viyana Anekdotları III

Profesyonel Turist Rehberliği ile bütünleşen engin tarih ve turizm bilgi birikimine gezgin ruhu ve merakı da eklenince Asil S. Tunçer’in yazılarına doyum olmuyor. İşte Viyana anekdotları…

ASİL S.TUNÇER- turizmhaberleri.com/ Kuşadası
Profesyonel Turist Rehberi
Araştırmacı Tarih ve Turizm Yazarı

VİYANA IV
Viyana Anekdotları III

Aziz Stefan Kilise’sine giderken sokak içinde bir dönem için Mozart’ın yaşadığı ve Figaro’nun Düğünü’nü bestelediği müze-ev bulunuyor. Katedral ise söylememe gerek yok. Biraz ürkütücü, biraz da egzotik. İlginç bir mimarisi var. Viyanalı bir arkadaşımla karşıdaki yüksekçe kafede oturup hem sohbet etmek hem de katedrali konuşmak için sözleşiyoruz.

Arkadaşımın işi çıkıyor ve onu beklerken pek de içmediğim ama burada mide yanmasından dolayı içtiğim Viyana’nın mineral yani sodalı sularından tadıyorum. Kahvaltıda yediğim tavuk sosisinden olacak bütün gün midemde rahatsızlık duydum. Aynı sorunu Burgaz’da da yaşadım. Vejetaryen pizza yediğim halde ya yağında ya da başka bir şeyinde bir sorun vardı ki gece yarısına kadar beni rahat bırakmadı. Viyana’da çay yanına apple strudel yani elma turtası iyi gider ama çay bulmak mesele. Çayı bulsan turta, turtayı bulsan çayı bulamıyorsun istediğin gibi. Zaten bu turtayı da bir ihtimal yine bizlerden almış olabilirler. Zira Viyana kuşatmaları sırasında kültürel alanda birçok alışveriş oldu.

Burada insanlar su gibi bira, bazen şarap ve bazen de soğuk kokteyl veya olmadı frape tarzı soğuk kahve içiyorlar. Stephanplatz’da akşam takılırsanız manzara bellidir. Sokak müzisyenleri, özellikle Graben’de restoranlar ve kafeler, sokak içine taşan masa ve sandalyeler… Burayı dolaşırken çok ara sokaklara girip çıkarsanız sonunda oturacağınız mekanda bir şeyler yiyip aperatif alacağınıza göre, dönüş zamanı hava daha da kararıp geldiğiniz sokaklar adeta kılık değiştireceğinden dönüş yolunuzu şaşırmanız işten bile değildir.

Viyana sokaklarında kaybolmak ve biraz da dağıtmak istiyorum derseniz ona diyeceğimiz yok ama sizi Graben’de bırakıp Burgasse’de bulmayalım… Şaka bir yana Viyana adım adım gezilebilecek bir şehir ama burada insan ekstra yoruluyor. Bundan önceki yazıda bahsetmiştim. Belki de Viyanalılar bu sorunlarını bisikletle bu yüzden çözme yoluna gitmiş olabilirler. Hem spor hem mesafeyi daha rahat kat etme. Viyana’da üç ayrı trafik lambası var bizdeki iki çeşit olana nazaran. İlaveten bisikletliler için de lamba yanıyor; aman dikkat.

Viyana’da üçüncü günümüzdeyiz. Müzeler ve Sarayların bir kısmını gezdik. Akşam da Kartner ve Graben Strasse’lerde eğlendik. Şimdi de biraz eğlenceli kültür turu yapalım. Nereye gidelim¿ Hundertwasser’e. Friedensreich Hundertwasser, aykırı bir ressam olarak tuhaf mimarideki ve birbirinden farklı ama bir arada bulunan binaları öyle bir süslemiş, işlemiş ve derlemiş ki ortaya sıradan ama çok acayip görünümde bina yüzleri çıkmış.

