Sürdürülebilir Turizm

NİLÜFER YÜCEDAĞ: ŞEHİRLER BİYOLÜMİNESANS İLE AYDINLATILMAYA BAŞLIYOR

NİLÜFER YÜCEDAĞ: ŞEHİRLER BİYOLÜMİNESANS İLE AYDINLATILMAYA BAŞLIYOR

BİYOLÜMİNESANS,

ŞEHİRLERİ AYDINLATMAYA BAŞLIYOR

 

Doğal aydınlatma konusunda bir çok deneysel çalışma devam ediyor. Kentler artık sürdürülebilir ve daha tasarruflu olan doğal aydınlatma ile ışıklandırılacak. Hatta biyolüminesans ile ışık veren banklar gibi sokak mobilyaları  tasarlanmaya başlandı.

Bu konu aslında yeni değil. Eskiden kömür madenlerinde aydınlatma olarak, madende bir tehlike arz etmediği için ateşböceklerini kullanırlardı.

Parlayan mantarlar ise Hindistan’da sık ormanları aydınlatmak için yıllardır kullanılıyor. 

Rambouillet belediyesi, Fransız start-up Glowee ile şehri “tam ölçekli bir biyolüminesans laboratuvarına” dönüştürmek için bir ortaklık imzaladı. Kentin elektrik şirketi de bu konuda Glowee’nin destekçilerinden.

Glowee, şu anda 40 şehir ile de biyolüminesans ışıklandırma projesi için görüşme halinde.

 

Deniz canlılarından  ateşböceklerine kadar düzinelerce organizmanın yaydığı biyolüminesans, onların doğal dünyada görülmelerine yardımcı olur.

Ama onları şehirlerimizi aydınlatmak için kullanabilir miyiz?

Ağaçlarla çevrili André Thomé et Jacqueline Thomé-Patenôtre geceleri yakında  biyolüminesans ile aydınlatılacak. Bu eterik deneyler, başkentin Roissy-Charles-de-Gaulle havaalanı da dahil olmak üzere Fransa genelinde devam ediyor.

Ancak, standart sokak lambalarının aksine, bu diğer dünyaya ait ışıklar, biyolüminesans olarak bilinen bir süreç aracılığıyla canlı organizmalar tarafından çalıştırılıyor.

Bir organizmanın vücudundaki kimyasal reaksiyonların ışık ürettiği bu olay, doğada birçok yerde gözlemlenebilir

Ateşböcekleri, mantarlar, deniz canlıları ve balıklar gibi çeşitli organizmalar, biyolüminesans yoluyla parlama yeteneğine sahiptir ve açık denizlerdeki canlıların %76’sında bu özellik bulunur.

Doğal dünyada biyolüminesansın kullanımları geniştir. Ateşböcekleri, eşlerini çekmek için yanarken, bazı alg türleri kendisini çevreleyen su bozulduğunda parlar. Deniz yosunları; dalgalar, tekneler veya yüzücüler tarafından rahatsız edildiklerinde suda ürkütücü bir parıltı üretebilir.

Bazı ateşböcekleri, bazı salyangozlar sarı renkte parlar. Amerika’ya özgü “railroad warm” isimli solucanın noktalı bir desenle hem kırmızı hem de yeşilimsi bir sarıya dönüşüp geceleri trene benzeyen bir görüntü oluşturduğu biliniyor.

Rambouillet’teki projenin arkasındaki Fransız start-up Glowee’nin kurucusu Sandra Rey: “Amacımız şehirlerin ışığı kullanma şeklini değiştirmek” diyor. “Vatandaşlara, çevreye ve biyolojik çeşitliliğe daha fazla saygı duyan bir ortam yaratmak ve bu yeni ışık felsefesini gerçek bir alternatif olarak empoze etmek istiyoruz.”

Rey ve Rey gibi düşünenler, bakteriler tarafından üretilen biyolüminesansın, hayatımızı aydınlatmak için enerji açısından verimli, sürdürülebilir bir yol olabileceğini ve halen ışık üretme şeklimizin, 1879 yılında ilk ampulün geliştirilmesinden bu yana çok az değiştiğini savunuyorlar. 1960’larda ortaya çıkan LED ampul, aydınlatmada işletme maliyetlerini önemli ölçüde azaltırken, hala büyük ölçüde fosil yakıtların yakılmasıyla üretilen elektriğe bağlı.

Glowee’nin ışıkları şu anda yalnızca etkinlikler için standart tüplerde mevcut olsa da, şirket yakında yerleşik aydınlatmalı dış mekan bankları gibi çeşitli türlerde sokak mobilyaları üretmeyi planlıyor.

2019’da Rambouillet belediyesi, Glowee ile bir ortaklık imzaladı ve şehri “tam ölçekli bir biyolüminesans laboratuvarına” dönüştürmek için 100.000 € yatırım yaptı.

Rambouillet’in kamusal alanlarının başkanı Guillaume Douet, deneyin başarılı olması durumunda ülke çapında bir dönüşüme yol açabileceğine inanıyor. Douet: “Prototip gerçekten işe yararsa, onu büyük ölçekli bir dağıtıma getirebilir ve mevcut aydınlatma sistemlerini değiştirebiliriz.” diyor.

Ancak biyolüminesansın keşfi yeni değil. M.Ö. 350 de, Yunan filozof Aristoteles, parlayan solucanlarda ve ateşböceklerinde biyolüminesansı bir tür soğuk ışık olarak tanımladı. Kömür madencileri, herhangi bir tür alevin – hatta bir mum veya fenerin bile – ölümcül bir patlamayı tetikleyebileceği madenlerde aydınlatma olarak ateşböceklerini kullandılar. Bu arada parlayan mantarlar Hindistan’da bulunan kabileler tarafından sık ormanları aydınlatmak için yıllardır kullanılıyor.

Yine de Glowee, dünyada bu deney düzeyine ulaşan ilk şirket. Fransa, Belçika, İsviçre ve Portekiz’le birlikte  40 şehirle görüşme halinde olduğunu da söylüyor. Fransa’nın elektrik şebekesini yöneten büyük ölçüde devlet tarafından işletilen bir şirket olan ERDF, Glowee’nin destekçileri arasında yer alıyor.

Avrupa Komisyonu 1,7 milyon € finansman sağladı ve Fransa Ulusal Sağlık ve Tıbbi Araştırma Enstitüsü (Inserm) teknik destek verdi.

Bununla birlikte, Vanderbilt Üniversitesi’nde biyolojik bilimler profesörü olan Carl Johnson, biyolüminesansın büyük ölçekli dağıtım için yeşil ışık yakabilmesinden önce hala ciddi zorlukların olduğuna inanıyor.

Glowee’den Rey, önündeki bu zorlukları kabul ediyor, ancak hem ekolojik hem de ekonomik olarak faydalarını  ve gelecekte şehirlerin bakteriyel mavi ışıkla aydınlandığını görebilecekleri konusunda ısrar ediyor.

30 yıl önce ateşböceklerinden bir gen kullanarak ilk ışıldayan bitkiyi yaratan bilim insanı olan  Keith Wood, teknolojinin kısmen LED’ler gibi yapay aydınlatmanın yerini alabileceğini söylüyor. Ayrıca daha yakın bir tarihte Oplophorus gracilirostris karidesinde bulunan bir lusiferazın genetik yapısını değiştirerek parlaklığının 2,5 milyon kat artırılabileceğini keşfetti. Araştırmacıların NanoLuc adını verdiği ortaya çıkan enzim, ateşböceklerinde bulunan lusiferazlardan da 150 kat daha parlak. (BBC)

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL