Güncel

TUREB, Rehber Odaları ve Rehberler arasındaki iletişimsizlik en büyük sorun..!

6326 sayılı Rehberlik Meslek Yasası’nda planlanan yeni düzenlemelerle ilgili  Bakanlık düzeyinde yapılan toplantıların gazetemizde gündeme getirilmesinin ardından başlayan tartışmalar  Meslek örgütü TUREB, Rehber Odaları ve rehberler arasındaki iletişim, bilgi akışı..

TUREB, Rehber Odaları ve Rehberler arasındaki iletişimsizlik en büyük sorun..!

6326 sayılı Rehberlik Meslek Yasası’nda planlanan yeni düzenlemelerle ilgili  Bakanlık düzeyinde yapılan toplantıların gazetemizde gündeme getirilmesinin ardından başlayan tartışmalar  Meslek örgütü TUREB, Rehber Odaları ve rehberler arasındaki iletişim, bilgi akışı ve ortak hareket etme noktasındaki  yetersizliği de net bir şekilde ortaya çıkardı. Deneyimli rehber Hakan Eğinlioğlu gündemi, yaşanan sorunları ve çözümlerini turizmhaberleri.com için değerlendirdi.

HAKAN EĞİNLİOĞLU-İSTANBUL

Rehber camiası bir taraftan pandemi döneminin ağır ekonomik ve psikolojik sorunları ile boğuşurken, öte yandan, bir de “rehberlik meslek yasasındaki” değişikliklerin dayatıldığı bir sürecin içinde buldu kendisini. En önemlisi, bu “revizyonu” meslek kuruluşlarından değil de, bir rehber – acentecinin kamuoyu açıklaması ve bilgilendirmelerinden duymuş oldu.

Başlangıçta,  itiraf etmeliyim ki ben dahil pek çoğumuz o kişinin arzu ve hezeyanlarının eseri diye düşündük bu yazılıp çizilenleri. Ortalık acenteciler ile rehberlerin birbirlerine yönelttiği  hakaret ve küfürlerden geçilmiyordu. “Ne oluyoruz? Neler dönüyor?” diye sormaya başladık. Bilgilendirilmek tüm rehberlerin hakkıydı. Sonuçta iş doğrudan rehberlerin hak ve çıkarlarına gidiyordu ve tenceresinde pişecek aşına, ekmeğine yansıyacaktı.

“Bilgilendirin, şeffaf olun, dik durun ve katılımcı olun” diye geniş ölçekli bir imza kampanyası ile TUREB ve odalara çağrıda bulunduk. Kısa sürede toplanan 850 meslektaşın imzası ile e posta yoluyla bu çağrı Birlik ve rehber odalarına ayrıca iletildi. Odalar da Birliğe “ne oluyor?” tarzında acil toplantı önerince, anladık ki, birlik ile odalar arasında da bilgi akışı ve iletişimde bir sorun var. O toplantıdan sonra kamuoyuna deklare edilen açıklama süreç hakkında hiçbir bilgi vermese de, Cem Polatoğlu’nun açıklamalarının muhteviyatının doğruluğunu ispatlıyordu. Tek farkı, “her şey kontrol altında,  endişe edilecek bir durum yok, bize güvenin” mesajı verilmişti.

Oda başkanları ile kişisel görüşmelerimde, “tatmin olmadan kalktık” ile başlayan ve Birlik yönetiminin süreci kapalı kapılar ardında sürdürmüş olması, odalara bilgilendirme yapmaması ya da yeterli bilgilendirmenin yapılmaması hususlarında ciddi rahatsızlıklarına ve eleştirilerine tanık oldum. Ama ne hikmetse, bu endişeler üyeleri rehberlere açıktan ulaşamıyordu. Kimi odalar sadece delegeleri ile bir iki Oda da tüm üyelerine açık ama yine de “ölçülü” açıklamalar yapmıştı. Bakanlık dahil her yerden süreci, konuşulanları teyit ederken ve maddelerden bile haberdar olurken, tüm turizm gazeteleri madde madde müzakere konularını yazarken, AYRINTILI, net ve açık bir bilgilendirme ne TUREB’den, ne de Odalardan şu ana kadar gelmedi. Gözümden kaçan varsa kusura bakılmasın.