Bunu yaklaşık 72 yıllık ömründe ama daha çok son çeyrekte yapan sanatçı bazı binaları resimlerinin sergilenmesi için kullanmış. Amacı eski Viyana siluetini bozan yeni nesil modern ama kültürel dokuya uyumsuz binaları, yapılaşmayı protestoymuş. Asimetrik desenler, eğri büğrü şekiller, eğimli yüzeyler, renkli pencereler… Bu fakir ve sıkıcı ama sonradan Hundertwasser’in elinin değmesiyle eğlenceli hale gelen mekânı görmek hoş olur.

Karlplatz’a gelince karşımız kralla aynı adı taşıyan kilise var. Sakın karıştırmayın; kilise kralın adını değil, kralla adaş bir azizin adını taşıyor. 1700lerdeki veba salgının son bulacağını ve bu illetten kutulanacağını müjdeleyen azizin adını. Yan taraftaki parkta çingeneler içip şarkı söylüyor ve oynuyorlar. Adamlar her yerde aynı. Umurumda mı dünya modunda hep. Buradan ileriye yürüdüğünüzde ister Naschmarkt’a veya Museumquarter’e çıkabilirsiniz.

İlk gün aceleden istediğimiz gibi fotoğraf çekemediğimiz Maria Theresia Anıtı önünde bu sefer güneşin geldiği yönde yani arka tarafta başka açıdan tekrar fotoğraf çekiliyoruz. Grubumuzda çok fotoğraf meraklısı yok nedense. Herkes cool takılıyor. Ben rica edersem veya herkes kendine fotoğraf çekiliyor. Bu benim bu sezon fotoğraftan hoşlanmayan 4. grubum. Balkan turlarımdan ikisinde çok profesyonel makinelerle hemen her kareyi görüntüleyen katılımcılar sayesinde biz de iyi bir foto koleksiyonu yaptım.

Maria Theresia, Avusturya İmparatorluğu’nun belki de en güçlü kadını. Kolay değil tam 16 çocuk doğuruyor. On kızının nerdeyse tamamını Avrupa’nın o zamanki güçlü hanedanlarının üyeleriyle baş-göz ediyor ama biri hariç diğerleri siyasi amaçlı. Tek bir kızı aşk evliliği yapabiliyor. Avrupa’nın kayınvalidesi ve o gün için çoğu hanedandan damadı olmuş. Kızlarının biri Fransız İhtilali esnasında “ekmek bulamazlarsa pasta yesinler“ diyen sonra da giyotine giden Maria Antoinette. Biz burada pastayı tatlı olarak algılıyoruz ama o pasta makarna. Ekmek olmayınca ekmek unundan daha kaliteli ama daha ucuz olan makarnayı işaret eden Maria Antoinette, anlaşılamamanın kurbanı olmuş. N’apacaksın¿ Halkı eğiteceksin.

Maria Theresia 1717-1780 yılları arasında yaşamış bu kadın imparatorluğu ta 40 yıl avucunun içinde çekip çevirmiş, yönetmiş. Tarihte başka 3-4 Maria Theresia daha var. 1740 yılından ölümüne kadar geçen sürede Macaristan ve Bohemya Kraliçesi ve Avusturya Arşidüşesi unvanlarını elde etti. Ayrıca kocası I. Franz Kutsal Roma İmparatoru seçildikten sonra, o da Kutsal Roma İmparatoriçesi oldu.

Kutsal Roma İmparatoru II.Leopold’un, II. Joseph’in annesidir aynı zamanda. Kocası ölünce dul kaldı ve büyük oğlu II. Joseph’i imparator ilan etti. Maria Theresia kocasına karşı çok büyük bir saygınlık duyduğundan ölümüne kadar geçen 15 yıl boyunca matem elbisesi giydi. Franz Joseph söylediğine göre erkenden kalkar ve bütün gün çalışırmış. Adam işçi gibi çalışmaktan ne ailesine ne de güzel karısına tam ilgi ve sevgisini gösterememiş, verememiş. Oğlu ve karısından sonra 1916’da vefat etmiş.

Kaiserin Elisabeth, Joseph’in teyzekızı. Tanıştıracakken kendisi tanışıp eş olan bir kızcağız. Daha 16’sında kendini sarayda bir gelin hem de Maria Theresia’nın gibi bir kaynananın yanında buluyor. 10 tane görümce ve 6 tane kayınbirader. Mutsuz evliliğini anılarında kaleme alan, saraydan nefret eden ve kendini yalnızlığa, gezmelere ve de günlüklere vuran bir kraliçe. Topuklarına kadar uzanan saçları aklımdan hiç çıkmıyor. Bunları sütle yıkarmış şayet doğruysa.

Upuzun saçlarıyla çok güzel olan bu kadın neredeyse gününün 1/4’ünü saç bakımı ve süslenmek için ayırır, kocasıyla aynı sofrayı ve yatağı çok nadir paylaşırdı. Bol bol ata binerdi. Ailesine önem veren ama protokolü sevmeyen diyette olduğundan akşam yemeklerini kraliyet usullerine göre yemeyi tercih eden kocası Franz Joseph’i çoğunlukla yemekte yalnız bırakan SiSi, Aralık 1837’de Münih’te doğuyor ve Eylül 1898’de Cenevre’de öldürülüyor. Avusturya ile Macaristan arasındaki 1867 Uzlaşma’nın ardından, Haziran 1867’de Macaristan kraliçesi olarak da taç giyiyor.

Bavyera dükü Maximilian Joseph’in kızı iken Ağustos 1853’te, o zaman 23 yaşında olan kuzeni Franz Joseph’le karşılaşıyor, evleniyorlar. Maria Theresia’nın gelini SiSi, 1.70’in üstünde ve yaklaşık 50 kilo olan bir hanımefendi daha fazla kilo almamak için bazen yediğini çıkarır, uzun yürüyüşlere çıkar ve elinden geldiğince zayıf kalmaya çalışırmış. İzmir Heykel’de de bir zamanlar Si-Si Pastanesi vardı. Çağrışım yaptı, sebebini bilmiyorum. Bigudilerinden tırnak törpüsüne kadar her şeyin sergilendiği Müze’de göremediğim eşyalar arasında kıyafetlerinden bazılarının ya depoda ya da başka yerde sergide olduğunu düşünüyorum. Veya bakıma alınmış da olabilir. Belki de en hazin cisim ise İtalya’da uğradığı saldırıda ölümüne sebep olan hançer.

Avusturya kraliyet kurallarına göre akşam yemeği birlikte yenir ve sofra adabına göre masanın ortasının hiçbir zaman boş kalmamasına özen gösterilir, mum, çiçek ve diğer bazı yiyeceklerle süslenirmiş. Sofrada gümüş takım olur, aile yemeklerinde geleneksel Avusturya ama protokol yemeklerinde Fransız mutfağı tercih edilirmiş. İmparator genelde şinitzel yer, imparatoriçe ise sebze ağırlıklı beslenirmiş. Viyana Kuşatması’ndan sonra da biz Türklerden öğrendikleri kahve de sarayın baş içeceği olmuş.

Aynı zamanda teyzesi olan kayınvalidesi ile yıldızları hiç barışmayan SiSi’nin gerekse eşinden göremediği ilgi, kayınvalidesinden yediği zılgıt ve de sıkıcı saray halkına karşı hislerini günlüğüne yansıtmış. Bu arada söylendiğine göre Mozart, ilk konserini daha 6 yaşındayken Maria Theresia’nın huzurunda vermiş ve İmparatoriçenin büyük beğenisini kazanmış. Hatta Maria Theresia, Mozart’tın gün gelip çok büyük bir sanatçı olacağını çevresine söylemiş. Bu yüzden onun saray tablolarından birinde resmedilmesini ister. Bu sarayın ve hanedanın prestiji için gereklidir imparatoriçeye göre.

Bundan başka Napolyon’a ait bir kısımda sarayda mevcut. Napolyon oğlunu Avusturya’daki amcasının yanına eğitim için göndermiş ve kendisi de saraya ara sıra teşrif etmiş. Yalnız oğlu burada 21 yaşında ölmüş.

Sürecek…


(Doğa Müzesi)

(Graben Sokak Çalgıcıları)

 

2016-08-29
Haber Arşivi
Turizm Haberleri

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL