Musakka ile başlayan yazısını Türk Mutfağının dünya çapındaki eşsiz lezzetlerinden, dünya mitolojisiyle karşılaştırıldığında Anadolu coğrafyası  zenginliğine, Noel geleneğinden, sahip olduğumuz somut ve somut olmayan kültürel miraslara kadar geniş bir yelpazede değerlendiren yazarımız A. Nejat Şardağı; Turizmin gerçek değerinin altını çiziyor. Keyifli okumalar..

A.NEJAT ŞARDAĞI-ENAT-Türkiye Temsilcisi

MUSAKKA mı, MOUSSAKA mı?

Bir yılı bitirip yeni bir yıla başladığımız bugünlerde, içinde bulunduğumuz şartların ağır baskısı altında kıvranıp durmak yerine, oradan buradan birkaç konuyu deneyimli bir turizm emektarı olarak farklı bakış açısı ile yazıp, düşünürken eğlenebileceğimizi göstermek istedim.

M.Ö 5. yüzyılda Hindistan’da yetiştiği bilinen patlıcan sonraları tüm dünyaya yayılmış, günümüzde en çok tüketilen altıncı sebze konumuna yerleşmiştir.

Pek çok çocuk gibi ben de patlıcanı sevmezdim. Bunda sanırım az da olsa içinde bulunan nikotinin acımsı tadının etkisi vardı. Gençlik yıllarımdan sonra çok bilinen türlerinden, genellikle közlemesi yapılan bostan patlıcanı, kırktan fazla yemeği pişirilen kemer patlıcanı, bizim evin vazgeçilmez lezzetlerinden oldu.

Ben patlıcanları alacalı soyarak önce tuzlu suda dinlendirip sonra hafifçe sıkarak acı suyundan arındırıyorum. Daha sonra doğrudan kızgın yağda kızartmıyor, fırça ile yağlayıp fırında pişirmeyi tercih ederek fazla yağ çekmesini önlüyorum.

Bu son satırı destekleyen bir görsel hayal ettiğimizde, gastronomi uzmanından gıda mühendisine, aşçısından ev hanımı ve hane halkına herkesin söyleyecek sözü olduğuna inanıyorum.

Moussaka denildiğinde ise tartışmanın daha dar ama daha sert (Yunan-Türk) çerçevede kalacağını düşünüyorum. Yani patlıcan temelli sadece bir yemekten bahsedilirse çok daha dar bir alanda top çevrilecektir.

Pizza ve burger’den sonra dönerin dünyayı fethedip markalaşmasındaki en önemli etken bence başlı başına bir yiyecek “Fast Food” (hızlı yemek) olarak zamanı çok  değerli (!!!) kişilere sunulabilmesidir. Türk Mutfağı, dönerden çok önce markalaşmış Türk tatlılarının da yardımı ile tanınabilirliğini arttırmış ve halen hızla arttırmaktadır.

Tadına doyulmayan sütlü ve hamur tatlılarının, batının pastalarından en önemli farkı görselliğidir.

Bizim zenginliğimiz, saray, köprü, kule gibi tarihi, mimari eserlerle ve Türk Mutfağı ürünleri ile sınırlı değildir, hele bir tabak musakka ile hiç değildir.

Paha biçilemez, bizi biz yapan kültür ürünlerimiz, sözlü ve yazılı eserler ve o eserlerin yaratıcısı kimi zaman bir halk ozanı, kimi zaman bilim insanlarımızdır.

Anadolu ve Türk mitologyasının toplamı, tüm dünya mitologyalarından fazladır. Sadece medeniyetlerin isimleri bile bu sayfaya sığmaz.

Bu günlerde Hristiyan aleminin bayramı Noel’le tüm dünyada kutlanan yeni yılın vazgeçilmezi çam ağacını süsleme geleneğinin, Orta Asya Türkleri tarafından binlerce yıldır sürdürülmekte olduğunu ve Hayat Ağacı mitologyasına dayandığını söylemekte değerli Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ.

Bu geleneğin Hristiyan değerlerinin tartışıldığı İznik Konsili’nden sonra (M.S 325) Hristiyan dünyasında da kabul gördüğünü ifade etmektedir.

Kültür mirası somut olduğu kadar somut olmayan eserleri ve doğal güzellikleri de kapsadığı için ulusal olanlar kadar evrensel olanları da önemsemek gerekir.

Elmanın, dünyada 6500, Türkiye’de ise 500 çeşidi olduğu söylenir. Kaşıkçı Elması denilince Amasya elması gibi bir tür anlamayız ya da programında hipodrom ziyaretini gören bir rehber grubunu Sultan Ahmet Meydanı yerine at yarışına götürmez. Burada somut ve somut olmayan kültürel mirası görürüz ki tüm bu değerlere sahip çıkmanın yolu, Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Kültür Varlıkları Koruma Yüksek Kurulu’nun işbirliği yapmasından geçer. Yüzden fazla somut olmayan kültürel varlık envanteri, uygulaması olmasa bile içeriği yani teorik bilgisi ders programlarına alınmalıdır. Bu eğitimi alan çocuk ve gençlerimiz sadece sahip çıkmayacak, sürdürülebilir turizm ilkelerine uygun olarak bu değerlere katma değer yaratma yöntemlerini de araştıracaklardır.

Son söz:

Turizmin gerçek değeri, toplumlararası barışın, kültürün ve iletişimin temeli olmasından gelir ki paha biçilememesi bundandır.