Tüm TUREB delegelerini bir arada toparlayıp süreci tartışmak üzere bir WhatsApp grubu kurulup, birbirinden kopuk ve sadece kendi oda yönetimlerinin bahşettiği kadar bilgilenen delegelerin kendi arasında tartışmaya başlaması, olan biteni sorgulaması ve üstüne üstlük bir online toplantı düzenlemek istemesi üzerine apar topar TUREB tüm delegelere yönelik bir Zoom toplantısıyaptı.  Bu toplantı uzun bir Alan Kılavuzluğu tarihçesi ve yıllarca  ne kadar yoğun konu üzerinde çaba sarf edildiği, Cumhurbaşkanı hariç herkesle görüşüldüğü, her makama erişebildikleri ama ani bir hamleyle yasanın geçtiği ifade edildi.

Tartışma  bahsi geçen şahsa ve yasa revizyonuna da geldi. Bu kişinin kendi hezeyanlarına cevap verilmediği,  muhatap alınmayacağı, Bakanın görüşmeleri açık etmeyin dediğini, bu yüzden görüşmelerin duyurulmadığını, ortada imzalanan bir metin ya da taslağın olmadığı söylendi.  Tartışmalar yer yer kişiselleşmeye, kendilerine güven duyulması gerektiğine, hiç bir yönetimin rehberin aleyhine karar vermeyeceğine dayandı. Ana konu Türkçe rehberlikti. Burada da termiloji düzeltmesi yapıldı. Doğru kullanımın “yabancı dil bilmeyen rehberlik ” olması gerektiği vurgulandı.

Peki bu ilgili görüşmelerde yalnızca bu konu mu görüşülmüştü?

Ortada hiç detay maalesef yok. Hep kısa ve geçiştirmelik yanıtlar. Askeri terminolojiyi çok başarılı kullanan TUREB yöneticisi arkadaş ülkenin bulunduğu zor koşullara değindi ve bu koşullarda her şeyin yapılamayacağı hususunun altını çizdi. Anlaşılan şu ki, biz elimizden geleni yaptık.  Ama adamlar çok güçlü abi. Biz de aşamadık olacak sonuç. Ha, Türkçe rehberliğin çıkmayacağını düşündüklerini bir kaç kez ifade ettiler. Ben de öyle düşünüyorum ama farklı bir biçimde bu konuda yol alınacak. Ona da eminim.

Son olarak, bu delegeler toplantısında, rehberlerin yeterince kendilerini kamuoyuna tanıtamadıkları ve meslek kuruluşlarının bu konuda neler yapması gerektiği hususu tartışıldı.

Kısacası, Polatoğlu’nun kamuoyuna provokatif biçimde ama detaylı bilgilendirmesinden bu toplantıda eser yoktu. WhatsApp grubundaki tartışmalar ise toplantı sonrası da devam etti. Bir TUREB yöneticisi “üzerinde uzlaşılan konular önemsiz şeylerdi” dedi. Noktalar, virgüller falan… Olsun bir yazın, görelim. Hayır, herkes öğrenir, iş sulanır, bu doğru olmaz. İyi de sizin dışınızda herkes yazıyor,  çiziyor. Rehberler dışında herkes neredeyse bilgi sahibi ve üstelik bu rehberlerin yasası.

Bir ilginç cevap da o yönetici arkadaştan geldi: “Bakanlığa gönderince paylaşacağız.” Yahu, taslağımız Bakana gittikten sonra, iş o aşamaya geldikten sonra neyi tartışacağız? Şu ana kadar halen belirlenmiş bir görüşünüz, odalar ile mutabık kaldığınız maddeler hiç yok mu? Biz odaları gerektiği anda bilgilendirdik dediler. Odalar bilgilendiğine eminse o zaman üyeleri ile uygun biçimde bu hususları paylaşmalı. Değilse de söylemeli. Karşı olduğu maddeleri, ifadeleri net biçimde deklare etmeli. Sadece delegeler değil tüm rehberler bilgi sahibi olmalı.

Birlik olsun, Odalar olsun tüm yöneticiler rehberlerden kendilerine “güven” duyulmasını bekliyorlar. Eğer güven duyulmasını istiyorsa bir kişi “şeffaf” olmalı. Ortalıkta hamaset ve kargaşa varsa, bu sorunun doğru ve yeterince bilgilendirme ile ortadan kalkacağını bilmeli. Katılımcı olmalı. Odalara bilgi verilmeli. Fikri alınmalı. Aynı ilişki oda ve delegeleri arasında olmalı. Delegeler de, Oda ve Birlik gerekli bilgilendirme yapılmıyorsa, mutlaka seçilerek geldiği meslektaşlarına bu açıklamaları yapmalı. Doğru bilgilendirme ve bu şekilde işleyen bir mekanizma “güven” duyulmasını sağlar. Bu camianın dayanışması için esastır. Dayanışma içinde olan, birbiri ile omuz omuza, yürek yüreğe olan bir mesleği hiç kimse yıkamaz. Yöneticiler sırtını sağlam bir duvara dayamak istiyorsa, o duvar bizzat meslektaşlarıdır.

Rehber kuruluşlarının tavrındaki bu gizlilik, çekingenlik, yöneticilerin kendilerini bir meslek kuruluşu yöneticisi olarak değil de, bir bürokrat gibi görmelerinden kaynaklanıyor. Bunun en büyük ve çarpıcı kanıtı, geçenlerde,  Ankara’da Birlik ve 12 Oda arasında yapılan acil toplantıdan sonra kaleme alınan ortak açıklamanın metninde yer alıyor. “Bakanın talimatıyla” görüşmeler başladı denilmiş.  “Talimat” nedir arkadaş? Bakan meslek kuruluşlarına talimat veremez. Toplantıya “davet” eder. Talimat kışlada komutandan astına, şirkette patrondan çalışanına, bürokraside yukarıdan aşağıya verilir. Görüyoruz ki, biz hala gerçek bir meslek kuruluşu tavrına sahip olamamışız. Hala kendimizi Bakanlığın “rehberlik işleri müdürlüğü ” gibi görüyoruz. Tabi ki komutanın ya da patronun talimatına karşı gelemezsin. Hayır,  bunlar kabul edilemez diyemezsin. Talimatı almışsın bir kere.

Şimdi son olarak tüm meslektaşlara teyit edilmiş  (meslek kuruluşlarımızın aksi söylemine rağmen) bazı hususlara kısaca değineceğim:

– Ortada ham bir taslak VAR. Üstelik bir kaç madde dışında UZLAŞILMIŞ. 

 – Cem Polatoğlu’nu muhatap görmeyen TUREB, resmen Eylül – Ekim ayından beri Bakanla ya da kendi aralarında olmak üzere beş kez, içinde Polatoğlu’nun da olduğu, kurumsal bir yapısı olmayan TURSAPNET ile müzakerelerde bulunmuş. 

 – TURSAPNET ve TURSAB’ ın özellikle  Sedat Bornovalı’nın bu görüşmelere iştirak etmesini istediği ve son görüşmelerde Bornovalı’nın da olduğu.

 – Suat Tural’ın uzlaşmaz tavrından şikayetçi olan acenteciler, öte yandan uzlaşmacı yapısından ötürü Sedat Bornovalı’yı ayrı bir yere koyuyorlar.

 – Tam 20 madde üzerinde uzlaşılmış. Ama bunları BİLMİYORUZ. 

 – Eğer taraflar kendi aralarında anlaşamazsa,  Bakan bu tartışılan maddeleri kendi istedikleri gibi çıkaracağını belirtmiş. 

 – Bakan, başlangıçta, henüz görüşmeler yeni başlarken “taslak oluşuncaya kadar bunlar paylaşılmasın” demiş. 8 Şubattan sonra ki artık ortada bir taslak mevcut, “bunları paylaşın” demiş. Polatoğlu da o andan itibaren paylaşmış. Bizimkiler  rehberler esip gürleyince, o da gıdım gıdım görüşme konularını paylaşmaya başladı. Yine de pek çok konu açık değil. 

Şimdi,  şu hususların altını çizelim:

– Türkçe rehberlik büyük olasılıkla çıkmayacak, ama kuşkusuz, yerli gruplarla çalışan rehberler için düşük miktarda bir yevmiye kalemi oluşacak. 

 – Türkçe rehberlik konusu sürekli ön plana çıkarken, bu ingoing yapan acenteleri doğal olarak ilgilendirdiğinden, daha da önemli konular arka planda tutuluyor.

 – Mesela, “eğitim gezileri ve kurs açma” hakkı bugün TUREB ‘in kontrolünde,  yani TUREB onay vermediğinde Bakanlık kurs açamıyor.  Eğer, o “noktalı, virgüllü önemsiz olarak ifade edilen biçimde,  “Eğitim gezileri ve kurs açma yetkisi TUREB  VE / VEYA BAKANLIK a aittir” diye bir madde geçerse,  cümleten geçmiş olsun.

 – Bir başkası, rehber kuruluşları kolluk gücü alarak kendi başına “denetim” yapma hakkına sahip. Bunu Bakanlık ve il müdürlükleri ile birlikte de yapabilir. Burada, “tek başına yapılması” ifadesi kalkıp “Bakanlık,  TUREB ve TURSAB ile birlikte yaparlar” diye geçerse ona da geçmiş olsun. İl müdürlüklüleri ile yapılan denetimlerin verimsizliği ortada. 

 – Sadece Ören Yeri, Şehir Turu ve Müzelerde Rehber alma zorunluluğu gelirse, ona da geçmiş olsun. 

 – Polatoğlu rehberlere karşı olmadıklarını,  hatta Birliğin bile söylemediği bazı düzeltmeleri kendilerinin yaptığını iddia ederken sol gösterip sağ vuruyor. Mesela şu;  “Gelir Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanununun 66/5 kanun maddesine göre Rehberlerin tabi oldukları iş kolu; EBE, SÜNNETÇİ, ARZUHALCİLER, SAĞLIK MEMURLARI ile aynı kategoridedir. Bu konum, Sigortalılık ve Vergi Durumu yeniden revize edilerek düzeltilmelidir” dedik diyor. Bu tuzak bir hediye paketidir. 

 -Rehberlerin belli periyotlarda gerek bilgi gerek dil yeterliliğinin ölçülmesi için sınava tabi olması, bunun belki birliğe ekstra bir sınav geliri kazandırması heyecanı da umarız gerçekleşmez.  

Süreci endişe ile takip eden, kuşkularını dile getiren ve eleştiren rehberlere şu beylik soru soruluyor: “Bize niye güvenmiyorsunuz? Hiç bir yönetici, oda ya da Birlik rehber aleyhine hareket eder mi?” Elbette etmez. Etmemeli de. Buradaki ince husus şu; ” eğer senin mesleğe bakışın, konulara yaklaşımın,  izlediğin strateji her ne kadar senin doğrun olarak” ifade etsen de, bu durum hak ve çıkarlarımızda bize mevzi kaybettiriyor ve budanmalara neden oluyorsa bunun karşılığı, kusura bakılmasın, benim gibi pek çok rehber için ödün verilmesi anlamına gelir. Dik durulmadığı anlamına gelir. Eğer yöneticiler içinde “aman, Türkçe rehberlik önemli mi ki? Çıksa ne olur?” diyen varsa, “karşı taraf çok güçlü. Bir iki rötuşlu ödün verip diğer haklarımızı garantiye alırız” diyen varsa – ki olduğunu düşünmek bile istemem- bunun adı ödün vermektir. Dik durmamaktır. Cici rehberler olmak, Bakanlığa kötü görünmemek bir teslimiyet ya da bürokrat tavırdır. Meslek odası yöneticileri herşeyden önce cesur olmak zorundadır. Meslek yöneticiliği akademik ya da bir şirket yöneticiliğinden farklıdır. Ateşten gömlek giymektir yeri geldiğinde.

Bir de şu hususu anımsatmak isterim; bir Birlik ya da Oda sadece başkandan ibaret değildir. Kararlar yönetim kuruluyla alınır. Eğer ortada kafaları karıştıran ya da vicdanın elvermediği bir karar alınıyorsa,  rahatsız olan kişi mutlak gerekçesini kısaca yazarak ŞERH koymalıdır. Başkan dahi şerh düşebilir. Birlik hoşa gitmeyen bir kararın altına imza atmak zorunda kalmışsa, herhangi bir Oda buna karşı kendi kararını kamuoyu ile paylaşabilir ve bu kararı karar defterine yazabilir. Bunlar demokratik haktır. İleride kişileri vicdanları ile özgür kılar. Ben bunları anımsatmış olsam da, gerçekte böyle durumların yaşanmayacağı sürecin üstesinden gelebileceğimize inanıyorum. Mücadelenin her zaman “meslek disiplini” içinde, TUREB önderliğinde, Odalar ve tüm rehberler nezdinde uyum içinde başarıya ulaşacağını biliyorum. Tüm yönetici arkadaşlarıma ve rehber camiasına sevgi ve dayanışma ile saygılarımı sunuyorum.

YORUMLAR (1)

  1. N.Nebil ALTINEL diyorki:

    Hakan yazdıklarının hepsi son derece önemli çünkü uyarıcı mahiyette. Bunun yanında idareci-temsilci sıfatı olanlar insanlara bize güvenin demekle güven ortamını tesis edemezler. Bunun tesisi somut konularda alınan kararlara dayanır. Güveni, isabetli bir şekilde belirttiğin üzere şeffaflık, zamanında bilgilendirme ile olur. Birlik başkanının çok daha fevkinde insanlardan ne garantiler aldık geçmişte. Misal mi? 82 Anayasasına da Kenan Evren “ben bu anayasaya kefilim” demişti.

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL